TARİHİN UNUTULMUŞ SAHİFELERİ*
Musa Carullah BIGI
Çevirim Yazı: İsmail TÜRKOĞLU
Sultan Aziz'in Öldürülmesine Asıl Sebep Neydi?
Tarihin çok mühim safları unutulmuş, bazen ihmal edilmiş,
yahut siyaset ifritlerinin sihirleri ile gizli bırakılmış olabilir.
Abdülaziz'in öldürülmesi de tarih sayfalarında gizli ve esrarlı kalmıştır.
Saray müverrihleri Aziz'in israflarından, Rus sefiri elinde ihtiyar bir kukla
olmasından, bönlüğünden ve büyük sefahatinden bahsettikleri herkesçe malûm¬dur.
Müverrihlerin haklı olma ihtimalleri inkar edilemez ve siyaset oyunlanndan
gaflet cihetiyle ağızda dolaşan haberleri, yahut uydurulmuş sözleri kabul etmek
hususlannda az çok mazur olabilseler de, böyle meseleleri teftiş etmek her
Türkün hakkı olduğu gibi basiret sahiplerinin vazifeleridir. Sultan Aziz'in
öldürülmesi sırnnı biraz halledebilecek hatıralar bende vardır. Bazılannı beyan
edeyim:
Evvela: Aziz'in o kadar israfçı olmadığı ikrap ihtimaldir.
İsrafçılık sözleri bilinen bir uydurmadır. Padişahın aklı, devletinin ve
ordulanmn kuvvetiyle takdir edilir. Devletin en kuvvetli bahriyesi Aziz
devrinde idi. O vakit Türk kuvve-i bahriye dünyada ikinci de¬recede idi. Bütün
ordunun muntazam 500.000 askeri de müsbet idi. İstese o anda yanm milyon
gönüllü asker vermeye Osmanlılar muktedir idi. Aziz'in şahadeti sonunda aynı
kuvvet Tuna Maharebesi'nde bunu isbat etmişti. Devlet emrine ihtimam ederdi.
Mısır'a, Avrupa'ya seyahatleri de elbette boşuna değildi. Her ne kadar
vesikalan elimde yok idiy¬se de Aziz'in siyasi efkanna, tedbirlerine dair
şifahi rivayetler ehemmiyetli hakikatlere şahit olabilir. İhtimal masaldır,
lakin halkın masallan diplomatlann uydurma şaiyalann-dan ziyade hakikat
olabilir.
Aziz devrinde nüfus 40 milyon kadar tahmin edilirdi.. Edirne
vilayeti istisna edilir¬se, Avrupa kısmında ekseriyet Ulah, Karabağ, Hırvat,
Bulgar, Sırp, Macar gibi Hristiyan idi. Her dakikada isyanlara hazır
milletlerdi. O vilayetlerin Türkleri ise gayet cahil ve ekseriyetle fakir idi.
Lakin Müslüman oldukları için milli hakimiyet kuvveti sayesin¬de benlikleri
oldukça kuvvetli, dinlerine muhabbetleri de kavi idi. Diğer taraftan da
Hristiyan devletleriyle hemsâye (komşu) olmak cihetiyle memleket dahilinde her
yerde Hristiyanlann misyonerleri, papazları, rahibeleri her taraftan hulul
etmiş, büyük bir faa¬liyetle hem dinî adavetlerini (intikamlarını), hem de
siyasi alçaklıklarını telkin ederlerdi. Devletin zararına eşkiya terbiye ederler,
Hristiyanlan ihtilallere davet ederlerdi.
Ecnebi devletlerin Müslümanlarla meskûn vilâyetlerine bir
Türk gidebilmezdi. Ka¬nunen yasak değilse de fiilen yasak idi. Osmanlı devleti
oralara bir konsül bile göndere¬mezdi. Kazan'da bir konsol bulundurmak için
Osmanlı hükümeti defaatle teşebbüs ettiy¬se de Rusya hükümeti buna muvafakat
etmedi. Osmanlı vilayetlerinde.ise, Rus konso¬loshaneleri, mektepleri her yerde
bulunurdu. Her biri fitne ocakları idi.
Ecnebi devletlere tâbi Müslümanlar, Müslümanlık iddialarında
bulunan adamlar,
Os¬manlı memleketine gelirken, Hristiyan hükümetlerinin
himayesi ile iftihar ederlerdi.
Tu¬nus, Fas, Cezayir Arapları Fransız himayesi ile, Rusya
Müslümanları Rusya himayesi ile
iftihar ederek "bizim Rusyamız" derlerdi. Hatta şu
gün bile böyledir. Hatta Hristiyan
memleketlerinin tecavüzlerinden kaçarak dinlerini muhafaza
için Osmanlı'ya hicret et¬miş oldukları halde, Osmanlı kânunlarına itaat
etmemek maksadı ile tebaalık pasaportla¬rını muhafaza ederlerdi. İsteyerek
konsoloshanelerine de iltica ederlerdi.
Sultan Aziz bütün bu hallere vâkıf olup ecnebi devlet
Müslümanları ile münasebet yollarını aramış. Bir misal; 1870 senesinde
Petropavlovsk şehrinden Abdülbârı Ahunt, Hacca giderken halife huzuruna kabul
kılınıp, büyük iltifat görmüştü. Geri dönüşünde yine Padişahın sarayına misafir
olması emrini almıştı. Padişah, Ahunt cenaplarına şaha¬ne hediyeler verdikten
sonra Rusya ulemalarına on sandık kadar kütüb-i diniyye ihsan etmişti. 1871
senesinde Erbet panayırında Cuma hutbesinde Halife hazretlerinin büyük
selamlarını Müslümanlara eriştirdi. Hediyelerini de tacirler vasıtasıyla
ulemalara gön¬derdi. Cumada ben de hazırdım.
Sultan Abdülaziz, Avrupalıların mel'un hilelerinden bîzâr
idi. Osmanlı ülkesinin tak¬
simi meselesi de siyasi mehâfelde müzâkere kılınırdı.
Çanakkale deseler, ağızlarından
sular akardı. Bosfor deseler yutkunurlardı. Ecnebi devlet
Müslümanları ile îcab-ı hale
göre münasebet tesis etmek imkanı da yok gibi idi.
Sultan Aziz'in Tedbiri
Bütün bu halleri tamâm anlamış, ehemmiyetlerini de idrak
etmiş halife Abdülaziz
bilmukabele bir siyaset tutmak mecburiyetlerini de fikir
etmiştin Büyük, kuvvetli iki
devlet arasına rekâbet-i ilkâ etmek, Rus İngiliz
diplomatları arasına "Altun alma atmak"
tedbirlerini düşünmüştür. Fikrin bütün ihtimallerini
düşündükten sonra, Rus sefiri Graf
İgnatyef, Sultan Aziz Hazretlerine; "Ekseriyeti
Hristiyan olan Rum ilinde Rus siyaseti
hâkim olup, Bahr-ı Ahmer kapılarında Rus bahriyesi bulunur
ise, Hindistan yollarını da
kapamak mümkün olur. Buna mukabil Türkistan'da Türk
siyasetinin hakim olmasını is¬
terseniz, Afgan, Hindistan birleşmesini de teinin emrinde
halife selahiyetli olursa, sizin
bizim bütün maksatlarımız temin edilmiş olur." demiş.
Yani, Balkanlar bedelinde bütün
Türkistan'ı almak fikrini söylemiştir. İgnatyef menfaatçi ve
hileci bir siyasiydi. Derhal
Petersburg'a hareket etmiş, talimat alıp, bütün selahiyetle
iki ay sonra İstanbul'a avdet et-
di. Büyük ehemmiyetle müzakereleri devam ettirmiş. Hatta
saray hademeleri arasında
mahsus adamlar temin edip, Sultanın her dakikasından haber
alırmış. Sultan ne tarafa gi¬
derse derhal o tarafa tevcih edip: "Padişahım çok
yaşa!" selamlarına halkla beraber her
yerde iştirak edermiş. Halife hazretleri de sefir
cenaplarına her vakit iltifat edermiş. Sefîr şerefine sarayda ziyafetler
verirmiş. Valide hazretleri tarafından da Rus sefiri defalarca kabul edilip
iltifatlarına nail olurmuş.
Rusya sefirinin Saray-ı Hümayun'da büyük iltifatlara
mazhariyeti başka sefirlerin dikkatlerini celp ederdi. Arada bir çok kötü
düşünce cereyan ederdi. Osmanlı devletiyle Rusya arasında hafî (gizli) muahede
akd kılınacağı da, hatta in'ikadı da söylenirdi. Avru¬pa devletlerine karşı
defai, İngiltere'ye karşı tecavüzi andlaşma in'ikadı isâ'a kılındıktan sonra Osmanlı
hükümeti böyle şayiaları o vakit tekzip etmişti. Kıymeti şekilde değil
e-sastadır. Şekil tekzip kılınmış ise, esas bakidir.
Yalan tarihte vaki olup, bugün tamamen unutulmuş büyük bir
meseleyi masal kabi¬linden hikaye ediyorum. Günümüz için ihtimal ehemmiyeti
azdır. Bilgili ve becerikli bir kimse her kıssadan az çok hisse, biraz ibret
alabilir. Eski masallar büyük hakikatleri ifa¬de edebilir. Eğer o hayal o vakit
vücut olmuş olsaydı, bugün Türkiye, Türkistan büyük bir kuvvet olurdu. Cihet
haritasında başka bir şekil almış olurdu.
Sultan Abdülaziz me'mûriyyeti mahsusa ile İstanbul'dan
Kaşgar'a 18 zabit ve iki ho¬ca göndermişti. Türk zabitleri Rusya yoluyla Çin
Türkistanına hareket etmişlerdi. Türk zabitlerinin merûruna hükümetin müsaadesi
şâyânı hayret bir haldir. Zabıtan senelerce kaldıktan sonra, siyasetler
tebedlül etmiş, netice hâsıl olamamıştı. Akibet, Ruslar tarafın¬dan zabıtanın
idam kılındıkları da bir vakit şa'i oldu. Lâkin daha sonra, zabitlerden beş
adam, Hamil zamanında geri döııebilmişlerdir. Afgan, İran yoluyla kaçarak
geldikleri söylenir. O zabıtların biri inkilâbı müteakip askeri müzede
kapıcılık ederdi. Müze müdü¬rü Muhtar Paşa o adamı bize takdim ederek, "Bu
da bizim askeri müzemizin kıymetli antikalanndandır. Sultan Abdülaziz emriyle
Kaşgar'a gönderilmiş zabitlerin biriydi. Sor¬ma, zavallı ihtiyar hakikaten
antikadır" buyurdu. Onbeş gün sonra o mübarek zabiti gör¬mek arzusu ile
müzeye gittimse de bîçâre hastahanedeydi.
Sultan Aziz'in hafî kalmış fikrine yine bir şahit: Rusya'da
ekseriyeti Müslüman olan en mühim vilayet Ufa idi. 1874-1875 senelerinde
hükümet Ufa yerlerine Hristiyanlan, iskan ederdi. Oralarda Hristiyan
ekseriyetini temin yolunda bütün güçleriyle çalışıyor¬lardı. Aziz'in uzak
siyasetlerine mukabele gibi bir hareket olabilir. Tesadüf olmak ihti¬malleri
var ise de, ihtiyatlı olmak ciheti daha ziyâdedir.
Zabitlerin Kaşgar'a hareketleri Ba-devlet-i Yakup Han'ın
talebiyle olmuştur rivayet¬leri var ise, bizim tevcihimize karşı değildir.
Meşhur gazi Şamil, Rus askerleri ile muha¬rebe ederken, Sultan Aziz'den yardım
istemişti. İmdat vermekten Aziz'in aczini "Konak" nâm eserinde Ahmet
Mithat Efendi açık bir şekilde kayıt etmiştir. Komşu Dağıstan gazi¬lerine medet
vermekten âciz kalmış Aziz, Rusların muvaffakiyeti bulunmaksızın Kaş¬gar'a kadar
zâbitan göndermek hareketine cesaret edemezdi.
1885 senesinde İstanbul'da Yerebatan mahallesinde, Ayasofya
medreselerinden Mu¬hammet Rahim Efendi hanesinde, Kaşgar'dan geri dönebilmiş
Süleyman Efendi nâmın¬da zabitlerin birini görmüştüm. Muhterem zabit efendi
yana yakıla nasıl kaçtıklarını mü¬essir bir lisanla söylüyordu. Maalesef yazmak
hüneri o vakit bende yok idi. Hatırımda kaldı. Bîçâre İran'da iki üç sene kalıp
tehlikelere uğramış. Osmanlı-İran hududuna vâsıl olduktan sonra zabitlik
hüviyeti sabit olununcaya kadar büyük müşkülatlarla karşılaş¬mış. Bu iki zabiti
sırf ben görmüş oldum. Sultan Aziz de o büyük fikrin vücuduna elbet¬te şahit
olabilir.
Vaktiyle Mısır'ın El-hizbü'1-vatanı reisi Ferit Bey
"Osmanlı Türk Tarihi" nâm-ı güzel eserinde halife Sultan Aziz'in
büyük bir fikrin kurbanı olduğunu kanaat getiren bir be¬yanla kayıt etmiştir.
1298 senelerinde olacak, El Cevâip mecmuasında, Aziz'in
şehadetinden bir gün mu¬kaddem, makam-ı hilafette bulunan biraderi Sultan Murat
hazretlerine Aziz'in gayet gü¬zel, oldukça uzun nasihat mektubu aynen neşir
edilmişti. O mektup biraz tetkik edilirse, suikast hareketlerinden Aziz'in
haberdarlığı, Sultan Murad'ın da mezkur siyasetten ha-berdarlığı biraz malum
olur.
Ahmet Mithad'ın "Es İnkılâp" (Üss-i İnkılâp) nâm eserinde
resmî ve ecnebî doktor¬larla beraber tanzim edilmiş raporlar, Aziz'in ölümüne
delalet eder. Sultan Murad'ın müddeti kısa idi. Hamid'in culûsu ile ahvâl tamam
mütebeddil olup, dahili ihtilaller, mu¬harebeler tesiri ile Aziz'in meselesi
kâne lemyekün kılındı. Değil yalnız tarih sayfaların¬dan, hatta muasırların
dimağlarından bile tamamen silindi. Aziz'in hâin hasımları Hamit eyyamında 1880
senelerinde bi'1-muhâkeme Hicaz'a tesfir kılınıp, bir müddet Taifte ka¬lebent
kılındıktan sonra, Şeyhülislâm Hayrullah, Mahmut Celâlettin, Mithat Paşa
nasıl¬dır, bir yol ile ahirete sefer ettiler. Fakih-i Azam Abdullah bin Abbas
civarında her biri defin kılındı.
Sultan Aziz'in Kusurları Neydi?
1- Aziz'in
kusurlarından biri: Avrupa'ya halifelerin seyahatleri şerr'an caiz olur mu?
olmaz mı? meselesi idi. İngiliz muhibbi bulunan Hafız Ahmet Şefik; bilahere
meşhur e-bü'1-ahrâr olmuş Mithat Paşa, Padişah damadı Mahmut Celâlettin,
mektupçu Hayrullah Efendiler meseleyi a'zâm ederek fikir neşir ederlerdi. Asıl
muhrik İngiliz sefiri Lord Dufrinidi.
2- Aziz'in
israfından her yerde bahsolundu. Mecit devrinde harici borç .25 milyon i-miş,
Aziz devrinde 200 milyona ulaşmış, her yerde bu söz söylendi. Hatta Harbiye
bina¬sı da büyük israflardan maruf kılındı. Bahriye adem-i lüzumundan, 500.000
muntazam askerin beyhude masraflanndan da şikayetler olundu. O zamanlarda
Londra Osmanlı a-teşemiliteri Abdurrahman Bey imzası ile İngiliz gazetelerinden
birinde Osmanlı hükü¬meti tarafından bunların cevabı da yazıldı. Mesele hemen
â'zam kılındı. Hatta Fatih sof¬taları arasında da büyük heyecenlar husule
geldi. Nümayiş hazırlıkları oldu. Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi ulemâ arasında
muta olmak kuvveti ile Ahmet Şefik arkadaşlarının fitneleri verimsiz kaldı.
Dürüst, Mithat büyük bir adamdı. Devlet hizmetlerinde 40
sene mühim mevkileri iş¬gal etmiştir. Gayet zeki adam idi. 36 yaşlarında
Fransızca öğrenmiş müçtehit bir zat idi. Şam, Bağdat, Tuna vilayetlerinde büyük
ıslahat yapmış muktedir bir siyasi idi. Her vila-yetde eseri bakidir. Kudret-i
kalemiyesi de o zamana göre harika olmak cihetiyle Mithat tesmiye kılınıp,
sonunda büyük bir şöhret kazandı. Yegâne kusuru, gayet fahiş bir kusur, İngiliz
muhibbi olmak, vatan ve devlet zararlarına bilerek İngiliz siyasetine hadim
ol¬mak cinayetleridir. İngiliz fikrine Mithat Paşa hizmetleri, mahdumu Ali
Haydar'm İngi¬lizce eserinde uzunca beyân edilmiştir. Sadaretten sonra defa
azil kılındıktan sonra, Mit¬hat Paşa, Londra'ya gitmişti. Aylarca kaldı. Lord
Salisbury iltifatlarına defalarca nail ol¬du. İngilizlerin daimi himayelerini
"Tebsıratü'l-ııbıır" nâm eserinde merhum Mithat Paşa kendisi de
tekrar eder.
Mithad'ın böyle hareketleri, ihtimal kanaat meselesidir.
Devletin, memleketin masla¬hatlarını İngiltere'ye mukarenette görmüş olabilir.
Mithat gibi, memleketin siyasi iktidarı derecelerine tamam vâkıf bir adam
hakkında, ihtimal gayet doğru siyasettir. Ehilleri o cihetleri tetkik eder
yahut, etmiştir. Lakin, İngiliz gibi bütün İslâm memleketlerini istila etmiş
büyük bir kuvvetin bizi himaye fikirlerine değil, belki yutmak emellerine daha
ak¬rep olacağı cihetle, burada Mihtat Paşa dahilik derecelerine değil, belki
Hafız Ahmet Şe
fik derecelerine kadar inmiş. Hisleriyle içtihadı hareket
etmek siyasi kanaat neticesi ise, ne kadar büyük olsa bile insanın hatasıdır.
Gaflet olmuş ise, yahut, tegafül ise gayet bü¬yük bir cinayettir.
Dürüst, Aziz'in Ruslara meyilleri de kuvvetli düşmanın zîn
tarafına iltica demek gibi bir şeydi. Fakat orada bir emel bulmak mümkündü.
Ruslara mukabil 100 milyon İslâm kuvveti birleşmiş olacaktı. Biri diğerine
düşman büyük iki kuvvet arasında Alemi İslâ-mııı kurtulmasına büyük bir teminât
% 100 hâsıl olunurdu. XIX. asır âhırlarında sadra¬zamların İngiliz taraflarına
kuvvetli temayülleri Mısır, Sudan kapılarını da İngüizlere a-çık bırakarak, Hindistan'ın
asırlarca esarett'e kalmasına neden oldu. Merhum Aziz'in planlan takip edilmiş
olsaydı, İngiliz'in ölümü muhakkak idi, diğer düşmanın da mezarı düşman kuvveti
ile hazırlanmış olurdu. Hem Türk hem İslâm için büyük kuvvet tesis kı¬lınmış
olup, son cihan muharebesi olmazdı. Yahut neticesi bizim büyük devletimiz
olur¬du. Mithad'ın hataları istikbalimizi yüzlerce senelere tehir ettirmiştir.
Düşmanın büyük kuvveti, büyük mahareti değil, bütün durumun
asıl sebebi bizim büyük gafletimizdir.
İngiliz hodbin, kibirli bir millettir. Bütün dünya ıslahı
için mahluk olduklarını da id¬dia ediyorlar. Rahmetli Mithat bunu hakikat olmak
üzere kabul etmiş olabilir. İngiliz, a-daleti bilmez. Bütün gayeleri
menfaattir.
Merhum Mithat, Taif hapishane hallerinden şikayet yolunda
zevcesine saygı dolu, 1293 senelerinde mektup-yazmıştı. Hanımefendi, İngiliz
sefirine mektubu arz etmiş. Se¬fir bilâ tehir Hamit huzuruna çıkıp, protesto
etmiş. O vaktin siyasi ihtişamı şöyle idi: Teşrifat Nâzm Kamil Bey Sultan
emriyle Mithat Paşa'ya mektup yazıyor. Hülasası: Şef¬katli, merhametli Halife
hazretleri Mithad'ın ağır hallerine çok acıyor, ağrıyarak selam-ı şahaneleri
ile beraber 1000 lira ihsan ediyor. "Her nasılsa bîçâre Mithat iğfal
kılındı" di¬yor. Taifde yazdıkları eserinde şu mektubu Mithat kayıt
etmiştir. Eğer Hamid'in de şe-hadeti makbul ise, iğfal kılınmak meselesi
tahakkuk eder.
Rusûmât Nâzın "Devletler Hukuku" sahibi Hasan
Fehmi Paşa ile bir musahabede, yakın şark meselesi açılmıştı. Söz, Aziz'in
siyasetlerine geçti: "Rusya her cihetiyle teka¬mül etmiş büyük devlet idi.
Orada mühim erkan, büyük rical bulunamıyordu. Biçare Aziz İgnatyefin hileli
oyunlarına kapılmıştı. Büyük vilayetleri Ruslara teslim edecekdi" dedi.
Hasan Fehmi merhumun sözü samimi olabilir. Bence, cinayet idi, şark zihniyeti
idi. Hu-kûk-i düvel sahibi adama münasip bir fikir değil idi. Karşı bir söz
diyemedim. Maksa¬dım hasıl oldu, Aziz'in fikri hakkında sarih bir söz işittim.
1910 senesi Japonya'dan döndüm. Yirmi yedi defa sadâret
makamını işgal etmiş Ke¬mal Paşa'nın ziyareti ile müşerref oldum. Japonya'da
İslâmiyet sözünden Paşa konuşma¬ya başladı. Aramızda bir saatten ziyade
müzakere oldu. Merhumun son sözü şu idi: "Ho¬cam, biraz geç gelmişsin.
Aziz devrinde gelmiş olsaydın, büyük iltifatlar görürdün. Cen¬net mekân böyle
meselelere çok meraklı idi. O zaman bahriyemizin de kuvveti büyüktü. Merhum
Aziz senin gibi bir adamı mahsus bir cihazla gönderirdi. Hamit te bir heyet-i
il¬miye gönderecek olmuştu. Biraz Ertuğrul faciası uğursuz oldu. Hamit te
severdi, lakin kudreti yoktu" diyerek güldü.
Rus Sefiri Graf İgnatiyef Hanesinde
1904 senesinde Petersburg'da idim. Meşhur tacir Zahidullah
Efendi ile beraber, bir akşam Graf İgnatyef hanesine gittik. Büyük sevinçle
bizi istikbal etti. Hacı Zahidullah Efendi'nin eski ahbabı imiş. Çay takdim
kılındı, madaması çaymuza likör döküyordu. Graf: "Bizim İbrahimov
molladır, likör gibi şarapları kabul eder mi?" dedi güldü. Ma-
daması; "Ibrahimov bizim lıemşerimizdir, benden kabul
eder" dedi. Güzel latifeler, uzun sohbetler devam etti. İslâm âleminden
söz sırasında Graf: "Hatırınızda mı? Ben Nijni Novgorod'da vali iken,
Kazan'la Nijni arasında bir vapurda namaz kılmakta olan Müs¬lümanlara bir papaz
tecavüz etmişti. Müslümanlar, cahil o papazı Volga nehrine atmış¬lardı"
dedi ve kahkahayla güldü.
Zahidullah Hacı; "Ben o vak'ada orada bulunuyordum.
Papaz sarhoş idi. Miskin pa¬pazı suya atanlar da namaz kılan Müslümanlar
değildi" dedi.
Graf: "Öyle idi. Fakat, mesele büyüyecekti. İmparator
hazretlerine telgraf çektim. Papazın elbiselerini çıkarınız, Müslümanlara her
vapurda namaz için yer ayırınız emri de gelmişti. İstanbul'da sefaretliğim
sırasında Sultan Aziz Hazretlerine de hikayeyi bir vakit söyledim. Bir güldü,
bir güldü" dedi. Türkçe söylemişti. Sonra Rusça beş on cümle söyledi:
"Aziz gayet güzel adamdı. Halife olmak sıfatıyla da büyük bir adamdı.
Ortaya çıkardığı meselesi de Sultan Aziz'in gayet mühim, gayet büyük fikri
idi" dedi. Bu sözleri Graf büyük teessürle söylüyordu. Bunun üzerine
Zahidullah Hacı, "Graf Efendi, mesele neydi?" dedi. Graf, ellerini
kaldırdı, iki dizine vurdu; "Geçti! a Mithat!" dedi. Bunun ü-zerine
sofradan kalktık. Sefir Graf in sözleri merhum Aziz'in teşebbüslerinin kafi bir
şa¬hididir.
1930 senesinde Kahire'de idim. Mahmut Muhtar Paşa ile
muhasebelerin birinde me¬sele hakkında fikrini sordum. Hasan Fehmi Paşa fikri
gibi bir söz söyledi. Bütün bu şa¬hitleri az çok derin mülahaza edersek Aziz'in
kalbinde büyük bir emel, dimağlarında bü¬yük bir fikrin vücudu tahakkukeder.
Eğer o zaman böyle bir siyasette başlanmış olsaydı, Alem-i İslâmın,
Türkistan'ın alabileceği yalnız vaziyeti değil, hatta haritası da Hristiyan
devletlerin hürmetlerini celp ederdi.
Şüphe yok, böyle bir siyaset dehşetleri huzurunda kalmış
İngiliz diplomatları bütün kuvvetleri ile hareket edip, Ahmet Şefik Bey gibi
zevatın hatırlanın hoş etmek gibi hileleri ile ihlash hizmet edebüecek
sadakatli bendelerini devlet adamları içinde bulmuşlardır. Böy¬le hallerin
Osmanlı tarihinde şahitleri bulunabilir. Şark siyaseti her vakit dahilden harap
ol¬muştur. Haricin kuvveti değil, belki dahilin rezaleti şark umurini berbat
eüniştir.
Aziz'in evvela hal'i, nihayet öldürülmesi meselemizin
ehemmiyetlerini takdir için kâfi¬dir. Aziz'in hal'i dakikalannda şeyhülislam,
Hasan Fehmi cenapları idi. Fetvayı imza etme¬di. Yalnız buna göre, azil kılınıp
Hicaz menfalarına tart kılındı. Yerine mektupçu Hayrullah Efendi tayin kılınıp,
fetvayı imza kıldı. Aziz'in olabilecek büyük hareketlerine sekte vurul¬du.
Harici diplomasi ifritlerinin maharetli ellerinde oyuncak olmuş. Dahili
havâricin hâin el¬leriyle düşmanlarm altarlanna büyük bir fikir kurbanı takdim
kılındı.
.Sultan Hamit İttihâd-ı İslâm Fikrinde Değildi
Acaiptir, nâmına uydurulmuş îttihad-ı İslâm fikirlerinden
Hamit kendisi korkardı. Diplomatları ürkütmek hususunda Hilafet namı ile
İttihad-ı İslâm davalarıyla zeka oyun¬larını oynayabilmiş ise de, Hamit filvaki
o fikirde değildi. Hamid'in aklı vardı. Dehşetli şüphesi kadar, imanı da
büyüktü. Harici düşmanlarından ziyade, harici düşmanların elin¬de her vakit alt
edilebilecek saray hademelerinden, devlet adamlarından korkardı. Bir kaç defa
sarayın bütün entrikalarını gördükten sonra, bir vakit sarayın bütün
entrikalarını idare etmiş Hamit, daha büyüklerine kendisi her vakit maruz idi.
Buna göre Hamid'in aklı da, sofiyane imanı da dehşetli şüpheciliği de kendi
elinde tamam mağlup idi. Harici, dahili küçük ve büyük entrikalara seyirci
kalmaktan başka bir çare bulamıyordu. Hilafet vazifeleri huzurunda devletin
aczini bilirdi. Aciz olduktan sonra Hilafet davalarının kuv¬vetli düşmanların
hücumlarına bahane olmaktan başka bir faydası yoktu.
İngiliz'in Kadim Siyaseti
İslâm memleketlerinin en zengin kıtalarını istila etmiş
İngilizlerin İttihad-ı İslâm fi¬kirlerine, Hilafet-i İslâmiye hareketlerine
mukabil tedbir olmak üzere mûcez-i açık prog¬ramlan min-el-kadîm var idi.
Zann-ı galip, Hamit haberdar idi: Kendisinin himayesi tah¬tında Hilafet-i
Arabiyyeyi ihya edip, Türkleri kuvvetten, itibardan eskât ettikten sonra,
Hilafet-i Arabiyye kuvvetiyle de bütün Alem-i İslâıniyeti kendi tarafına celp
etmek siya¬seti dûrbîn-i mûbin İngiİizlerde muhakkak vardı. Niçin, böyle bir
mühlik bir propoganda ihlash kuvvetli hadimlerini İngiliz hatın için tarih
hazırladı.
Cemalettin Efgani'nin Davetleri
Hind'in en dûrbîn (uzağı gören) adamlarından Serseyit Ahmet
Han sahib-i Hint'te büyük bir fikir neşir etti: "Hindin hem lıilas, hem
terrakkiyâü için, İngiliz'in himayesi ile medeniyet ulumlerini, bütün sanatlarını
İngiliz kadar tahsil etmek, istikbal hacetlerine bugünden hazırlanmak
zaruridir" fikri idi. Gayet doğru bu fikir mukabiline, "Türkiye
halifelerine dost olmak" fikri neşir kılındı. İslâm haremlerine muhabbet
kuvvetiyle bü¬tün tabakalara az zaman içinde sirayet edildi. Seyit Ahmet Han'ın
en doğru fikri yalnız metnur tabakada kaldı. Bu hal Hint'te kırk sene kadar
devam etti. Aligred davet-i İngili-ziye merkezi idi. Dubent Osmanlı davetlerine
merkez olmuş idi. Sonunda Aligred'den bir taife Dubent fikrine meyi edip,
Dubent davetlerine intikal etti. Hatta Türk-Yunan muharebesinde Türklerin
galebelerine tebrik gönderme hareketleri de Alifred'de başladı. Büyük heyecan-ı
hadis oldu. Seyit Ahmet Han buna muhalefet etti. Yahut muhalefet et¬miş
göründü, talebeler buna isyan etti. Hatta Seyit Ahmet Han cenaplannı Cenunle'de
halk töhmet etti. Seyit Ahmet Han'ın itiban kalmadı. Seyit Ahmet Han sakıt
olduktan sonra, Hind'in gençlerine Dubent rehber olamazdı, nizam-ı kadîm idi.
Seyit Ahmet Han'ın yerini Seyit Cemalettin Efganî aldı. Selâtın-ı Osmaniye
namıyla İttihad-ı İslama davet etti. O vakit böyle davetlerin pazan vardı.
Seyit Cemalettin'in asıl fikri Osman¬lı'dan hilafeti alıp İngiliz yardımı ile
Hilafet-i Arabiyeyi ihya etmek, yani Araplan Os¬manlıdan kopanp azat etmekti.
Halk o vakit böyle dakik fikirlerin farklannı anlamadı.
Az çok mülâhaza kılınırsa malûm olur. "İngiliz
himayesiyle Alem-i İslâm terakki e-der" fikrinde Seyit Ahmet Han'la, Seyit
Cemalettin tamam müttefik idi. Biri Hint Müslü-manlanna göre, biri bütün Alem-i
İslâmiyete göre beyan etti. Lakin Hilafet-i Arabiye ha¬yalleri Seyit Ahmet Han
gibi dûrbîn dimağlarda elbette bulunmaz. Efganî, Osmanlı-İran hükümetlerine
şiddetle düşmanlık gösterdi. Büyük Seyit Ahmet Han'ın kalbi bundan da pak idi.
Acaip, bu iki zatın bütün davetlerine İngilizler müsaade ederlerdi. Her birini
ih¬tiram ederlerdi.
Kendisinin davetlerini İslâm memleketlerine tebliğ
maksadıyla bir vakit Mekke Ümmü'l Kura Cemiyetine İslâm memleketlerinin
vekillerini Seyit Cemalettin davet et¬miş. Türklerin bütün günahlan içtimalarda
teftiş kılındıktan sonra, "Hilafet Kuryeş hak¬kıdır, Türkiye elinde
hilafet gasptır" akidesi bütün hareketlere gaye olmak üzere ilan e-dilmiş.
"Cemiyet-i Ümmü'l Kura" isimli ufak kitapta müettemerin bütün
müzakerele¬rini, kararlarını okumuş idim. Gayet güzel fantazi demiştim.
"Tarih-i Bidâri İran" mec-mualannda Efganî kalemine mensup makaleleri
okuyunca şaşırdım. "Davet ettik, vekil¬ler toplandı. Filan filan kararları
kabul ettik" diyor. Halifetin medeniyet asırlanna mu¬vaffak olabilecek bir
şeklini de beyan etmiş: Mekke zaviyelerinin birinde itikaf sürecek bir Arap,
İstanbul saraylannm birinde istirahat edecek bir Türk, bütün İslâm umurunu i-
"Ricalarını kabul edip, insaniyet usullerine de reaye
edip Rusya açlarına büyük ia¬nelerinizi bedel kılınız."
"Orta asırlarda İslâm mekteplerinde, İslâm
külliyelerinden Nasranîlerin büyük isti¬fadelerini bugün hatırınıza alıp, bütün
mekteplerinizin kapılarını aç, fakir Müslümanla¬rın yetim çocuklarına bugün
tamamiyle açınız."
"Dehşetli cihan muharebelerinden sonra büyük inkılâp
tufanlarından sonra açlık yokluk mecburiyeti ile büyük zaruret yolu ile size
bugün müracaat ettik. Hürmetle istik¬bal kılımt"
Müracaat karan 1922 senelerinin sonlanndaydı. Müracaat
sureti benim kalemimle yazılmıştı. Az çok ihtilaf çıktı ise de nihayet müracaat
karan kabul kılındı. Medeni dev¬letlere müracaat edemeseler bile Türkiye
Türklerine iki vekil gönderildi. Türkiye Türk¬lerine müracaat meselesinde ben
muhalif idim. Şiddeüe muhalefet etmiştim. Utanırdım, muharebe senelerinde
düşman tarafında büyük kuvvet olup, Türkiye üzerine yüz binler¬ce askerimizi
sevk etmiştik. Yerlerini, köylerini harap etmiştik, istiklal muharebelerinde
uzaktan seyirci idik. Türkiye Türklerine yardım etmek bize farzdı.
"Müracaat edersek son loklamalarmı da Türkiye Türkleri bize elbette verir!
Lakin biraz utanmak lazımdır!" demiştim.
Vekillerimiz niçindir boş elleriyle avdet ettilerse de Türk
halkı Rusya açlanna 15-20
kadar büyük vagonlarda Türk zabitleri elinde erzak gönderdi.
Muhterem, ismi hatırımda
kalmadı, başzabit bizim gayet soğuk vilayetlerimizde köy
biçarelerine erzak tevzi eder¬
ken, üzerinde kışlık kürk bulunmaması sebebiyledir belki,
hastalanıp yolda şehit oldu.
Yani bu muhterem zabite bir kışlık giyecek veremeyecek kadar
Rusya Türkleri acizdi.
1923 senesinde umumi nedvemizde o büyük kusurumuzdan dolayı
hasretle teessüfleri¬
mizi beyan ettik. Muhterem şehidin ruhlarına fatiha okuduk,
dua ettik. Başka bir çaremiz yoktu. ;
Müracaat Bir Mecburiyetti
Güzel fırsattan istifade edip medeniyet dünyasına
vekillerimizi o vakit göndermiş ol¬saydık, yüzlerce yetim çocuklarımızı
medeniyet mekteplerine, külliyelerine ihtimal ka¬bul etmiş olurlardı. Rusya
Türklerinin siyasi halleri hakkında güzel propaganda faydalan da ihtimal hasıl
olurdu.
Nuh tufanlannda Nuh'un köylerini nasıl sular batırmış ise,
büyük inkılâp, dehşetli açlık, şiddetli hastalık tufanlan da bizim köylerimizi,
şehirlerimizi kan tufanlan ve göz yaşı selleri batırmış idi. Ellerimizi kerem
kapılanna uzatmak zilletleri o vakit bizde bu¬lunmuş ise, zaruretimiz bütün
haramlan mubah edecek kadar dehşetli idi. Allah bilir, biz mâruz idik.
Çocuklarımızı medeniyet mekteplerine göndermek bususlan Allah bilir en büyük
maksadımız idi. Bir ara 150-200 kadar yetimlerimizi kendi hesabımıza
göndere-bfldik ise de nihayet Yahudi çocuklarının fitnesi ile nafakalan
kesilip, çocuklarımız taru¬mar oldu. Sonra tamamen men kılındı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder