2-İLAHİ ADALET ve İLAHÎ RAHMET
Allah insanı en güzel
surette ve fıtrat üzere yaratmıştır. Bu fıtrat kanununa göre insan ne mümin ne de
kâfir olarak doğar. Fakat fıtratı gereği imana
da, küfre de kabiliyetlidir. O zaman iman ve küfür kulların kendi
amelleridir.104 Allah ise, insanları amellerine göre değerlendirerek
ya cennete veyahut cehenneme koyar. Çünkü insanlar amelleriyle cenneti veya
cehennemi hak ederler. Cumhur’a göre cennet ve cehennem ebedî olduğu gibi
ehilleri de ebedîdir. Yani insanlar yaptıkları amellere göre cennet veya cehennemde ebedî kalacaklardır.105
Bu ‘ilahî adalete’ uygundur. Allah bütün işlerinde âdildir.106
Fakat Musa Carullah ilahî adalet hakkındaki bu görüşü kabul
etmemekte, zira tüm insanlar cennete gireceklerdir görüşünü benimsemektedir. Bu görüşünü ‘ilahî rahmet’ kavramı üzerinde işlemeye ve
temellendirmeye çalışmaktadır. ‘İlahî Rahmet’ de Musa Carullah
Bigiyef’in kelamî görüşlerinin temelin oluşturmaktadır. Yani bu kavram etrafında o, Müslümanların alışmamış oldukları bir takım görüşleri
beyan etmiş ve toplum içinde yankı uyandırarak hakkında
reddiyeler yazılmasına sebep olmuştur.107 Musa Carullah bunun farkındaydı. O, ‘İlahî Rahmet’ tezi için
kendisine verilen tavsiyelere de şöyle cevap vermektedir: “Nasihatları için dostlarıma elbette
ki teşekkür ederim. Fakat ben ilmî fikirlerimdeki hürriyetimi insanların hatırı, yahut yıllık maaşım için asla
feda edemem.
Delilleriyle birlikte gönlümde kökleşen bir hakikati, insanların kaldıramayacağı düşüncesiyle
gizleme rezaletine de tenezzül edemem”108 diyerek toplumdaki yankıları dikkate almamıştır. Çünkü onun için önemli olan
gerçeği savunmaktır.
Musa Carullah ‘İlahî Rahmet’ teziyle
herkesin kendilerine hasrettikleri cennet garantisi belgesini ortadan kaldırarak “kurtuluş yalnız bana âittir” gibi
bencillik üzerine bina edilmiş görüşleri düzeltmeyi, İslamiyet’in
gerçek yüzünü ve onun tüm dinler
104 İmam Azam, Fıkh-ı Ekber Şerhi, s.66.
105 Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail Eşarî, Makalatu’l-İslamiyyîn ve İhtilafu’l-Musallîn, Kahire-1969, c.2, s.167.
106 İmam Azam, Fıkh-ı Ekber Şerhi, s.82; Yahya b. Hüseyin, Resailu’l-Adl ve’t-Tevhîd, Daru’l-Hilal-1971,
c.2, s.71.
c.2, s.71.
107 Musa Carullah’ın görüşlerine reddiye yazanların başında şeyhülislam Mustafa
Sabri gelmektedir. O,
Musa Carullah ve onun ilahî rahmetin umumîliği tezine karşı ‘Yeni Müctehidlerimizin Kıymet-i İlmiyesi’
adlı kitabını yazmıştır.
Musa Carullah ve onun ilahî rahmetin umumîliği tezine karşı ‘Yeni Müctehidlerimizin Kıymet-i İlmiyesi’
adlı kitabını yazmıştır.
108 Mustafa
Sabri-Musa Carullah,İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.290.
22
arasındaki yerini
ortaya koymayı amaçlamıştır.109 Çünkü onun için bu mesele çok ciddi ve çok önemlidir.
Zira ona göre Ali mi faziletli Osman mı? gibi ehemmiyeti bulunmayan meselelerle uğraşmaktansa, az
çok insana fayda sağlayan işlere kafa yormak daha çok hayırlıdır.110 Dolayısıyla ona göre İlahî rahmet
meselesi büyük bir önem taşımaktadır.
İlahî rahmetin tüm insanları kapsayacağı meselesi, İslam düşünce
tarihinin en eski problemlerinin
biri sayılır. Problemin temel düğüm noktasın ise, günahkar müminler, özellikle kâfirler için azabın ebedî olup
olmaması oluşturmaktadır.
1. Âsi müminlerin âhiretteki
durumları:
Âsi müminler için azabın ebedî olup
olmaması hususunda iki temel görüş bulunmaktadır. Bunların
birincisi, Ehl-i Sünnet ve bazı Şia fırkalarının âsi müminler
ebedî olarak cehennemde kalmayacak görüşüdür. Zira onlara göre, ister
küçük, ister büyük günah işleyen mümin belli bir müddet cehennem alevinde kaldıktan sonra Allah’ın rahmetiyle cennete gireceklerdir.111
İkincisi ise, Haricîler, Mutezile, İbn Şabib ve el-Halidî hariç Kaderiye ve
bir kısım Şia’nın kendi mezheplerine mensup büyük günah işleyen birisi ile başka
mezheplere mensup olanların tamamı için ebedî olarak azap vardır görüşüdür.112 Fakat Mutezile mezhebi büyük günah işleyenlere
verilecek azabın kafirlere verilecek
azap gibi olmadığını belirtirken Haricîler ise kafirler için de, büyük günah işleyen müminler için de aynı azap söz konusu
olduğunu iddia etmişlerdir.113 Tabii ikinci gruptaki âlimlerin âsi müminler
ebedî olarak cehennemde kalacaklardır görüşü mezhep taassubundan kaynaklanan sübjektif bir
nitelik taşıyan görüş olduğu şüphesizdir. Fakat her iki gruptaki görüşlerin ortak noktası âsi müminlerin
mutlak surette cehennem alevlerin görmeleridir.
2. Kâfirlerin âhiretteki
durumları:
Kâfirlerin âhiretteki durumları hakkında İslamiyet’in ilk
devirlerinden günümüze kadar farklı görüşler ortaya atılmışsa da, bu görüşleri temel
iki noktada toplamak mümkündür:
109 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet
Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.290.
110 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.347.
111 Eşarî, Makalatu’l-İslamiyyîn, c. 2, s.167; Ebu Muin en-Nesefî, et-Temhid likavaidi’t-Tevhid, ss. 359-360:
Ebu Cafer Muhammet b. Ali ibn Babaveyh el-Kummî, Risaletu’l-İtikadati’l-İmamiyye, (çeviren: Ruhi
Ethem Fığlalı), AÜİF Yayınları-1978, ss. 90-91; İmamu’l-Ustaz Ebi’l-Mansur Abdülkahir b. Tahir et-
Temimî el-Bağdadî, Usulu’d-Din, Matbaatu’d-Devle, İstanbul-1928, c.1, s.242.
Ebu Cafer Muhammet b. Ali ibn Babaveyh el-Kummî, Risaletu’l-İtikadati’l-İmamiyye, (çeviren: Ruhi
Ethem Fığlalı), AÜİF Yayınları-1978, ss. 90-91; İmamu’l-Ustaz Ebi’l-Mansur Abdülkahir b. Tahir et-
Temimî el-Bağdadî, Usulu’d-Din, Matbaatu’d-Devle, İstanbul-1928, c.1, s.242.
112 Eşari, Makallatu’l-İslamiyyîn, c.2, s. 167, c.1, 204; Ebu Muin en-Nesefî, et-Temhid likavaidi’-Tevhid,
s.356-358. Bağdadî, Usulu’d-Din, c.1, s. 242.
s.356-358. Bağdadî, Usulu’d-Din, c.1, s. 242.
113 Eşari, Makalatu’l-İslamiyyîn, c. 1, s.204.
23
a)
Âhirette kâfirlerin yurdu cehennemdir. Cehennem alevi de ebedîdir. Cumhur-u Ulema
bu görüştedir.114
b)
Kâfirler âhirette cehenneme gireceklerdir. Fakat cehennem azabı belli bir müddet devam
ettikten sonra bir gün sona erecektir. Dolayısıyla kâfirler için kurtuluş vardır.115
Bu görüşü
benimseyenler arasında sahabelerden; Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mesud,
Abdullah b. Amr, Ebu Hüreyre, Cabir b. Abdullah, Ebu Said el-Hudrî, tabiînden; Abd
b. Hümeyd, Şabi, İshak b. Rahiye, selef âlimlerinden; Cehm b. Safvan, Ebu Hüzeyl el-Allaf ve Mevlana
Celaleddin er-Rumî, İbn Teymiye, İbn Kayyim el-Cevziyye, İbnü’l-Vezir, İsmail hakkı İzmirli vs.
bulunmaktadır.116
Bu iki gruptaki İslam âlimleri
kendilerinin haklı oldukların ispat etmek için tezlerin çeşitli delillerle süslemişlerdir. Yani onlar azabın ebedî olup olmaması hususunda aklî ve naklî deliller
getirerek tezlerini ispatlamaya çalışmışlardır. Örneğin: azabın ebedî olacağını savunanların
getirdikleri delillerin bazıları şunlardır:
1.
Allah Kuran-ı Kerim’de kâfirlerin ebedî olarak cehennemde azap göreceklerin özellikle “hulud” ve “ebed”
kelimeleriyle ifade etmiş, onlar için azabın hafifletilmeyeceği, aksine daha arttırılacağın beyan etmiş, azabı tatmaları için vücutları devamlı
yenileneceği ve hiçbir surette
cennete giremeyeceklerin belirtmiştir. Hz. Peygamber’in hadislerinde de aynı
bilgiler mevcuttur. Dolayısıyla kâfirler cehennemde
ebedî olarak kalacaklardır.117
2.
Birçok hadislerde kalbinde zerre kadar iman bulunan günahkar müminlere şefaat
edileceği ve cehennemde belli bir müddet kaldıktan sonra yalnız bunların çıkacakları beyan
edilmiştir. Eğer kâfirler de cehennemden
çıkıp cennete girecek olsalar hadislerdeki şefaatin yalnız müminlere tahsis edilmesinin hiçbir önemi
kalmazdı. Bu bakımdan hadislerde
buyurulan şefaat yalnız günahkar müminlere hastır.118
114 Eşari,
Makalatu’l-İslamiyyîn, c. 2, s.167; el-Kummî, Risalatu’l-İtikadati’l-İmamiyye, s.
90.
115 İbrahim b.
Hasan, et-Tefsiru’l-Me’sur en Ömer b. Hattâb, ed-Dâru’l-Arabiyyatu
li’l-Kitab,1994, s.474
116 İbrahim b.
Hasan, a.g.e, s.474
117 Ebu
Abdullah İbn Kayyim el-Cevziyye, Hadi’l-Ervah ile Biladi’l-Efrah, ss. 292-293.
118 İbn Kayyim
el-Cevziyye, a.g.e, s. 293.
24
3.
Kâfirlerin âhirette ebedî azap görecekleri
Kuran-ı Kerim’in hükmüyle sabit
olduğu gibi insan da aklıyla bu konuda aynı hükmü verebilir. Çünkü akıl doğru ve yanlışın, iyi ve
kötünün ölçüsü sayılmaktadır.119
4.
Kuran-ı Kerim’de geçen “…gökler ve yer durdukça…”120 tabiri cehennem azabının zaman tayini ve sınırlandırma şeklinde bir
açıklığa değil, aksine
cehennemi sonsuzlaştırma anlamında bir açıklığa
sahiptir. Çünkü dilciler ve tefsirciler bu gibi vakit tayinlerinin, Arapların örf ve anlayışlarına göre
sonsuzluğu ifade etmek için kullanıldığını belirtmişlerdir.
Nitekim “yıldızlar ışıdıkça”, “güneş parladıkça”, “gece ve gündüz birbirini
takip ettikçe” gibi tabirlerle Araplar sonsuzluğu kastetmişlerdir.
Kuran-ı Kerim’de Arap dili ve anlayışı üzerinde indirildiğine göre “gök ve yer durdukça bu iş böyle
olacaktır” sözü, o işin sonsuzluğunu
bildirmektedir.121
5.
Yine bir âyette şöyle buyurulmaktadır: “…Allah dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar…”122 Bu ve buna benzer âyetlerde
Allah’ın iradesine
bağlanan şey, azabın bizzat kendisi değil, azaba çarptırılacak olanlardır. Yani
bundan çıkan mânâ ‘Allah isterse azap eder’ değil, ‘Allah istediğine azap eder’ demektir.
Başka bir deyişle Cenab-ı Hak isterse kâfirlere azap eder, isterse bağışlayıp cennetine koyar değil, cehennemi hak eden kullarından
dilediğine azap eder, dilediğini de affeder.123 Nitekim bunu destekleyen, cehennem ve azabın ebedîliğine delalet eden birçok
âyetler bulunmaktadır.124
Böylece azabın belli
bir müddet devam ettikten sonra bir gün sona ereceğini iddia edenlere karşı cehennemin
ebedîliğini savunanlar bu ve buna benzer pek çok delil ortaya koymuşlardır.
Fakat cehennem azabının bir gün mutlaka
sona ereceğini savunanlar kendi iddialarının haklılığını göstermek için birçok deliller ileri sürmüşlerdir. Onların ortaya koydukları
delillerin bazıları şunlardır:
1. Kâfirlerin cehennemde ebedî olarak
kalmayacaklarına delalet eden üç
âyet bulunmaktadır. Bunların biri Hud süresinin 107.
âyetidir. Bu âyet
119 İbn Kayyim el-Cevziyye, Hadi’l-Ervah ile Biladi’l-Efrah, s. 293.
120 Hud, 11/107.
121 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet
Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss.57-58.
122 Maide,
5/18
123 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss.48-50.
124 Bkz.
Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss.
209-220.
25
meâlen şöyledir: “Rabbinin
dilediği hâriç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî olarak
kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.” Bu âyet-i kerimede yer alan “…gökler ve yer…” kelimelerinden kastedilen dünyadaki gökler ve
yerdir. Çünkü âyetin devamındaki
istisna kaydı buna delalet etmektedir. Âhiretteki gökler ve yer
kastedilmiş olamaz. Eğer kastedilmiş olsaydı, âyetteki
istisna kaydı aynı zamanda âhiretin de son bulacağını gerektirmiş olur. Halbuki âhiret yurdu ebedîdir. Bu
konuda Cehm b. Safvan ve Ebu’l-Hüzeyl el- Allâf dışındaki bütün İslam âlimleri ittifak etmişlerdir.125
2. Allah’ın rızasını kazananlar
onun rahmetiyle cennete girecekler, isyan
edip onu inkar edenleri de Allah gazabıyla
cehenneme atacaktır. Fakat
Allah’ın merhameti gazabından
kat kat üstün olduğu için eninde
sonunda Allah sonsuz merhametiyle cehennemde azap
görenleri cennete koyacaktır.126
3.
Meleklerin, bütün peygamberlerin ve Salih kulların şefaatleriyle
günahkar müminler
cehennem azabından kurtulacaklardır. Sonra merhametlilerin en merhametlisi Allah bütün kullarına şefaatte
bulunur ve geride kullarından hiç
kimse kalmaz.127
4.
Azabın ebedîliğini kabul etmeyenlerin delillerinden son olarak şu delili getirebiliriz: azabın ebedî olup
olmaması konusunda İslam ümmetinin ihtilafı vardır. Cumhura göre azap ebedî olsa da, ta sahabe döneminden itibaren günümüze kadar
azabın ebedî olmayacağını ileri sürenler de olagelmiştir. Şu halde bu görüşün gerçeklik bir
payı vardır.128
Gerçekten sahabe döneminden
itibaren hemen hemen her asırda azabın bir gün son bulacağını savunanlar çıkmışlardır. Onlar da iddialarını aklî ve naklî
delillerle ispatlamaya çalışmışlar ve “cennet yalnız bana aittir” anlayışın
ortadan kaldırarak “cennet hepimizin, hepimiz cennete gireceğiz” anlayışını kurmaya gayret etmişlerdir.
Son çağlarda Türk dünyasında ortaya
çıkan aynı zamanda ‘dinî yenilenme’ hareketinin önemli bit
temsilcisi olan Musa Carullah Bigiyef ‘İlahî Rahmetin Umumîliği’ meselesini
teferruatlı bir şekilde ele almış, tezini ispatlama hususunda aklî ve naklî delillere baş
vurmuştur. “Rahmetin tüm insanlığı
kapsayacağı” görüşünü
kabul
125 İbn Kayyim el-Cevziyye, Hadi’l-Ervah, ss. 296-297.
126 İbn Kayyim
el-Cevziyye, a.g.e, s. 297.
127 Hasan b. İbrahim, et-Tefsiru’l,Me’sur en Ömer b. Hattâb, s.474. Bkz: Müslüm, İman/81.
128 Hasan b. İbrahim, et-Tefsiru’l-Me’sur en Ömer b. Hattab, s.474.
26
etmeyenleri de eleştirerek delillerini çürütme, daha
sonra kendi delillerini ortaya koyma yolun
tutmuştur.129
Aslında kelam kitaplarında âhirette ilahî rahmetin müminlere has
olduğu belirtilmiştir. Yani
kelamcıların çoğu, yalnız müminler cennete nail olacakları görüşünü benimsemişlerdir.130
Günümüzde de bu görüş belli bir temele oturan ve bütün Müslümanlar tarafından
ittifakla kabul edilen bir gerçektir. Fakat Musa Carullah bu görüşe şiddetle karşı çıkmakta,
bu anlayışı ortadan kaldırarak yerine ‘bütün insanlar cennete girecektir’ anlayışını yaygın bir hale
getirme gayretinde olmuştur. Çünkü ona göre herkesin cennete nail olacakları tezi İslâmiyet’in yüce şanına daha
uygundur.131 Zira Allah-u Teala da A’raf süresinin 156. âyetinde “…rahmetim
her şeyi kaplamıştır…” buyurmaktadır. Şu halde bu
âyet, ilahî rahmetin herkesi içine aldığına
delalet eder ve hiçbir
zamana, hiçbir insana mahsus değildir. Rahmet dünya hayatında
herkese her an bol bol
verildiği gibi âhirette de herkese esirgenmeksizin bolca verilecektir.132
Musa Carullah’a göre bir göz kırpması gibi az bir
ömür içinde rahat yüzü görmeyen insanların âhirette de sonsuza dek dehşetli bir
azap görmeleri Allah’ın rahmetine uygun düşmez. Eğer böyle olsaydı, Allah’ın gazabı
rahmetinden kat kat üstün olmuş olurdu.133 Halbuki Cenab-ı Hakk’ın rahmeti
annenin çocuğuna olan sevgi ve merhametinden daha fazladır. Bir anne çocuğunun ateşte yanmasını nasıl
istemiyorsa, Allah
da onun gibi hatta daha fazla kulunun ebedî olarak azap görmesini
istemez.
Tabiî Musa
Carullah’a göre inkar ve isyan edenler, şirk koşanlar
belli bir müddet azap gördükten sonra kurtulacaklardır. Çünkü azap
onların dünyadaki yaptıklarının karşılığıdır. Fakat eninde sonunda Allah af, mağfiret, merhamet ve keremiyle tüm günahları bağışlar. Çünkü Cenabı Hak “...Allah bütün günahları bağışlar...” buyurmaktadır. Zaten
onun şanına, hikmet ve izzetine uygun olan da budur.134
Musa Carullah, Allah nice defa mağfiret,
merhamet sahibi olduğunu ve bütün günahları bağışlayacağını söylüyorsa da, biz müminler onun rahmetin diğerlerinden kıskanarak, bizzat kendimiz başka inançta olanları ebedî cehenneme
attık. Halbuki Allah-u
Teala’nın son derece geniş mutlak rahmeti herkes için yetecektir, kâfidir.
Allah
129 Bkz. Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet
Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss. 263-313.
130 Eşarî, Makalatu’l-İslamiyyîn, c.2, s.167.
131 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.263.
132 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.298.
133 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.277.
134 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.304.
27
rahmetini
zerresine varıncaya kadar bütün insanlığa hatta bütün varlık âlemine
hesapsız, esirgenmeksizin bolca dağıtır, demektedir.135
Fakat burada bir soru akla gelir.
Eğer Allah’ın rahmeti tüm insanlığı kapsıyorsa, o zaman müminle kâfir arasında ne fark kalır? Musa Carullah rahmet ve mağfiret kavramları etrafında bu
soruya şu şekilde cevap vermeye çalışmaktadır:
1.
Şüphesiz rahmetin iki türü vardır. Biri
amel karşılığında olmaksızın yalnız merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Teala’nın lütfuyla tüm insanlara
eşit dağıtılan ve hem
bu dünyada hem de âhirette hesapsız bolca verilen kapsayıcı rahmettir. Diğeri ise korunma, namaz, zekat,
oruç, sadaka, güzel amel gibi imanın rükünleri olan
amellere karşılık olmak üzere Allah
tarafından va’d edilen yazılı rahmettir. Yani kapsayıcı rahmet herkes için, va’d edilen
yazılı rahmet ise gayret edip çalışanlar için136
Musa Carullah
bu iddiasın Kuarn-ı Kerim’in âyetleriyle temellendirmektedir. Nitekim o, kapsayıcı rahmet “...rahmetim
her şeyi kaplamıştır...” âyetine, va’d edilen yazılı rahmet ise, “...rahmetimi
korunanlara yazacağım...” âyetine dayandığını söylemektedir.137
2.
Musa Carullah ‘mağfiret’ kavramın temel tutmaktadır. O Kuran-ı Kerim’in “...Muhakkak
ki Allah bütün günahları bağışlar...” âyetini esas alarak Allah’ın tüm günahları bağışlayacağını söylemektedir.
Çünkü ona göre bu âyetin muhkem ifadesi de bunu göstermektedir. Başka bir deyişle âyetteki ‘bütün günahlar’ deyimi küfür dahil olmak üzere günahların hepsini içermektedir.138
Ne var ki Allah Kuran’da ‘Rahman hiç kimseye azap etmez’ dememiştir. Buna göre Allah günahların her çeşidini bağışlıyorsa da bazı büyük günahlar için azap kaçınılmazdır. Fakat
belli bir müddet azap gördükten sonra eninde sonunda herkes cennete nail olacaklardır. Dolayısıyla Musa
Carullah’ın bu ifadelerinden bağışlamanın iki çeşit olduğu anlaşılmaktadır:
a. Hiç azapsız bağışlama; bu tür bağışlama müminlerin
yaptıkları bazı küçük,
büyük günahları içerir.
büyük günahları içerir.
b. Belli bir süre azap ettikten sonra bağışlama; yani inkar ve isyan edenler
için
şüphesiz bu tür bağışlama söz konusu olur.139
şüphesiz bu tür bağışlama söz konusu olur.139
Özetle Musa
Carullah azabın ebedî olmadığı ve ilahî rahmetin herkesi kapsayacağı görüşündedir. Zira ona göre Allah’ın
rahmeti, bütün insanlar hatta varlık âlemine yetecek hatta artacaktır. Biz geniş olan ilahî rahmeti sınırlandırarak
belli bir zamana ve insana
135 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet
Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.260.
136 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.299.
137 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.299.
138 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss. 303-304.
139 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.304.
28
tahsis
edemeyiz. Allah’ın rahmeti her şeyi kapsar.140 Buna rağmen bazıları için azap da
kaçınılmaz bir
hadisedir. Fakat azap ebedî olmadığına göre eninde sonunda isyan ve inkar edenlerin, şirk koşanların günahları bağışlanır ve
cennete gireceklerdir.141
Şüphesiz
insanların hepsi, ancak kendi inançlarının hak olduğunu, dolayısıyla kurtuluşun yalnız
kendilerinde bulunduğunu iddia ederler. İslam dini de, Kuran-ı Kerim’in açık beyanına göre “hak din”, “dosdoğru din”, “Allah katında gerçek ve
makbul din”dir.142
Dolayısıyla ulûhiyet konusunda yalnız İslam akidesi haktır.
Bu konuda ise Musa Carullah
Bigiyef’in görüşü şöyledir: İslam dininin başka dinler arasında yüceliği, hakkaniyeti tartışılmaz bir gerçektir.143
Zaten bu hakikat Kuran-ı Kerim’in “...İşte dosdoğru din budur...” gibi âyetleriyle
teyit edilmektedir. Fakat biz başka bir milleti veya toplumu inanç ve
ibadetlerinden dolayı tekfir edemeyiz, dolayısıyla onları düşman saymak
doğru değildir. Çünkü bütün dinler, tek bir dinin gelişim halkalarıdır.144 Başka bir deyişle Allah’tan gelen
gerçek dinin bozulmuş şekilleridir.145
Musa Carullah’a göre Hz. İsa’yı Tanrı edinenler,
ruhları Tanrı sayan animistler, ateşe tapan Mecusîler, güneşe secde eden tabiat âbitleri vasıtada ne
kadar hata etmişlerse de,
kastlarında şüphesiz isabet etmişlerdir. Yani vasıta olarak herhangi bir şeye secde edenler, ibadet yapanlar, secde
ve ibadetlerinin arkasından muhakkak ki Allah’ı aramaktadırlar.146
Dolayısıyla onların hataları belki günahları kastında değil,
bilakis şükredebilecek olanı
tayin edebilme hususundadır.147
Musa Carullah’ın
rahmetin tüm insanlığı kapsayacağı ve ulûhiyet hususunda bütün inançların haklı olup
olmayışı konuları hakkında görüşleri için son olarak şunları söylemek mümkündür:
•
İlahî Rahmet bütün insanlığı kapsayacaktır;
•
Âhirette tüm insanlık azaptan kurtulacaktır;
•
Âhiret azabı muhakkak bir gün son
bulacaktır;
•
Ulûhiyet konusunda gerçek ve hak din İslam dini ise de, başka din ve mensuplarını inanç ve
ibadetlerinden dolayı suçlamayız. Çünkü herkesin inanç ve ibadetlerinin arkasında Allah vardır.
140 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet
Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.298.
141 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s. 304.
142 Ali İmran, 3/19.
143 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.256.
144 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss. 257-258.
145 Tabi Musa
Carullah’ın bu ifadelerinden semavî dinleri anlamak gerekir.
146 Musa
Carullah, Uzun Günlerde Oruç, s.76.
147 Musa
Carullah, Uzun Günlerde Oruç, s.76.
29
Görülüyor ki, bu dört nokta
Musa Carullah’ın ‘İlahî Rahmet’ anlayışının temelin oluşturmaktadır.
Şüphesiz
herhangi bir konuda bir tez ileri süren kimse, tezinin haklılık payını göstermek için onu
delillerle temellendirmeye çalışır. ‘İlahî Rahmet’in Umumîliği’ tezini benimseyen Musa Carullah da görüşünü Kuran-ı Kerim’in âyetleriyle
ve hadislerle temellendirmeye gayret etmiştir.
Musa
Carullah’ın ele aldığı delillerden;
1. Azap ve azabın ebedîliğini Allah’ın meşietiyle sınırlandırılmasıdır; O bununla
ilgili olarak A’raf süresinin
156. ve En’am süresinin 128. âyetlerini zikretmektedir. Söz konusu âyetlerde
Allah’ın rahmetinin her şeyi kapsayacağından, azabını dilediğine uğratacağından ve
onun dilediği hariç cehennemde ebedî kalacaklarından bahsedilmektedir.148
Musa Carullah A’raf süresinin 156. âyetinde buyurulan “Rahmetim her şeyi kaplamıştır” tabirinden
hareketle Allah’ın bu rahmetinin tüm insanlığı hatta bütün varlık âlemin kapsayacağını ve âyetin devamındaki “rahmetimi
korunanlara, zekat verenlere
ve âyetlerimize inanlara yazacağım” ibaresinin önceki
rahmeti tahsis etmediğini vurgulamaktadır.149 Zira o, mantık ve usul
ilmindeki özelin hükmü, genelin hükmüne uygun olduğunda genelin hükmü sınırlandırılmaz
kaidesini belirterek150 yukarıdaki âyetin açık beyanına göre iki tür rahmetten
söz edebileceğimizi söylemektedir. Birincisi, kapsayıcı rahmettir. Bu tür rahmet tüm insanlığı içine alır. İkincisi
ise, korunma, zekat, oruç gibi ameller karşılığında verilen hususî
rahmettir.151
Bu âyetlerin yanında Musa
Carullah Hud süresinin 107. ve İbrahim süresinin 48. âyetlerine işaret
ederek,152 bu âyetlerde azabın ebedîliği “gökler ve
yer devam ettikçe” şartıyla kayıtlandığını belirtmektedir.153 Bu âyetlere dayanarak Musa Carullah,
azap ve azabın sonsuzluğunu Allah’ın meşiyeti ve
Kuran’da zikredilen cehennemde ebedî kalışı belirli bir süreyle kayıtlandırmaktadır.
148 Maraş, Türk Dünyasında Dinî Yenileşme, s. 160.
149 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.296.
150 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s. 297.
151 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss. 298-299.
152 Hud-107: “Gökler ve yer durdukça orada sürekli kalacaklardır. Ancak Rabb’in çıkarmayı dilerse o başka.
Çünkü Rabb’in istediğini yapandır”. İbrahim-48: “O gün yer başka yere gökler de başka göklere değiştirilir.
Hepsi tek ve kahredici yüce Allah’ın huzurunda durur”.
Çünkü Rabb’in istediğini yapandır”. İbrahim-48: “O gün yer başka yere gökler de başka göklere değiştirilir.
Hepsi tek ve kahredici yüce Allah’ın huzurunda durur”.
153 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s. 294.
30
2.
Rahman-Rahim ayırımı ve Rahman’ın arş’a istiva
etmesidir; Musa Carullah “Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim” âyetindeki
Rahman’ın Rahim’den kelime yapısı yönünden daha mübalağalı olduğunu kabul
etmekle beraber, bu iki kavramın taşıdığı mananın şöyle olduğunu
belirtmektedir: Rahman genel rahmetiyle tüm insanlığa devamlı olarak
rahmet eden; Rahim ise, özel rahmetiyle yalnızca amel karşılığında rahmet
edendir.154
Nitekim Musa Carullah, Kuran-ı Kerim’in “O Rahman arşa istiva etmiştir”155 âyeti de
tezini teyit ettiğini söylemektedir. Çünkü ona göre Allah’ın kapsayıcı rahmeti, bütün varlık âleminden büyük olan ‘arş’ı kuşattığına göre ilahî rahmet de
istisnasız tüm insanlığa
esirgenmeksizin bolca verilecektir.156 Dolayısıyla Musa
Carullah’a göre arşı kuşatan rahmet, şüphesiz
âhirette de tüm
insanlığı içine alacaktır.
3.
Şirk dahil olmak üzere bütün günahların bağışlanmasıdır; Musa
Carullah, Kuran-Kerim’in Zümer süresinin 53. âyetinde buyurulan “Ey
nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü o, çok bağışlayan ve
esirgeyendir” âyetinden hareketle Allah’ın şirk dahil olmak üzere bütün günahları bağışlayacağını söylemektedir.
Çünkü ona göre âyetteki ‘Ey... kullarım!’ hitabına tüm insanlar dahildir. Aynı zamanda Musa Carullah ‘Allah bütün günahları bağışlar’
ibaresindeki bütün günahların içinde küfür ve şirkin de bulunduğunu ve bu âyet “Allah
kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar...”157 âyet-i kerimesiyle hiç bir surette
çatışmadığını belirtmektedir. Çünkü ona göre âyetteki “Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz” ibaresi
cezaya delalet edip sonsuzluğa delalet etmemektedir.158
Şu halde
Allah küfür ve şirk dahil olmak üzere bütün günahları bağışlar. Fakat küfür edenler ve şirk koşanlar cezaya
çarptırılacaklardır. Eninde sonunda ise bütün insanlık için kurtuluş vardır.
4. Allah’a ve âhiret gününe inanıp salih amel
işleyenlerin kurtulmasıdır; Musa
Carullah Bakara süresinin 62. âyetin159 delil göstererek Allah’a ve âhiret gününe inanıp
salih amel işleyenlerin ebedî mutluluğu elde edeceklerini iddia etmektedir.160
Carullah Bakara süresinin 62. âyetin159 delil göstererek Allah’a ve âhiret gününe inanıp
salih amel işleyenlerin ebedî mutluluğu elde edeceklerini iddia etmektedir.160
154 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet
Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.301.
155 Ta-Ha,20/5.
156 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s. 302.
157 Nisa, 4/48.
158 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss.
303-304.
159 Bakara-62: “Şüphesiz iman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden Allah’a ve âhiret
gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlar için herhangi bir
korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir”.
gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlar için herhangi bir
korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir”.
160 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s. 357.
31
5.
Hz. İsa’nın Allah-u Teâla’ya “Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen aziz ve
hakimsin” demesidir.
Allah-u Teâla Mâide süresinin 118. âyetinde Hz. İsa ve annesi Hz.
Meryem’i ilah
edinen Hıristiyanlar hakkında Hz.İsa peygamberin diliyle hikaye yoluyla
şöyle buyurmaktadır: “Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz
onlar senin kullarındır.
Eğer onları bağışlarsan şüphesiz
sen izzet ve hikmet sahibisin”. Musa Carullah bu âyete
dayanarak
İsa peygamberin şirk ve küfür gibi günahların bağışlanmasını istediğini ifade
etmekte
ve bu âyetin tefsirinde Zemahşerî’nin “Bağışlama aklen her suçlu için güzeldir.
Hatta suç ne kadar büyük olursa, bağışlamak o
kadar güzel olur”161 sözünün doğru
olduğunu
belirterek şirk ve küfür gibi günahların bağışlanmasını mümkün olduğunu dile getirmektedir.162
Musa Carullah iddiasını ispat
hususunda Kuran-ı Kerim âyetleri yanı sıra Buharî ve
Muslim’de geçen iki hadisi de
delil olarak getirmektedir.
1. Ömer b. el-Hattab (r.a.) şöyle
rivayet eder:
“Resulullah’ın
(s.a.v.) huzuruna Hevazin kabilesinden bazı esirler getirilmişti. Bunlar arasında emzikli
bir kadın vardı. Bu kadın çocuğunu kaybetmişti ve bu yüzden göğsünde biriken sütü sağarak başka çocuklara
veriyordu. Daha sonra esirler arasında kendi çocuğunu buldu.
Hemen alıp göğsüne basarak onu derin şefkatle emzirmeye başladı. Bunun üzerine Hz.
Muhammet (s.a.v.) çevresindekilere “şu anne kendi öz çocuğunu ateşe atar mı dersiniz?” diye
sordu. Ashab-ı Kiram da “hayır, gücü yettiği sürece elbette ki atmaz” karşılığını verdiler. O zaman âlemlere rahmet olarak gönderilen İslam
peygamberi Hz. Muhammet (s.a.v) “yemin ederim ki Allah kendi
kullarına, bu annenin
öz çocuğuna olan merhametinden daha fazla merhametlidir” buyurdu.163
2. Hz.
Peygamberden şöyle rivayet edilmiştir:
“Kıyamet gününde Allah-u Teâla Hazretleri şöyle
buyurur: “melekler, peygamberler
ve müminler şefaâtta bulundu ve cehennemde, kalbinde zerre kadar hayır bulunan hiç kimse
kalmadı. Geriye merhametlilerin en merhametlisi olan Allah kaldı” ve o: “sıra benim şefaatime
geldi” demektedir.164
Musa Carullah bu iki hadisin
oldukça açık beyanına göre azabın ebedî olmadığı ve bu hadisleri açıklamaya ihtiyaç
duyulmadığı görüşündedir.
161 İmam Ebu’l-Hasan Carullah Muhammed b. Ömer ez-Zemahşerî el-Hevarizmî, el-Keşşâf min
Hakaiki’t-
Tenzîl ve U’guni’l-Akavîl, c.1, s.442.
Tenzîl ve U’guni’l-Akavîl, c.1, s.442.
162 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss.
311-314.
163 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss.307-308; Bkz. Buharî, Edep/18.
164 Mustafa
Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.309; Bkz.
Müslim, İman/81
32
Böylece Musa Carullah, Kuran-ı Kerim âyetlerine
ve Hz.Peygamber’in hadislerine dayanarak ‘ilâhî rahmetin umumîliği’ meselesini ispatlamaya çalışmıştır. O bu
konuda dört noktayı vurgulamıştır: a) İlâhî rahmet tüm insanlığı kapsayacaktır. b) Ahirette tüm insanlık kurtulacaklardır. c)
Ahiret azabı mutlaka bir son bulacak ve cehennemde olanlar cennete gireceklerdir. d) Ulûhiyet
konusunda gerçek ve hak din İslam ise de, başka din mensuplarını inanç ve
ibadetlerinden ötürü suçlamayız. Çünkü herkesin inanç ve ibadetlerinin arkasında Allah vardır. Dolayısıyla
ahirette herkes cehennemden kurtulacaklardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder