MÛSÂ CÂRULLAH'IN EĞİTİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ:
“TARÎHU'L-KUR'ÂN VE'L-MESÂHIF” ADLI ESERİ BAĞLAMINDA
Dr. Mustafa ŞENTÜRK.
. Bayburt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Öğretim Üyesi
(msenturk@bayburt.edu.tr)
ÖZ
Genel olarak bireylere kendi iradeleriyle istenen davranışların kazandırılması şeklinde tanımlanan eğitim ile ekonomik ve siyâsî ilerleme veya gerileme kavramları arasında diyalektik bir ilişki söz konusudur. Başka bir deyişle eğitim, toplumların ilerlemelerinin ya da geri kalmalarının başlangıçta sebebi sonraları ise sonucudur. Bu yaklaşıma göre 18. yy.dan itibaren Osmanlı Devleti’nin (1299-1923) şahsında İslâm medeniyetinin en önemli gerileme nedenlerinden biri olarak eğitim sisteminin bozulması, kalkınma yolundaki ilk çare olarak da eğitim sisteminin ıslahı gösterilmiştir. Küresel ölçekli çalkantıların cereyân ettiği ve İslâm medeniyetinin
yenilgisini ilan ettiği bir dönemde yaşamış olan Mûsâ Cârullah (1875-1949) böyle düşünen mütefekkirlerdendir. Cârullah’ın eğitim ile ilgili görüşlerini serdettiği eserlerinden biri de Târîhu’l-Kur’ân
ve’l-Mesâhıf’tir. Makalemiz, Cârullah’ın adı geçen eserindeki eğitim üzerine görüşlerini incelemek
amacını taşımaktadır.
Giriş
Mûsâ Cârullah (1875-1949), Buhara, İstanbul, Mısır, Hicaz,
Hindistan ve
Şam gibi İslâm dünyasının önemli ilim merkezlerinde islâmî
ilimleri tahsil etmiş,
daha sonra çeyrek asır kadar dönemin modern bilim ve kültür
merkezlerinden
biri olan Petersburg’da yaşamıştır. Bu sebeple Cârullah’ın
hem islâmî ilimlere
vâkıf bir ilim adamı hem de modern düşünce hareketlerine
âşina bir mütefekkir
olduğu söylenebilir (Görmez 1994: 54-55; Ayrıntılı bilgi
için bkz. Balaban 1953:
173-178; Keskioğlu 1964: 63-73).
Seyahatleri esnasında gezip gördüğü medreselerde hayal
kırıklığı yaşayan
(Cârullah 1907: 2; : Cârullah ty: 12) Cârullah, islâmî
ilimlerde ezber ve taklite
dayalı eğitim sistemine karşı ıslah ve tecdit fikirlerinden
etkilenmiştir. Cârullah'a
göre Müslümanların en önemli meselesi toplumsal, ekonomik ve
siyasî problem-
lerini halletmeleridir. Bunun için yapılması gereken ilk şey
medreselerin ıslahıdır
(Kanlıdere 2006: 214).
Ülfet, Tilmîz, el-Islâh, ve el-Asru'l-Cedîd gibi yenilikçi
gazete ve dergilerde,
Rusya Müslümanlarının siyasî faaliyetleri, insan hakları,
mektep ve medreselerin
ıslahı gibi konularda yazılar yazan Cârullah, yenilikçi bir
düşünce adamı sayıl-
makla beraber, İslâm’ın reforma ihtiyacı olduğu iddialarını
reddetmiştir (Cârullah
2011: 15; Öz 2007: 46-47).
İctihâdın dondurulmasının, tefekkür tembelliğinin ve
taklitçi düşüncenin
yaygınlaşmasının, İslâm dünyasını geri bırakan ana nedenler
olduğunu, bunun da
temelinde bozuk eğitim sisteminin bulunduğunu ifade eden
(Kanlıdere 2006:
214-215; Kuzu 2005: 78) Cârullah, sosyal hayattan kopuk olan
ve öğretim prog-
ramında pozitif bilimlere yer vermeyen eğitim anlayışını
eleştirmiş; bir yandan
medreselerin ıslahını kabul etmeyen Kadîmciler’e, diğer
yandan medreselerde
sadece modern bilimlerin okutulmasını savunan bir kısım
Cedîdciler'e karşı çık-
mıştır.
Bilindiği gibi, aralarında Cârullah’ın da bulunduğu ve
Abdünnasır Kursavi
(1734-1834), Şehabettin Mercani (1818-1889), İsmail
Gaspıralı (1851-1914) ve Rıza-
eddin Fahreddin (1858-1936) gibi fikir adamlarından oluşan
ceditçiler, “altın
çağın” yeniden inşâsından ziyâde günü ve geleceği esas alan
yenilikçi bir akımdır.
Ceditçiler, taklite karşı çıkmışlar ve doğrudan Kur’ân ve
Sünnet’ten yararlanıp
ictihâdı aktif hale getirerek; medreselerin skolastik
düşünce ve kitaplardan arın-
dırılmasını ve buralarda seküler bilimler ile kitapların
okutulması ve böylece
eğitim kurumlarının batılılaşması gerektiğini
savunmuşlardır. Ceditçilere karşı
çıkan ve başını Veli Hüseyinov ve Abdürrezzak İbrahimov gibi
mollaların çektiği
kadimciler ise mevcut durumun değişmesini, toplumun
değerlerinden uzaklaş-
ması olarak telakki etmişlerdir. Medreselerin Rus okulları
model alınarak -
örneğin sıra konulması ve fen bilimlerinin okutulması gibi
yeniliklerle- moderni-
ze edilmesini, “Ruslaşma” olarak değerlendirmişler ve
mevcudun korunması ge-
rektiğini savunmuşlardır (Bodur 2007: 565-567; Maraş 2007:
569-579; Güngör
2008: 129-134; 135-139).
1. Mûsâ Cârullah'ın Tarîhu'l-Kur'ân ve'l-Mesâhıf’inde Eğitim
Üzerine Dü-
şünceleri
Mûsâ Cârullah’ın Mısır’da henüz talebe iken hazırladığı,
ancak memleketi-
ne dönünce bastırabildiği (Görmez 1994: 23-24, 71)
“Târîhu’l-Kur’ân ve’l-
Mesâhıf” adlı eseri, bir sayfalık giriş yazısı hariç 37
sayfadan oluşan bir risâledir.
Çalışmamızda esas aldığımız baskısı, 1905 yılında
Petersburg’ta yapılmıştır. Yayı-
nevi tarafından yazıldığını düşündüğümüz bir sayfalık giriş
yazısında risâlenin,
Kur’ân ve mushaflar tarihi, Kur’ân’ın i’câzı ve sahabe
mushafları hakkında bilgiler
içereceği belirtilmektedir (Cârullah 1905: I)1.
Bu eserin başlarında Cârullah, eğitim sistemi ve ıslahı
hakkındaki görüşle-
rini yazmıştır. Ülkemizde Cârullah üzerine yapılan
çalışmalarda eğitim hakkında-
ki görüşlerine yer veren çeşitli araştırmalar mevcuttur.
Ancak görebildiğimiz
kadarıyla, müstakil olarak onun eğitim ile ilgili
görüşlerini konu edinen sadece
bir çalışma mevcuttur (Doğan 2002: 129-144) ve söz konusu bu
çalışmada Cârul-
lah’ın incelediğimiz bu risâlesine sadece bir atıf
bulunmaktadır. Oysa Cârullah’ın
bu eseri, eğitim açısından yakından incelenmeyi hak
etmektedir. Çalışmamız bu
boşluğu doldurmak amacını taşımaktadır. Cârullah’ın bu
risâle bağlamındaki
görüşleri, onun eğitim sistemine dönük eleştirileri ve
eğitimin ıslahına dâir öneri-
leri olmak üzere, iki ana başlık halinde ele alınacak ve bu
görüşler günümüz
eğitim anlayışı açısından değerlendirilecektir.
1. 1. Cârullah’ın Eğitim Sistemine Yönelik Eleştirileri
Mûsa Cârullah, “doğa (kevnî) bilimleri ile canlılar
biliminden (Biyoloji)
zühd ve verâ’ gibi -sözde dinî- gerekçelerle yüz çevirince,
din de zayıfladı ve
sadece görüntüsü kaldı” diyerek; en önemli meselenin mektep
ve medreselerimiz
ile eğitim işlerimizdeki sistem eksikliği olduğunu ve bu
durumun çocuklarımızın
terbiyesinin bozulmasına ve eğitim işlerini ehil olmayan
kimselerin yürütmesine
yol açtığını söyler. “Zannediyorum bizden öncekilerin
bulunduğu saadet tahtın-
dan bugünkü kötü hale düşüşümüzün sebebi budur” (Cârullah
1905: 1-2) diye-
rek; İslâm dünyasının ana sorununu da, bu sorunun çözümünü
de eğitimde gö-
rür.
Ona göre kendi dönemindeki Müslümanların iki zorunlu
ihtiyacı vardır:
Biri medenî dünyanın bütün sosyal ve fen bilimlerini,
teknolojisini ve sanatını
almak; diğeri ise İslâm’ın edebî ve dinî ilimlerini iyi
öğretmektir (Cârullah 1997:
38). Cârullah’ın dikkat çektiği bu sorun, günümüz
uygulamasında ilk ve ortaöğ-
retim aşamasında temel düzeyde bütün bilimler, lisans
öğretimi aşamasında ise
uzmanlaşmanın zorunlu bir sonucu olarak, sadece ilgili
alanların öğretimi ile
çözüme kavuşturulmuş görünmektedir.
Yine yaşadığı dönemde ve coğrafyada kadının durumundan
hoşnut olma-
yan Cârullah’a göre, Müslümanlar için bir başka zorunluluk
kız çocuklarının
eğitimidir. Ona göre aile büyükleri ve ümmetin rehberlerinin
bu konuya gereken
önemi vermeleri gerekir. Çünkü cehalet ve zaruretten bütün
insanlar ama özel-
likle de kadınlar olumsuz etkilenmektedir (Cârullah 1997:
67-68; Öz 2007: 101
vd.). Ülkemizde gerek Milli Eğitim Bakanlığı ve gerekse özel
şirketler tarafından
kız çocuklarının okumaları için başlatılan kampanyalar2
düşünüldüğünde; Cârul-
lah’ın kendi döneminde dile getirdiği bu sorunun, hâlâ tam
olarak çözülemediği
ve İslâm dünyasının ana problemlerinden biri olmaya devam
ettiği söylenilebilir.
Medreselerde yürütülen öğretim programlarını eleştiren
Cârullah’a göre,
buralarda eğitim düzeyi düşük olup kötü bir program
uygulanmakta; biraz Na-
hiv ve Fıkıh, yanı sıra Usûl’ün ihtilaflı konuları, Kelâm
ilminin birçok safsatası ve
boş felsefî meseleler öğretilmektedir. Onlarca sene
medresede öğrenim gören
talebe, -kendisini yetiştirmek bir tarafa- aklı ve ahlâkı
bozulmuş bir halde mezun
olmaktadır (Cârullah 1905: 6).
Cârullah, talebenin medreseden her şeyi öğrendiği zehâbıyla
mezun oldu-
ğunu, halbuki din dilinden hiçbir şey anlamadığını, dinin,
şeriatın ve fıkhın ger-
çek manasını kavrayamadığını, Hz. Peygamber’in (sas)
hadislerinin çok azını
duyduğunu, duyduklarının çoğunun da mevzû olduğunu söyler.
Talebenin,
Kur’ân’ın manasını sadece dilini anlayabildiği oranda
bilebildiğini, ancak Kur’ân
ilimlerinden hiçbir şey bilmediğini; öte yandan tabiat ve
matematik bilimlerini de
öğrenemediğini belirtir (Cârullah 1905: 6-7).
Öğrencinin okuldan hüsran ile ayrıldığını, ilmî ve edebî
olgunluğa ulaşa-
madığını, ancak ve ancak fıtrî zekâsından bir şey kalmışsa
bir mütalâya girişebil-
diğini, çünkü bin kez de tekrar edilse, ibareden manayı
çıkarmaya muktedir ola-
madığını söyler.
“Bütün bunları söylüyorum ve medreselerimizin ve orada
bulunanların du-
rumunu bilen hiç kimsenin beni eleştireceğini ya da
söylediklerimden dolayı
bana aşırı kızacağını zannetmiyorum” (Cârullah 1905: 7)
diyerek, çağını görüşle-
rine şâhit tutar.
Cârullah’ın eleştirilerinden eğitim-öğretim işlerini yürüten
yetkililer de
nasîbini almıştır. Cârullah, talim ve tedris işlerini
yürüten söz konusu yetkilileri
medreselerle ilgili kararlarından dolayı eleştirir. Çünkü
ona göre bu kararlar,
üstün güçlerimizi öldürmekte, bizi gelişmekten, çalışma
kararlılığından ve ilmî
meseleler ile varlık mucizelerini tefekkür etmekten
alıkoymaktadır. Bu duruma
geçmişte uygulanan “sonuç” değerlendirme yönteminin yol
açtığı, günümüzde
“yapılandırmacı öğrenme kuramı” çerçevesinde uygulanan
“süreç” temelli bir
değerlendirmenin ise hem öğrencileri daha aktif hâle
getirdiği hem de öğretmen
ve idarecilere daha çok sorumluluk yüklediği söylenilebilir.
Talebenin onlarca sene medreselerde tahammül edilemeyecek
zorluk ve
yorgunluk azabı içinde, dininde kemâle ermeyi talep ederek,
hayatından mem-
nun, Allah’ın ve rasûlünün rızasını kazanmaya çalışarak
kaldığını, ancak zamanın
medreselerinde hazırbulunuşluk düzeyi yüksek bu öğrencilere
bile öğrenme az-
minin kazandırılamadığını belirtir (Cârullah 1905: 7)3.
Cârullah, geçmiş âlimlere saygı gösterip haklarının
verilmesi gerektiğini,
onların referans alınabileceklerini, ancak referans
alınmalarının olmazsa olmaz
bir zorunluluk olmadığını söyler. Taklidin insanı
körleştirebileceğini ve düşünceyi
donduracağını belirten Cârullah, dinin taklitçi yaklaşım ve
evhâm belâsından
temizlenerek maslahat ve delillerine dayanarak çalışılması
gerektiğini ifade eder
(Cârullah 1905: 10). Çünkü ona göre taklit, ümmetin başına gelen
en büyük
belâdır (Cârullah 1975: 26, 30, 33).
Ona göre medreselerimizden çıkan çocuklarımızın çoğu, hayat
meslekle-
rinden birine yönelememekte; ya bir câmiye veya medreseye
imam ya da müder-
ris olarak atanmak dışında yaşama yolunu bulamamaktadırlar.
Talebeler medre-
seden kafaları varlık ilimlerinin ilk basamak bilgilerinden
ve din ilimlerinden boş
bir şekilde mezun olmakta ve rızıklarını insanların
bağışladığı mallarda arayarak,
onur kırıcı bir şekilde buna tevessül etmektedirler.
Cârullah, “bu duruma ne
gayret-i dîniyye ne şefkat-i islâmiyye ne de muhabbet-i
milliye râzı olur” der.
Mûsâ Cârullah’a göre din eğitimi veren medreselerimizde
Kur’ân ve ilimle-
rinin, Hz. Peygamber’in (sas) hadis ve düsturlarının tam
olarak öğretilmemesi;
dininin hakikatlerinin kitap ciltleri arasında bırakılıp
sofistike kelâm tartışmaları
ile Yunan felsefesi arasında boğulup kalınması, ümmetin
günahı ve utanç kayna-
ğıdır.
Cârullah, Müslümanların, kendileri dışındaki insanların
ürettiği bilgiden ve
öncekilerin birikiminden faydalanmalarının önünde hiçbir
engel olmadığını; zira
bu birikimin, talep eden ve mutluluğu arzulayan herkes için
sunulduğunu söyler
(Cârullah 1905: 8). Cârullah, bu noktada bize Hz.
Peygamber’e (sas) dayandırılan
“ilim Çin’de bile olsa alınız” (Beyhakî 2003: 193 hadis nu.
1543) hadisini hatırla-
tarak, bilginin ve bilimin evrenselliğini vurgulamış olur.
Cârullah’ın eğitim sistemine dönük eleştirilerini medrese
müfredâtından
fen bilimlerinin çıkarılması, buralarda ehil olmayan
kimselerin ders vermeye
başlaması, medreselerin sağlıklı bir din eğitimi verememesi,
medreselerle ilgili
karar alan yetkililer, öğrencileri teorik meselelerle meşgul
eden, hayatın gerçekle-
rinden uzak eğitim sistemi, meslek eğitiminin sistematik
olarak verilememesi,
İslâm dünyası dışında üretilen bilgiden bîhaber olunması
şeklinde özetlemek
mümkündür.
1. 2. Cârullah’ın Eğitim Sisteminin Islahına Yönelik
Önerileri
1. 2. 1. Eğitim-Öğretimde Maslahatların Belirlenmesi
Cârullah, dinin dünya ve âhiret maslahatlarını temin için
geldiğini, bu ne-
denle dünya ve âhiret mutluluğu için bu maslahatların ikame
edilmesi gerektiğini
söyler. Ayrıca Allah’ın kullarına güç yetiremeyecekleri veya
bozgunculuğa yol
açacak bir sorumluluk yüklemeyeceğini belirtir (Cârullah
1905: 2). Böylelikle
eğitimin bu esaslar üzerine bina edilmesi, bir başka
ifadeyle dünyevî ve uhrevî
maslahatlara dayanması ve kişiyi ifsâd değil ıslah edecek
şekilde düzenlenmesi
gerektiğini vurgular.
Öte yandan Allah’ın insanları hiçbir şey bilmez şekilde ve
fakat kendilerine
duyu organları ve akıl verilmek sûretiyle öğrenme kabiliyeti
ile yarattığını belir-
ten Nahl 16/78. ayeti delil getirerek; kulların çeşitli
eğilim ve yeteneklerle yara-
tıldığını, kiminin ilme, kiminin siyâset ve yönetime,
kiminin de sanata meyilli
olduğunu söyler. Yine Zuhruf 43/32. ayete dayanarak,
insanların birbirlerine
ihtiyaç duyacak şekilde farklı meziyet ve özelliklerde
yaratılmalarının hayat
nizâmının gereği olduğunu ve bu durumun insanların
maslahatına olduğunu
söyler. Toplumun faydası için bu maslahatların dikkate
alınıp eğitimin bunu
karşılayacak şekilde oluşturulması gerektiğini belirtir.
Buna göre eğitim açısından
ilgili maslahatın, insanlara kendileri için faydalı ve
zararlı olanı ayırt edebilecekle-
ri bilgilerin öğrenilmesi ve öğretilmesi olduğunu söyler.
Cârullah, insanların ilme yönelmelerinin bazen yeni doğan
bebeğin anne-
sini emmesi gibi ilham ile ve kendiliğinden, bazen de eğitim
ve yönlendirme ile
olduğunu ve eğitimde maslahatlar belirlenirken kalıtsal ve
toplumsal bu faktörle-
rin dikkate alınması gerektiğini belirtir (Cârullah 1905:
2-3).
Görüldüğü gibi Cârullah burada bize iki önemli eğitim
ilkesini hatırlat-
maktadır. Buna göre eğitim hedefleri belirlenirken ve eğitim
kurumları düzenle-
nirken; bir taraftan bireysel eğilim ve yeteneklerin, diğer
taraftan toplumsal ihti-
yaçların dikkate alınması gerekmektedir. Böylelikle
öğrencilerin ilgi, ihtiyaç ve
yetenekleri göz önünde bulundurularak, eğitimleri küçük
yaşlardan itibaren ilgili
rehber öğretmenlerin gözetiminde sürdürülebilecektir.
Bireyler bir yandan ken-
dini gerçekleştirmeye dönük ilgilerine yöneltilerek, çeşitli
yöntem ve tekniklerle
geliştirilecek, diğer yandan süreç ders öğretim programlarının
oluşturulması
aşamasından başlamak üzere, toplumun bireyden beklentileri
ve toplumun ihti-
yaçları belirlenerek işletilebilecektir.
1. 2. 2. Eğitim-Öğretimde Aşamalar
Mûsâ Cârullah’a göre çocuğun eğitiminde üç aşama vardır. İlk
aşamada
çocuklara okuma-yazma ve iman konuları gibi temel
bilgilerinin öğretilmesi ge-
rekir. Sonra gerekli olan dil, matematik bilimlerinden
Hesap, Cebir, Hendese,
tabiat bilimi, Kimya, Fizik, yeterli dinî ve edebî bilgiler,
Tarih, ilk çağ tarihi ve
Coğrafya ilimleri öğretilmelidir. Böylece ona göre çocuğun
rüşdü tamam olur ve
aklı kemâle erer.
Cârullah, bütün bunların eğitim usullerine göre seneler
içinde gerçekleşe-
bileceğini, süreç içerisinde çocuğun fıtratı üzere
gelişeceğini ve çocuk fıtratına
göre kendisini ilim dallarından birinde gösterinceye kadar
derslerin devam ede-
ceğini söyler. Böylece çocuk yüksek ilimleri öğrenebilecek
seviyeye gelir.
Ona göre ikinci aşamada çocuğa sanat ve üçüncü aşamada ise
siyâset ilmi
öğretilir (Cârullah 1905: 4).
Cârullah’ın çocuğun eğitiminde ön gördüğü üç aşamanın, kendi
dönemin-
de yeni yeni gelişmeye başlayan çocuğun “gelişim dönemleri”
ve “öğrenme ku-
ramları” (Binbaşıoğlu 1998: 98-119) açısından karşılaştırma
yapılabilecek durum-
da olmadığı, çünkü hem söz konusu kuramların belirttiğimiz
gibi yeni geliştiril-
mekte olduğu hem de Cârullah’ın sonuçta bir eğitim uzmanı
sıfatını taşımadığı,
dolayısıyla söz konusu görüşlerinin tartışılabilir olduğu
söylenilebilir.
1. 2. 3. Eğitim-Öğretimde İlgi ve Yeteneklerin Dikkate
Alınması
Eğitimi Allah’ın insana doğuştan vermiş olduğu
kabiliyetlerinin keşfedilip
bunların geliştirilmesi olarak tanımlayan (Cârullah 2011:
57; Doğan 2002: 129)
Cârullah’a göre, yukarıda aktardığımız eğitim aşamalarını
tamamlayan çocuğun
kendisini hazır gördüğü konularda ilgileri oluşur ve çocuk
eğilimi olan alana
yönelir. Böylece kendi yolunu bulana ve akranları arasında
üstün olduğu alanlar-
da tebârüz edene kadar bunlara önem vermeye devam eder. Daha
sonra uzman
ile baş başa kalır ve fıtrî niteliklerine göre kendisine
uygun bir alanda gerekli
bilgileri elde edip uzmanlaşıncaya kadar çalışır.
Cârullah, eğitimden beklenen sonucun ve faydanın bu şekilde
alınabilece-
ğini belirttikten sonra bunu örneklendirir: Ona göre
anlayışı ve kavrayışı iyi, zekî
bir talebe yönlendirildiği Fıkıh, Siyaset, Tarih gibi zor ve
kapalı ilimlerde bu şe-
kilde yetiştirilebilir. Öte yandan eğitimden sorumlu bakan
ve görevlilerin, -kendi
tabiriyle- “böyle kıymetlere” dikkat etmesi gerektiğini ve
zımnen onların özel
eğitime tâbi tutulmaları gerektiğini ifade eder. Günümüzde
üst düzey düşünme
becerileri yüksek olan ve üst düzey düşünebilen öğrencilerin
“Bilim Sanat Mer-
kezleri” gibi kurum ve kuruluşlarca desteklenerek, özel
eğitim almaları yolunda
teşvik ve gelişimi düşünüldüğünde; Cârullah’ın ilgili
görüşlerinin dikkate alınabi-
lir nitelikte olduğu söylenilebilir.
Ona göre çocuğun eğilimini ve kapasitesini dikkate almayan
öğretmen ba-
şarılı, çocuğun kabiliyetlerine uygun olmayan eğitim de
verimli olamaz. En başta
ailesinin bunu dikkate alması ve çocuğu fıtratı
doğrultusunda yönlendirmesi
gerekir. Bu şekilde kabiliyetine uygun alana
yönlendirilirse, çocuğun ilerleme
kaydedebileceğini, cesaret kazanıp işleri çekip çevirme
kabiliyetinin inkişâf edebi-
leceğini belirtir.
Genelde işleri, özelde de eğitimi çocukların yetenek ve
ilgileri doğrultu-
sunda düzenlemenin her toplum için farz-ı kifâye olduğunu
ifade eden Cârullah,
bunu başarabilen toplumların yeterli seviyeye gelip
ilerleyebileceğini ve en uzak
amaçlarına dahi ulaşabileceklerini söyler. Böylece ona göre
dinde yeni yorumlar
ve ictihadlar oluşabilecek, ümmet yönetim ve imar gibi
problemlerini çözerek
dünya ve âhiret işlerini halledebilecektir (Cârullah 1905:
4-5). Çünkü ona göre
ümmet Hz. Peygamber’in (sas) faziletini ve kâmil
özelliklerini taşır. Bu sebeple
ümmetin ictihad ile kanun koyuculuk vasfı söz konusudur ve
ümmet, fertleri ve
müctehitleri ile bunu yapabilir (Cârullah 1917: 14-16). Buna
göre öncelikle eğitim
ve din kurumlarında ictihad yapılmalıdır (Kanlıdere 2005:
190-191; Kuzu 2005:
2).
1. 2. 4. Eğitim-Öğretimin Toplumsal İhtiyaçlara Göre
Yapılandırılması
İnsanların toplumsal hayattaki ihtiyaçlarının ilmî, dinî,
sınâî ve ticarî konu-
lar etrafında cereyân ettiğini hatırlatan Cârullah, eğitimin
bu ihtiyaçlara göre
yeniden yapılandırılması gerektiğini savunur.
Önerdiği yapılanmayı bugünkü ifadeyle ilköğretim,
ortaöğretim ve yükse-
köğretim şeklinde özetlemek mümkündür. Buna göre ilköğretim,
ilk mektepler
(anaokulu), mektepler (ilkokul) ve rüşdiyelerden (ortaokul)
oluşmalıdır. Ortaöğ-
retim, meslek eğitimine göre ve dinî, ilmî, sınâî ve ticârî
idâdîlerden (lise) oluş-
malıdır. Eğitimin son aşaması yükseköğretimde ise genel,
dinî ve hayâtî değerleri
ayakta tutabilen ilim ve eylem adamları yetiştiren son
mektepler (üniversiteler)
bulunmalıdır.
Öyle görülüyor ki Mûsâ Cârullah, Osmanlı Devleti döneminde
Fransa’nın
etkisiyle hazırlanan 1869 Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesi’nde
önerilen yapılan-
mayı benimsemektedir. Zira bilindiği gibi bu nizamnâme ilk,
orta ve yükseköğre-
tim olmak üzere, günümüzde de uygulanmakta olan modern
eğitim sistemini
öngörmektedir (Akyüz 1991: 390. Adı geçen nizamnâme hakkında
ayrıntılı bilgi
için bkz. Altın 2008: 271-283).
Cârullah, ümmetin eğitim kurumlarını önerdiği bu modele göre
yeniden
yapılandırılması gerektiğini savunur (Cârullah 1905: 6).
1. 2. 5. Din Eğitimi ve Müfredatının Islahı
Mûsâ Cârullah, medreselerde okutulan derslerin dinî ilimler
formasyonu
kazandırmaktan uzak olduğunu, Kelâm ve Mantık konularının
öne çıkartılılarak;
Kur'ân'ın sosyal yönünün ihmal edildiğini ileri sürmüş ve
Hadis, Tefsîr, Tarih,
Tabiî İlimler, Matematik gibi derslerin medreselerde
okutulmasının gerekli oldu-
ğunu söylemiştir (Kanlıdere 2006: 215).
Mûsâ Cârullah’a göre mutluluğa ulaşmak için selefi örnek
almalı ve onlar
gibi hayattan hareket ederek, medreseleri ıslah edip
arındırmalıyız. Dinî medre-
selerde Kur’ân ve ilimlerinin, Hz. Peygamber’in (sas) hadis
ve öğretilerinin öğre-
tilmesi ve bu yolla çocuklarımızın kalplerine İslâm’ın
ruhunun yerleştirilmesi
gerekir (Cârullah 1905: 8).
Cârullah, böylece zayıf akılların uydurduğu hurâfe ve
bid’atlere bulaşma-
dan, doğru dinî bilgileri elde edebileceğimizi ve yolumuzda
engel kalmayacağını,
dinî ve medenî saadet içinde iyi bir hayat
yaşayabileceğimizi ifade eder.
Ona göre, döneminde ümmetin yapması gereken en önemli şey,
eğitim ve
öğretimi savunan hareket tarzına dayanarak, ölüm uykusundan
uyanmasıdır.
Cârullah, cehalet ve atâlet esaretinden ancak bu şekilde
kurtulunabileceğini belir-
tir ve bunu şu sözlerle anlatır: “Bizi câhilliğin
esaretinden ancak talim-terbiye
kurtarabilir, talim-terbiye de mektep ve medreseler
aracılığıyla yapılır” (Cârullah
1905: 9).
Cârullah’ın eğitim açısından çok önemli bir fikri de,
özellikle ahlâkın ol-
gunlaşması ve ahlâkî davranışların oluşmasını eğitim için en
önemli hedef olarak
belirlemesidir. Ona göre bunun gerçekleşmesi, ancak İslâm’ın
temel dinamikleri
referans alınarak ve islâmî bir terminoloji ile mümkündür
(Doğan 2002: 133).
Cârullah, yaşadığı dönemde Müslümanların ihtiyaç duydukları
her alandaki
okulları açma imkânı bulamasalar da, kendileri dışındaki
diğer insanların okulla-
rından istifade edebileceklerini; ancak ilk fırsatta bir
yandan ilk mekteplerin ço-
ğaltılması, diğer yandan mevcut medreselerin ıslah edilmesi
gerektiğini savunur.
Ona göre eğer bu medreselerin ıslahı mümkün olur ve birçok
ilmi öğrenmeye
hazır hale gelirse, tahsili kolay, sonuç almaya da yakın
olursa; işte o zaman dışa-
rıdan hiçbir müdahale Müslümanları etkileyemez (Cârullah
1905: 9).
Mûsâ Cârullah, medreselerin ıslahı için ilk ve en kolay yapılabilecek
şeyin,
müfredâtın yani okutulmakta olan kitapların başka faydalı
kitaplarla değiştirilme-
si olduğunu söyler (Cârullah 1905: 10; Cârullah 1997: 40).
Ona göre din eğitimi
veren medreselerde, sadece üst sınıflar için Nahiv’de
İbnü'l-Hâcib'in (646/1249)
el-Kâfiye’si4, Fıkıh’ta da Burhânüddîn el-Mergınânî'nin
(593/1197) el-Hidâye’si5
dışında bütün kitaplar değiştirilmelidir. Çünkü Cârullah’a
göre, İslâm âlimlerinin
dinî ilim ve islâmî yöntem alanında, ihtiyaca cevap verecek
kitapları mevcuttur.
Sadece eğitim açısından bir düzenleme yapmak ve araştırma ve
denemelerden
sonra kitapları belirleyip tercih etmek gerekir. Ancak
Cârullah bunun çok zor bir
iş olduğunu, özellikle de Fıkıh ve Hadis ilimlerinde bu
zorluğun daha da artaca-
ğını, çünkü bu iki ilimde anlayış farklılıklarının çok fazla
olduğunu belirtir.
Ona göre ümmetin en önemli sorumluluklarından biri, din
eğitimi veren
medreselerde Ebû Muhammed Kasım eş-Şâtıbî’ nin (590/1193)
el-Kasîd6 ve İb-
nü’l-Cezerî’nin (833/1429) et-Tayyibe’si7 ölçüsünde kırâat
vecihleri ile mushafla-
rın yazılması ilminin öğretilmesidir. Çünkü içinde
bulunduğumuz ve bizi iki
dünya saadetine ve rahatlığına eriştirecek olan dinimiz
İslâm’ın aslının Kur’ân
olduğunu; aklî ve şer’î kesinlikte yapmamız gereken işlerden
birinin de Kur’ân’a
yönelmek ve Kur’ân’la ilgili bütün ilimlere gereken özeni
göstermek olduğunu
söyler.
Cârullah, taklit körlüğünde donup kalmanın haram olduğunu,
dinimizin
evhâm belâsından temizlenmesi gerektiğini, bunun için dinî
alanda ancak masla-
hat ve delillerle çalışılması gerektiğini söyler.
“Âlimlerimize saygı gösterip hakla-
rını veririz, ancak illâ da onlardan bir büyüğün sözüne
dayanmak zorunda deği-
liz” diyerek önceki âlimleri referans göstermenin bir erdem
olduğunu, ancak
bunun normatif bir kural olamayacağını anlatmak ister
(Cârullah 1905: 10; Cârul-
lah 1975: 25-26).
Cârullah’ın din eğitimi ile ilgili görüşlerinde zamanının
“ihyâcı” hareketle-
rinin izleri görülmektedir. Bilindiği gibi modernite
karşısında İslâm dünyasının
fikrî tepkilerinden biri de, dinin temel kaynaklarına yani
Kur’ân ve Sünnet’e dö-
nüp geleneğin eleştirisini öneren ve “köktenci ıslahatçılık”
ya da “ihyâcılık” olarak
adlandırılan düşünce akımıdır8.
Öyle görülüyor ki, Cârullah bir kurum olarak eğitimin
bireysel, toplumsal,
ekonomik ve siyasal işlevlerinden9 hareketle; bütün bir
toplumun maddî-manevî
kalkınmasının temelinin eğitim ile atılabileceği şeklinde,
günümüzde de kabul
görmeye devam eden anlayışı benimsemektedir.
Değerlendirme ve Sonuç
Mûsâ Cârullah, çağının pek çok Müslüman mütefekkiri gibi,
İslâm medeniyetinin en önemli gerileme nedenlerinden biri olarak
eğitim sisteminin bozulmasını göstermekte, bu durumun çözümüne yönelik ilk çare
olarak da eğitim sisteminin ıslah edilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Bir reformist olarak nitelendirilmese de, ıslah ve tecdit hareketlerinin yanında yer alan Cârullah, taklit ve
Bir reformist olarak nitelendirilmese de, ıslah ve tecdit hareketlerinin yanında yer alan Cârullah, taklit ve
ezbere dayalı, hayattan kopuk, çağının problemlerinden çok,
geçmişin sofistike meseleleri ile ilgilenen eğitim sistemine karşı çıkmıştır.
Sözde dinî gerekçelerle medreselerde pozitif bilimlerin terk edilmesinin, dini ve dinî düşünceyi zayıflattığını belirtmiştir. İslâm dünyasındaki eğitim sisteminin çağın ürettiği bilgiyi takip etmek bir yana, bu bilgiden habersiz olduğunu dile getirmiştir.
Sözde dinî gerekçelerle medreselerde pozitif bilimlerin terk edilmesinin, dini ve dinî düşünceyi zayıflattığını belirtmiştir. İslâm dünyasındaki eğitim sisteminin çağın ürettiği bilgiyi takip etmek bir yana, bu bilgiden habersiz olduğunu dile getirmiştir.
Cârullah, dinin dünya ve âhiret mutluluğunu temin amacına
uygun ola-
rak, eğitimde maslahatların doğru bir şekilde belirlenmesi;
buna göre eğitimin
insanların farklı eğilim ve kabiliyetlerini dikkate alarak,
onları faydalı olana yön-
lendirip zararlı olandan uzaklaştırması esasına dayanması
gerektiğini söyler. Ona
göre eğitim bir taraftan bireysel eğilim ve yetenekleri,
diğer taraftan toplumsal
ihtiyaçları göz önünde bulundurmalıdır ki, bu konu hâlâ
eğitimin en temel yakla-
şımlarından birini oluşturmaktadır.
Bu doğrultuda eğitimde üç aşamanın bulunduğunu belirten
Cârullah’a göre,
ilk aşamada çocuğa okuma-yazma, temel din, fen ve sosyal bilimler öğretilmeli,
ikinci aşamada sanat,
üçüncü aşamada da siyâset eğitimi verilmelidir.
ilk aşamada çocuğa okuma-yazma, temel din, fen ve sosyal bilimler öğretilmeli,
ikinci aşamada sanat,
üçüncü aşamada da siyâset eğitimi verilmelidir.
Eğitimin toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırılması
gerektiğini
ifade eden Cârullah’ın, bugünkü tabirle ana sınıfından
üniversiteye kadar önerdi-
ği model, liseden başlayarak meslekî eğitim temeline
dayanır.
Cârullah, din eğitiminde de, dinin temel referanslarına
dönerek, Kur’ân ve
Sünnet çerçevesinde, hurâfe ve bid’atlerden uzak, geleneğin
eleştiriye tâbi tutula-
rak müfredâtının yeniden oluşturulduğu bir yapılanmaya
gidilmesi gerektiğini
söyler. Zira ona göre ümmet, taklit ve tefekkür
tembelliğinden ancak bu şekilde
kurtulabilecektir.
Sonuç olarak Cârullah’ın bir eğitimbilimci olmadığı, bu
makalede ele aldı-
ğımız risalesini öğrencilik yıllarında kaleme aldığı, kendi
döneminde bilinen ve
telaffuz edilen fikirleri derlediği deneme türünde bir eser
olduğu, eğitim konu-
sunda yeni ve orijinal bir bakış açısı getirmediği; ancak bu
konuda zamanının
mütefekkirleri arasında yaygın olan fikirleri günümüze
taşımak gibi bir değeri
olduğu ve eserin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği
söylenilebilir.
Buna göre onun eğitim görüşlerini, -eleştiri süzgecinden
geçirilmek kay-
dıyla- geleneğin ve modernliğin sentezi, meslekî eğitime
önem verilmesi, kız ço-
cuklarının eğitimi, bugün Bilim Sanat Merkezleri’nde
yetenekli çocuklara verilen
özel eğitimi önermesi; din eğitiminde de zamanının ihyâcı
hareketlerinin tesiriyle
temel referanslara dönüşü esas alan yaklaşımı benimsediği
şeklinde özetlemek
mümkündür. Öte yandan Cârullah’ın çocuğun eğitiminde ön
gördüğü üç aşama-
nın, modern dönemde geliştirilen çocuğun “gelişim dönemleri”
ve “öğrenme
kuramları” açısından karşılaştırma yapılabilecek durumda
olmadığı, zira Cârul
lah’ın bir eğitim uzmanı sıfatını taşımadığı, dolayısıyla
söz konusu görüşlerinin
tartışılabilir olduğu söylenilebilir. Ayrıca ilk, orta ve
yükseköğretim şeklinde ön-
gördüğü modelin de kendi zamanı açısından yeni bir fikir
olmadığı söylenilebilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder