2 Ocak 2014 Perşembe

MUSA CARULLAHIN İLAHİ ADALET VE İLAHİ RAHMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

2-İLAHİ ADALET ve İLAHÎ RAHMET
Allah insanı en güzel surette ve fıtrat üzere yaratmıştır. Bu fıtrat kanununa göre insan ne mümin ne de kâfir olarak doğar. Fakat fıtratı gereği imana da, küfre de kabiliyetlidir. O zaman iman ve küfür kulların kendi amelleridir.104 Allah ise, insanları amellerine göre değerlendirerek ya cennete veyahut cehenneme koyar. Çünkü insanlar amelleriyle cenneti veya cehennemi hak ederler. Cumhura göre cennet ve cehennem ebedî olduğu gibi ehilleri de ebedîdir. Yani insanlar yaptıkları amellere göre cennet veya cehennemde ebedî kalacaklardır.105 Bu ilahî adalete uygundur. Allah bütün işlerinde âdildir.106
Fakat Musa Carullah ilahî adalet hakkındaki bu görüşü kabul etmemekte, zira tüm insanlar cennete gireceklerdir görüşünü benimsemektedir. Bu görüşünü ilahî rahmetkavramı üzerinde işlemeye ve temellendirmeye çalışmaktadır. ‘İlahî Rahmet de Musa Carullah Bigiyefin kelamî görüşlerinin temelin oluşturmaktadır. Yani bu kavram etrafında o, Müslümanların alışmamış oldukları bir takım görüşleri beyan etmiş ve toplum içinde yankı uyandırarak hakkında reddiyeler yazılmasına sebep olmuştur.107 Musa Carullah bunun farkındaydı. O, ‘İlahî Rahmet tezi için kendisine verilen tavsiyelere de şöyle cevap vermektedir: Nasihatları için dostlarıma elbette ki teşekkür ederim. Fakat ben ilmî fikirlerimdeki hürriyetimi insanların hatırı, yahut yıllık maaşım için asla feda edemem. Delilleriyle birlikte gönlümde kökleşen bir hakikati, insanların kaldıramayacağı düşüncesiyle gizleme rezaletine de tenezzül edemem108 diyerek toplumdaki yankıları dikkate almamıştır. Çünkü onun için önemli olan gerçeği savunmaktır.
Musa Carullah ‘İlahî Rahmet teziyle herkesin kendilerine hasrettikleri cennet garantisi belgesini ortadan kaldırarak kurtuluş yalnız bana âittir gibi bencillik üzerine bina edilmiş görüşleri düzeltmeyi, İslamiyetin gerçek yüzünü ve onun tüm dinler
104 İmam Azam, Fıkh-ı Ekber Şerhi, s.66.
105 Ebul-Hasan Ali b. İsmail Eşarî, Makalatul-İslamiyyîn ve İhtilaful-Musallîn, Kahire-1969, c.2, s.167.
106 İmam Azam, Fıkh-ı Ekber Şerhi, s.82; Yahya b. Hüseyin, Resailul-Adl vet-Tevhîd, Darul-Hilal-1971,
c.2, s.71.
107 Musa Carullah’ın görüşlerine reddiye yazanların başında şeyhülislam Mustafa Sabri gelmektedir. O,
Musa Carullah ve onun ilahî rahmetin umumîliği tezine karşı Yeni Müctehidlerimizin Kıymet-i İlmiyesi
adlı kitabını yazmıştır.
108 Mustafa Sabri-Musa Carullah,İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.290.
22


arasındaki yerini ortaya koymayı amaçlamıştır.109 Çünkü onun için bu mesele çok ciddi ve çok önemlidir. Zira ona göre Ali mi faziletli Osman mı? gibi ehemmiyeti bulunmayan meselelerle uğraşmaktansa, az çok insana fayda sağlayan işlere kafa yormak daha çok hayırlıdır.110 Dolayısıyla ona göre İlahî rahmet meselesi büyük bir önem taşımaktadır.
İlahî rahmetin tüm insanları kapsayacağı meselesi, İslam düşünce tarihinin en eski problemlerinin biri sayılır. Problemin temel düğüm noktasın ise, günahkar müminler, özellikle kâfirler için azabın ebedî olup olmaması oluşturmaktadır.
1.   Âsi müminlerin âhiretteki durumları:
Âsi müminler için azabın ebedî olup olmaması hususunda iki temel görüş bulunmaktadır. Bunların birincisi, Ehl-i Sünnet ve bazı Şia fırkalarının âsi müminler ebedî olarak cehennemde kalmayacak görüşüdür. Zira onlara göre, ister küçük, ister büyük günah işleyen mümin belli bir müddet cehennem alevinde kaldıktan sonra Allah’ın rahmetiyle cennete gireceklerdir.111 İkincisi ise, Haricîler, Mutezile, İbn Şabib ve el-Halidî hariç Kaderiye ve bir kısım Şianın kendi mezheplerine mensup büyük günah işleyen birisi ile başka mezheplere mensup olanların tamamı için ebedî olarak azap vardır görüşüdür.112 Fakat Mutezile mezhebi büyük günah işleyenlere verilecek azabın kafirlere verilecek azap gibi olmadığını belirtirken Haricîler ise kafirler için de, büyük günah işleyen müminler için de aynı azap söz konusu olduğunu iddia etmişlerdir.113 Tabii ikinci gruptaki âlimlerin âsi müminler ebedî olarak cehennemde kalacaklardır görüşü mezhep taassubundan kaynaklanan sübjektif bir nitelik taşıyan görüş olduğu şüphesizdir. Fakat her iki gruptaki görüşlerin ortak noktası âsi müminlerin mutlak surette cehennem alevlerin görmeleridir.
2.   Kâfirlerin âhiretteki durumları:
Kâfirlerin âhiretteki durumları hakkında İslamiyetin ilk devirlerinden günümüze kadar farklı görüşler ortaya atılmışsa da, bu görüşleri temel iki noktada toplamak mümkündür:
109  Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.290.
110  Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.347.
111   Eşarî, Makalatul-İslamiyyîn, c. 2, s.167; Ebu Muin en-Nesefî, et-Temhid likavaidit-Tevhid, ss. 359-360:
Ebu Cafer Muhammet b. Ali ibn Babaveyh el-Kummî, Risaletul-İtikadatil-İmamiyye, (çeviren: Ruhi
Ethem F
ığlalı), AÜİF Yayınları-1978, ss. 90-91; İmamul-Ustaz Ebil-Mansur Abdülkahir b. Tahir et-
Temimî el-Bağdadî, Usulud-Din, Matbaatud-Devle, İstanbul-1928, c.1, s.242.
112  Eşari, Makallatul-İslamiyyîn, c.2, s. 167, c.1, 204; Ebu Muin en-Nesefî, et-Temhid likavaidi-Tevhid,
s.356-358. Bağdadî, Usulu’d-Din, c.1, s. 242.
113  Eşari, Makalatul-İslamiyyîn, c. 1, s.204.
23


a)                                                         Âhirette kâfirlerin yurdu cehennemdir. Cehennem alevi de ebedîdir. Cumhur-u Ulema bu görüştedir.114
b)                                                         Kâfirler âhirette cehenneme gireceklerdir. Fakat cehennem azabı belli bir müddet devam ettikten sonra bir gün sona erecektir. Dolayısıyla kâfirler için kurtuluş vardır.115
Bu görüşü benimseyenler arasında sahabelerden; Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mesud, Abdullah b. Amr, Ebu Hüreyre, Cabir b. Abdullah, Ebu Said el-Hudrî, tabiînden; Abd b. Hümeyd, Şabi, İshak b. Rahiye, selef âlimlerinden; Cehm b. Safvan, Ebu Hüzeyl el-Allaf ve Mevlana Celaleddin er-Rumî, İbn Teymiye, İbn Kayyim el-Cevziyye, İbnü’l-Vezir, İsmail hakkı İzmirli vs. bulunmaktadır.116
Bu iki gruptaki İslam âlimleri kendilerinin haklı oldukların ispat etmek için tezlerin çeşitli delillerle süslemişlerdir. Yani onlar azabın ebedî olup olmaması hususunda aklî ve naklî deliller getirerek tezlerini ispatlamaya çalışmışlardır. Örneğin: azabın ebedî olacağını savunanların getirdikleri delillerin bazıları şunlardır:
1.                                                             Allah Kuran-ı Kerimde kâfirlerin ebedî olarak cehennemde azap göreceklerin özellikle hulud ve ebed kelimeleriyle ifade etmiş, onlar için azabın hafifletilmeyeceği, aksine daha arttırılacağın beyan etmiş, azabı tatmaları için vücutları devamlı yenileneceği ve hiçbir surette cennete giremeyeceklerin belirtmiştir. Hz. Peygamberin hadislerinde de aynı bilgiler mevcuttur. Dolayısıyla kâfirler cehennemde ebedî olarak kalacaklardır.117
2.                                                             Birçok hadislerde kalbinde zerre kadar iman bulunan günahkar müminlere şefaat edileceği ve cehennemde belli bir müddet kaldıktan sonra yalnız bunların çıkacakları beyan edilmiştir. Eğer kâfirler de cehennemden çıkıp cennete girecek olsalar hadislerdeki şefaatin yalnız müminlere tahsis edilmesinin hiçbir önemi kalmazdı. Bu bakımdan hadislerde buyurulan şefaat yalnız günahkar müminlere hastır.118
114  Eşari, Makalatul-İslamiyyîn, c. 2, s.167; el-Kummî, Risalatul-İtikadatil-İmamiyye, s. 90.
115  İbrahim b. Hasan, et-Tefsirul-Mesur en Ömer b. Hattâb, ed-Dârul-Arabiyyatu lil-Kitab,1994, s.474
116  İbrahim b. Hasan, a.g.e, s.474
117  Ebu Abdullah İbn Kayyim el-Cevziyye, Hadil-Ervah ile Biladil-Efrah, ss. 292-293.
118  İbn Kayyim el-Cevziyye, a.g.e, s. 293.
24


3.                                                             Kâfirlerin âhirette ebedî azap görecekleri Kuran-ı Kerimin hükmüyle sabit olduğu gibi insan da aklıyla bu konuda aynı hükmü verebilir. Çünkü akıl doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün ölçüsü sayılmaktadır.119
4.                                                             Kuran-ı Kerimde geçen “…gökler ve yer durdukça…”120 tabiri cehennem azabının zaman tayini ve sınırlandırma şeklinde bir açıklığa değil, aksine cehennemi sonsuzlaştırma anlamında bir açıklığa sahiptir. Çünkü dilciler ve tefsirciler bu gibi vakit tayinlerinin, Arapların örf ve anlayışlarına göre sonsuzluğu ifade etmek için kullanıldığını belirtmişlerdir. Nitekim yıldızlar ışıdıkça, güneş parladıkça, gece ve gündüz birbirini takip ettikçe gibi tabirlerle Araplar sonsuzluğu kastetmişlerdir. Kuran-ı Kerimde Arap dili ve anlayışı üzerinde indirildiğine göre gök ve yer durdukça bu iş böyle olacaktır sözü, o işin sonsuzluğunu bildirmektedir.121
5.                                                             Yine bir âyette şöyle buyurulmaktadır: “…Allah dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar…”122 Bu ve buna benzer âyetlerde Allah’ın iradesine bağlanan şey, azabın bizzat kendisi değil, azaba çarptırılacak olanlardır. Yani bundan çıkan mânâ Allah isterse azap eder değil, Allah istediğine azap eder demektir. Başka bir deyişle Cenab-ı Hak isterse kâfirlere azap eder, isterse bağışlayıp cennetine koyar değil, cehennemi hak eden kullarından dilediğine azap eder, dilediğini de affeder.123 Nitekim bunu destekleyen, cehennem ve azabın ebedîliğine delalet eden birçok âyetler bulunmaktadır.124
Böylece azabın belli bir müddet devam ettikten sonra bir gün sona ereceğini iddia edenlere karşı cehennemin ebedîliğini savunanlar bu ve buna benzer pek çok delil ortaya koymuşlardır.
Fakat cehennem azabının bir gün mutlaka sona ereceğini savunanlar kendi iddialarının haklılığını göstermek için birçok deliller ileri sürmüşlerdir. Onların ortaya koydukları delillerin bazıları şunlardır:
1.              Kâfirlerin cehennemde ebedî olarak kalmayacaklarına delalet eden üç
âyet bulunmaktadır. Bunların biri Hud süresinin 107. âyetidir. Bu âyet
119  İbn Kayyim el-Cevziyye, Hadil-Ervah ile Biladil-Efrah, s. 293.
120  Hud, 11/107.
121  Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss.57-58.
122  Maide, 5/18
123  Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss.48-50.
124  Bkz. Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss. 209-220.
25


meâlen şöyledir: Rabbinin dilediği hâriç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî olarak kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır. Bu âyet-i kerimede yer alan “…gökler ve yer…” kelimelerinden kastedilen dünyadaki gökler ve yerdir. Çünkü âyetin devamındaki istisna kaydı buna delalet etmektedir. Âhiretteki gökler ve yer kastedilmiş olamaz. Eğer kastedilmiş olsaydı, âyetteki istisna kaydı aynı zamanda âhiretin de son bulacağını gerektirmiş olur. Halbuki âhiret yurdu ebedîdir. Bu konuda Cehm b. Safvan ve Ebul-Hüzeyl el- Allâf dışındaki bütün İslam âlimleri ittifak etmişlerdir.125
2.              Allah’ın rızasını kazananlar onun rahmetiyle cennete girecekler, isyan
edip onu inkar edenleri de Allah gazabıyla cehenneme atacaktır. Fakat
Allah’ın merhameti gazabından kat kat üstün olduğu için eninde
sonunda Allah sonsuz merhametiyle cehennemde azap görenleri cennete koyacaktır.126
3.                                                      Meleklerin, bütün peygamberlerin ve Salih kulların şefaatleriyle günahkar müminler cehennem azabından kurtulacaklardır. Sonra merhametlilerin en merhametlisi Allah bütün kullarına şefaatte bulunur ve geride kullarından hiç kimse kalmaz.127
4.                                                      Azabın ebedîliğini kabul etmeyenlerin delillerinden son olarak şu delili getirebiliriz: azabın ebedî olup olmaması konusunda İslam ümmetinin ihtilafı vardır. Cumhura göre azap ebedî olsa da, ta sahabe döneminden itibaren günümüze kadar azabın ebedî olmayacağını ileri sürenler de olagelmiştir. Şu halde bu görüşün gerçeklik bir payı vardır.128
Gerçekten sahabe döneminden itibaren hemen hemen her asırda azabın bir gün son bulacağını savunanlar çıkmışlardır. Onlar da iddialarını aklî ve naklî delillerle ispatlamaya çalışmışlar ve cennet yalnız bana aittir anlayışın ortadan kaldırarak cennet hepimizin, hepimiz cennete gireceğiz anlayışını kurmaya gayret etmişlerdir.
Son çağlarda Türk dünyasında ortaya çıkan aynı zamanda dinî yenilenmehareketinin önemli bit temsilcisi olan Musa Carullah Bigiyef ‘İlahî Rahmetin Umumîliğimeselesini teferruatlı bir şekilde ele almış, tezini ispatlama hususunda aklî ve naklî delillere   baş   vurmuştur.   Rahmetin   tüm   insanlığı   kapsayacağı”   görüşünü   kabul
125 İbn Kayyim el-Cevziyye, Hadil-Ervah, ss. 296-297.
126 İbn Kayyim el-Cevziyye, a.g.e, s. 297.
127 Hasan b. İbrahim, et-Tefsirul,Mesur en Ömer b. Hattâb, s.474. Bkz: Müslüm, İman/81.
128 Hasan b. İbrahim, et-Tefsirul-Mesur en Ömer b. Hattab, s.474.
26


etmeyenleri de eleştirerek delillerini çürütme, daha sonra kendi delillerini ortaya koyma yolun tutmuştur.129
Aslında kelam kitaplarında âhirette ilahî rahmetin müminlere has olduğu belirtilmiştir. Yani kelamcıların çoğu, yalnız müminler cennete nail olacakları görüşünü benimsemişlerdir.130 Günümüzde de bu görüş belli bir temele oturan ve bütün Müslümanlar tarafından ittifakla kabul edilen bir gerçektir. Fakat Musa Carullah bu görüşe şiddetle karşı çıkmakta, bu anlayışı ortadan kaldırarak yerine bütün insanlar cennete girecektir anlayışını yaygın bir hale getirme gayretinde olmuştur. Çünkü ona göre herkesin cennete nail olacakları tezi İslâmiyetin yüce şanına daha uygundur.131 Zira Allah-u Teala da Araf süresinin 156. âyetinde “…rahmetim her şeyi kaplamıştır…” buyurmaktadır. Şu halde bu âyet, ilahî rahmetin herkesi içine aldığına delalet eder ve hiçbir zamana, hiçbir insana mahsus değildir. Rahmet dünya hayatında herkese her an bol bol verildiği gibi âhirette de herkese esirgenmeksizin bolca verilecektir.132
Musa Carullaha göre bir göz kırpması gibi az bir ömür içinde rahat yüzü görmeyen insanların âhirette de sonsuza dek dehşetli bir azap görmeleri Allah’ın rahmetine uygun düşmez. Eğer böyle olsaydı, Allah’ın gazabı rahmetinden kat kat üstün olmuş olurdu.133 Halbuki Cenab-ı Hakk’ın rahmeti annenin çocuğuna olan sevgi ve merhametinden daha fazladır. Bir anne çocuğunun ateşte yanmasını nasıl istemiyorsa, Allah da onun gibi hatta daha fazla kulunun ebedî olarak azap görmesini istemez.
Tabiî Musa Carullaha göre inkar ve isyan edenler, şirk koşanlar belli bir müddet azap gördükten sonra kurtulacaklardır. Çünkü azap onların dünyadaki yaptıklarının karşılığıdır. Fakat eninde sonunda Allah af, mağfiret, merhamet ve keremiyle tüm günahları bağışlar. Çünkü Cenabı Hak ...Allah bütün günahları bağışlar...buyurmaktadır. Zaten onun şanına, hikmet ve izzetine uygun olan da budur.134
Musa Carullah, Allah nice defa mağfiret, merhamet sahibi olduğunu ve bütün günahları bağışlayacağını söylüyorsa da, biz müminler onun rahmetin diğerlerinden kıskanarak, bizzat kendimiz başka inançta olanları ebedî cehenneme attık. Halbuki Allah-u Tealanın son derece geniş mutlak rahmeti herkes için yetecektir, kâfidir. Allah
129  Bkz. Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss. 263-313.
130  Eşarî, Makalatul-İslamiyyîn, c.2, s.167.
131  Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.263.
132  Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.298.
133  Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.277.
134  Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.304.
27


rahmetini zerresine varıncaya kadar bütün insanlığa hatta bütün varlık âlemine hesapsız, esirgenmeksizin bolca dağıtır, demektedir.135
Fakat burada bir soru akla gelir. Eğer Allah’ın rahmeti tüm insanlığı kapsıyorsa, o zaman müminle kâfir arasında ne fark kalır? Musa Carullah rahmet ve mağfiret kavramları etrafında bu soruya şu şekilde cevap vermeye çalışmaktadır:
1.         Şüphesiz rahmetin iki türü vardır. Biri amel karşılığında olmaksızın yalnız merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Tealanın lütfuyla tüm insanlara eşit dağıtılan ve hem bu dünyada hem de âhirette hesapsız bolca verilen kapsayıcı rahmettir. Diğeri ise korunma, namaz, zekat, oruç, sadaka, güzel amel gibi imanın rükünleri olan amellere karşılık olmak üzere Allah tarafından vad edilen yazılı rahmettir. Yani kapsayıcı rahmet herkes için, vad edilen yazılı rahmet ise gayret edip çalışanlar için136 Musa Carullah bu iddiasın Kuarn-ı Kerimin âyetleriyle temellendirmektedir. Nitekim o, kapsayıcı rahmet ...rahmetim her şeyi kaplamıştır... âyetine, vad edilen yazılı rahmet ise, ...rahmetimi korunanlara yazacağım... âyetine dayandığını söylemektedir.137
2.         Musa Carullah mağfiret kavramın temel tutmaktadır. O Kuran-ı Kerimin ...Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar... âyetini esas alarak Allah’ın tüm günahları bağışlayacağını söylemektedir. Çünkü ona göre bu âyetin muhkem ifadesi de bunu göstermektedir. Başka bir deyişle âyetteki bütün günahlar deyimi küfür dahil olmak üzere günahların hepsini içermektedir.138 Ne var ki Allah Kuranda Rahman hiç kimseye azap etmez dememiştir. Buna göre Allah günahların her çeşidini bağışlıyorsa da bazı büyük günahlar için azap kaçınılmazdır. Fakat belli bir müddet azap gördükten sonra eninde sonunda herkes cennete nail olacaklardır. Dolayısıyla Musa Carullah’ın bu ifadelerinden bağışlamanın iki çeşit olduğu anlaşılmaktadır:
a.   Hiç azapsız bağışlama; bu tür bağışlama müminlerin yaptıkları bazı küçük,
büyük günahları içerir.
b.   Belli bir süre azap ettikten sonra bağışlama; yani inkar ve isyan edenler için
şüphesiz bu tür bağışlama söz konusu olur.139
Özetle Musa Carullah azabın ebedî olmadığı ve ilahî rahmetin herkesi kapsayacağı görüşündedir. Zira ona göre Allah’ın rahmeti, bütün insanlar hatta varlık âlemine yetecek hatta artacaktır. Biz geniş olan ilahî rahmeti sınırlandırarak belli bir zamana ve insana
135 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.260.
136 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.299.
137 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.299.
138 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss. 303-304.
139 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s.304.
28


tahsis edemeyiz. Allah’ın rahmeti her şeyi kapsar.140 Buna rağmen bazıları için azap da kaçınılmaz bir hadisedir. Fakat azap ebedî olmadığına göre eninde sonunda isyan ve inkar edenlerin, şirk koşanların günahları bağışlanır ve cennete gireceklerdir.141
Şüphesiz insanların hepsi, ancak kendi inançlarının hak olduğunu, dolayısıyla kurtuluşun yalnız kendilerinde bulunduğunu iddia ederler. İslam dini de, Kuran-ı Kerimin açık beyanına göre hak din, dosdoğru din, Allah katında gerçek ve makbul dindir.142 Dolayısıyla ulûhiyet konusunda yalnız İslam akidesi haktır.
Bu konuda ise Musa Carullah Bigiyefin görüşü şöyledir: İslam dininin başka dinler arasında yüceliği, hakkaniyeti tartışılmaz bir gerçektir.143 Zaten bu hakikat Kuran-ı Kerimin ...İşte dosdoğru din budur... gibi âyetleriyle teyit edilmektedir. Fakat biz başka bir milleti veya toplumu inanç ve ibadetlerinden dolayı tekfir edemeyiz, dolayısıyla onları düşman saymak doğru değildir. Çünkü bütün dinler, tek bir dinin gelişim halkalarıdır.144 Başka bir deyişle Allahtan gelen gerçek dinin bozulmuş şekilleridir.145
Musa Carullaha göre Hz. İsayı Tanrı edinenler, ruhları Tanrı sayan animistler, ateşe tapan Mecusîler, güneşe secde eden tabiat âbitleri vasıtada ne kadar hata etmişlerse de, kastlarında şüphesiz isabet etmişlerdir. Yani vasıta olarak herhangi bir şeye secde edenler, ibadet yapanlar, secde ve ibadetlerinin arkasından muhakkak ki Allah’ı aramaktadırlar.146 Dolayısıyla onların hataları belki günahları kastında değil, bilakis şükredebilecek olanı tayin edebilme hususundadır.147
Musa Carullah’ın rahmetin tüm insanlığı kapsayacağı ve ulûhiyet hususunda bütün inançların haklı olup olmayışı konuları hakkında görüşleri için son olarak şunları söylemek mümkündür:
         İlahî Rahmet bütün insanlığı kapsayacaktır;
         Âhirette tüm insanlık azaptan kurtulacaktır;
         Âhiret azabı muhakkak bir gün son bulacaktır;
         Ulûhiyet konusunda gerçek ve hak din İslam dini ise de, başka din ve mensuplarını inanç ve ibadetlerinden dolayı suçlamayız. Çünkü herkesin inanç ve ibadetlerinin arkasında Allah vardır.
140 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.298.
141 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s. 304.
142 Ali İmran, 3/19.
143 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.256.
144 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss. 257-258.
145 Tabi Musa Carullah’ın bu ifadelerinden semavî dinleri anlamak gerekir.
146 Musa Carullah, Uzun Günlerde Oruç, s.76.
147 Musa Carullah, Uzun Günlerde Oruç, s.76.
29


Görülüyor ki, bu dört nokta Musa Carullah’ın ‘İlahî Rahmet anlayışının temelin oluşturmaktadır.
Şüphesiz herhangi bir konuda bir tez ileri süren kimse, tezinin haklılık payını göstermek için onu delillerle temellendirmeye çalışır. ‘İlahî Rahmetin Umumîliği tezini benimseyen Musa Carullah da görüşünü Kuran-ı Kerimin âyetleriyle ve hadislerle temellendirmeye gayret etmiştir.
Musa Carullah’ın ele aldığı delillerden;
1. Azap ve azabın ebedîliğini Allah’ın meşietiyle sınırlandırılmasıdır; O bununla ilgili olarak Araf süresinin 156. ve Enam süresinin 128. âyetlerini zikretmektedir. Söz konusu âyetlerde Allah’ın rahmetinin her şeyi kapsayacağından, azabını dilediğine uğratacağından ve onun dilediği hariç cehennemde ebedî kalacaklarından bahsedilmektedir.148 Musa Carullah Araf süresinin 156. âyetinde buyurulan Rahmetim her şeyi kaplamıştır tabirinden hareketle Allah’ın bu rahmetinin tüm insanlığı hatta bütün varlık âlemin kapsayacağını ve âyetin devamındaki rahmetimi korunanlara, zekat verenlere ve âyetlerimize inanlara yazacağım ibaresinin önceki rahmeti tahsis etmediğini vurgulamaktadır.149 Zira o, mantık ve usul ilmindeki özelin hükmü, genelin hükmüne uygun olduğunda genelin hükmü sınırlandırılmaz kaidesini belirterek150 yukarıdaki âyetin açık beyanına göre iki tür rahmetten söz edebileceğimizi söylemektedir. Birincisi, kapsayıcı rahmettir. Bu tür rahmet tüm insanlığı içine alır. İkincisi ise, korunma, zekat, oruç gibi ameller karşılığında verilen hususî rahmettir.151
Bu âyetlerin yanında Musa Carullah Hud süresinin 107. ve İbrahim süresinin 48. âyetlerine işaret ederek,152 bu âyetlerde azabın ebedîliği gökler ve yer devam ettikçe” şartıyla kayıtlandığını belirtmektedir.153 Bu âyetlere dayanarak Musa Carullah, azap ve azabın sonsuzluğunu Allah’ın meşiyeti ve Kuranda zikredilen cehennemde ebedî kalışı belirli bir süreyle kayıtlandırmaktadır.
148 Maraş, Türk Dünyasında Dinî Yenileşme, s. 160.
149 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.296.
150 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, s. 297.
151 Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss. 298-299.
152 Hud-107: Gökler ve yer durdukça orada sürekli kalacaklardır. Ancak Rabbin çıkarmayı dilerse o başka.
Çünkü Rabbin istediğini yapandır. İbrahim-48: O gün yer başka yere gökler de başka göklere değiştirilir.
Hepsi tek ve kahredici yüce Allah’ın huzurunda durur”.
153 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s. 294.
30


2.        Rahman-Rahim ayırımı ve Rahman’ın arş’a istiva etmesidir; Musa Carullah Bismillahir-Rahmanir-Rahim âyetindeki Rahman’ın Rahimden kelime yapısı yönünden daha mübalağalı olduğunu kabul etmekle beraber, bu iki kavramın taşıdığı mananın şöyle olduğunu belirtmektedir: Rahman genel rahmetiyle tüm insanlığa devamlı olarak rahmet eden; Rahim ise, özel rahmetiyle yalnızca amel karşılığında rahmet edendir.154 Nitekim Musa Carullah, Kuran-ı Kerimin O Rahman arşa istiva etmiştir155 âyeti de tezini teyit ettiğini söylemektedir. Çünkü ona göre Allah’ın kapsayıcı rahmeti, bütün varlık âleminden büyük olan arş’ı kuşattığına göre ilahî rahmet de istisnasız tüm insanlığa esirgenmeksizin bolca verilecektir.156 Dolayısıyla Musa Carullaha göre arşı kuşatan rahmet, şüphesiz âhirette de tüm insanlığı içine alacaktır.
3.        Şirk dahil olmak üzere bütün günahların bağışlanmasıdır; Musa Carullah, Kuran-Kerimin Zümer süresinin 53. âyetinde buyurulan Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü o, çok bağışlayan ve esirgeyendir âyetinden hareketle Allah’ın şirk dahil olmak üzere bütün günahları bağışlayacağını söylemektedir. Çünkü ona göre âyetteki Ey... kullarım!hitabına tüm insanlar dahildir. Aynı zamanda Musa Carullah Allah bütün günahları bağışlar ibaresindeki bütün günahların içinde küfür ve şirkin de bulunduğunu ve bu âyet Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar...157 âyet-i kerimesiyle hiç bir surette çatışmadığını belirtmektedir. Çünkü ona göre âyetteki Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz ibaresi cezaya delalet edip sonsuzluğa delalet etmemektedir.158
Şu halde Allah küfür ve şirk dahil olmak üzere bütün günahları bağışlar. Fakat küfür edenler ve şirk koşanlar cezaya çarptırılacaklardır. Eninde sonunda ise bütün insanlık için kurtuluş vardır.
4.  Allaha ve âhiret gününe inanıp salih amel işleyenlerin kurtulmasıdır; Musa
Carullah Bakara süresinin 62. âyetin159 delil göstererek Allaha ve âhiret gününe inanıp
salih amel işleyenlerin ebedî mutluluğu elde edeceklerini iddia etmektedir.160
154 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.301.
155 Ta-Ha,20/5.
156 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s. 302.
157 Nisa, 4/48.
158 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss. 303-304.
159 Bakara-62: “Şüphesiz iman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden Allaha ve âhiret
gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlar için herhangi bir
korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir”.
160 Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s. 357.
31


5. Hz. İsanın Allah-u Teâlaya Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen aziz ve
hakimsin demesidir. Allah-u Teâla Mâide süresinin 118. âyetinde Hz. İsa ve annesi Hz.
Meryemi ilah edinen Hıristiyanlar hakkında Hz.İsa peygamberin diliyle hikaye yoluyla
şöyle buyurmaktadır: Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır.
Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin. Musa Carullah bu âyete
dayanarak İsa peygamberin şirk ve küfür gibi günahların bağışlanmasını istediğini ifade
etmekte ve bu âyetin tefsirinde Zemahşerî’nin Bağışlama aklen her suçlu için güzeldir.
Hatta suç ne kadar büyük olursa, bağışlamak o kadar güzel olur161 sözünün doğru
olduğunu belirterek şirk ve küfür gibi günahların bağışlanmasını mümkün olduğunu dile getirmektedir.162
Musa Carullah iddiasını ispat hususunda Kuran-ı Kerim âyetleri yanı sıra Buharî ve Muslimde geçen iki hadisi de delil olarak getirmektedir.
1.   Ömer b. el-Hattab (r.a.) şöyle rivayet eder:
Resulullah’ın (s.a.v.) huzuruna Hevazin kabilesinden bazı esirler getirilmişti. Bunlar arasında emzikli bir kadın vardı. Bu kadın çocuğunu kaybetmişti ve bu yüzden göğsünde biriken sütü sağarak başka çocuklara veriyordu. Daha sonra esirler arasında kendi çocuğunu buldu. Hemen alıp göğsüne basarak onu derin şefkatle emzirmeye başladı. Bunun üzerine Hz. Muhammet (s.a.v.) çevresindekilere “şu anne kendi öz çocuğunu ateşe atar mı dersiniz? diye sordu. Ashab-ı Kiram da hayır, gücü yettiği sürece elbette ki atmaz karşılığını verdiler. O zaman âlemlere rahmet olarak gönderilen İslam peygamberi Hz. Muhammet (s.a.v) yemin ederim ki Allah kendi kullarına, bu annenin öz çocuğuna olan merhametinden daha fazla merhametlidir buyurdu.163
2.   Hz. Peygamberden şöyle rivayet edilmiştir:
Kıyamet gününde Allah-u Teâla Hazretleri şöyle buyurur: melekler, peygamberler ve müminler şefaâtta bulundu ve cehennemde, kalbinde zerre kadar hayır bulunan hiç kimse kalmadı. Geriye merhametlilerin en merhametlisi olan Allah kaldı” ve o: sıra benim şefaatime geldi demektedir.164
Musa Carullah bu iki hadisin oldukça açık beyanına göre azabın ebedî olmadığı ve bu hadisleri açıklamaya ihtiyaç duyulmadığı görüşündedir.
161  İmam Ebul-Hasan Carullah Muhammed b. Ömer ez-Zemahşerî el-Hevarizmî, el-Keşşâf min Hakaikit-
Tenzîl ve U’guni’l-Akavîl, c.1, s.442.
162  Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, ss. 311-314.
163  Mustafa Sabri-Musa Carullah, a.g.e, ss.307-308; Bkz. Buharî, Edep/18.
164  Mustafa Sabri-Musa Carullah, İlahî Adalet Rahmet-i İlahiye Burhanları, s.309; Bkz. Müslim, İman/81
32


Böylece Musa Carullah, Kuran-ı Kerim âyetlerine ve Hz.Peygamberin hadislerine dayanarak ilâhî rahmetin umumîliği meselesini ispatlamaya çalışmıştır. O bu konuda dört noktayı vurgulamıştır: a) İlâhî rahmet tüm insanlığı kapsayacaktır. b) Ahirette tüm insanlık kurtulacaklardır. c) Ahiret azabı mutlaka bir son bulacak ve cehennemde olanlar cennete gireceklerdir. d) Ulûhiyet konusunda gerçek ve hak din İslam ise de, başka din mensuplarını inanç ve ibadetlerinden ötürü suçlamayız. Çünkü herkesin inanç ve ibadetlerinin arkasında Allah vardır. Dolayısıyla ahirette herkes cehennemden kurtulacaklardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder