11 Ocak 2014 Cumartesi

MÛSÂ CÂRULLAH'IN EĞİTİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ:

MÛSÂ CÂRULLAH'IN EĞİTİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ:

“TARÎHU'L-KUR'ÂN VE'L-MESÂHIF” ADLI ESERİ BAĞLAMINDA

 Dr. Mustafa ŞENTÜRK.
. Bayburt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Öğretim Üyesi (msenturk@bayburt.edu.tr)

ÖZ

Genel olarak bireylere kendi iradeleriyle istenen davranışların kazandırılması şeklinde tanımlanan eğitim ile ekonomik ve siyâsî ilerleme veya gerileme kavramları arasında diyalektik bir ilişki söz konusudur. Başka bir deyişle eğitim, toplumların ilerlemelerinin ya da geri kalmalarının başlangıçta sebebi sonraları ise sonucudur. Bu yaklaşıma göre 18. yy.dan itibaren Osmanlı Devleti’nin (1299-1923) şahsında İslâm medeniyetinin en önemli gerileme nedenlerinden biri olarak eğitim sisteminin bozulması, kalkınma yolundaki ilk çare olarak da eğitim sisteminin ıslahı gösterilmiştir. Küresel ölçekli çalkantıların cereyân ettiği ve İslâm medeniyetinin
yenilgisini ilan ettiği bir dönemde yaşamış olan Mûsâ Cârullah (1875-1949) böyle düşünen mütefekkirlerdendir. Cârullah’ın eğitim ile ilgili görüşlerini serdettiği eserlerinden biri de Târîhu’l-Kur’ân
ve’l-Mesâhıf’tir. Makalemiz, Cârullah’ın adı geçen eserindeki eğitim üzerine görüşlerini incelemek
amacını taşımaktadır.


Giriş

Mûsâ Cârullah (1875-1949), Buhara, İstanbul, Mısır, Hicaz, Hindistan ve
Şam gibi İslâm dünyasının önemli ilim merkezlerinde islâmî ilimleri tahsil etmiş,
daha sonra çeyrek asır kadar dönemin modern bilim ve kültür merkezlerinden
biri olan Petersburg’da yaşamıştır. Bu sebeple Cârullah’ın hem islâmî ilimlere
vâkıf bir ilim adamı hem de modern düşünce hareketlerine âşina bir mütefekkir
olduğu söylenebilir (Görmez 1994: 54-55; Ayrıntılı bilgi için bkz. Balaban 1953:
173-178; Keskioğlu 1964: 63-73).

Seyahatleri esnasında gezip gördüğü medreselerde hayal kırıklığı yaşayan
(Cârullah 1907: 2; : Cârullah ty: 12) Cârullah, islâmî ilimlerde ezber ve taklite




dayalı eğitim sistemine karşı ıslah ve tecdit fikirlerinden etkilenmiştir. Cârullah'a
göre Müslümanların en önemli meselesi toplumsal, ekonomik ve siyasî problem-
lerini halletmeleridir. Bunun için yapılması gereken ilk şey medreselerin ıslahıdır
(Kanlıdere 2006: 214).

Ülfet, Tilmîz, el-Islâh, ve el-Asru'l-Cedîd gibi yenilikçi gazete ve dergilerde,
Rusya Müslümanlarının siyasî faaliyetleri, insan hakları, mektep ve medreselerin
ıslahı gibi konularda yazılar yazan Cârullah, yenilikçi bir düşünce adamı sayıl-
makla beraber, İslâm’ın reforma ihtiyacı olduğu iddialarını reddetmiştir (Cârullah
2011: 15; Öz 2007: 46-47).

İctihâdın dondurulmasının, tefekkür tembelliğinin ve taklitçi düşüncenin
yaygınlaşmasının, İslâm dünyasını geri bırakan ana nedenler olduğunu, bunun da
temelinde bozuk eğitim sisteminin bulunduğunu ifade eden (Kanlıdere 2006:
214-215; Kuzu 2005: 78) Cârullah, sosyal hayattan kopuk olan ve öğretim prog-
ramında pozitif bilimlere yer vermeyen eğitim anlayışını eleştirmiş; bir yandan
medreselerin ıslahını kabul etmeyen Kadîmciler’e, diğer yandan medreselerde
sadece modern bilimlerin okutulmasını savunan bir kısım Cedîdciler'e karşı çık-
mıştır.

Bilindiği gibi, aralarında Cârullah’ın da bulunduğu ve Abdünnasır Kursavi
(1734-1834), Şehabettin Mercani (1818-1889), İsmail Gaspıralı (1851-1914) ve Rıza-
eddin Fahreddin (1858-1936) gibi fikir adamlarından oluşan ceditçiler, “altın
çağın” yeniden inşâsından ziyâde günü ve geleceği esas alan yenilikçi bir akımdır.
Ceditçiler, taklite karşı çıkmışlar ve doğrudan Kur’ân ve Sünnet’ten yararlanıp
ictihâdı aktif hale getirerek; medreselerin skolastik düşünce ve kitaplardan arın-
dırılmasını ve buralarda seküler bilimler ile kitapların okutulması ve böylece
eğitim kurumlarının batılılaşması gerektiğini savunmuşlardır. Ceditçilere karşı
çıkan ve başını Veli Hüseyinov ve Abdürrezzak İbrahimov gibi mollaların çektiği
kadimciler ise mevcut durumun değişmesini, toplumun değerlerinden uzaklaş-
ması olarak telakki etmişlerdir. Medreselerin Rus okulları model alınarak -
örneğin sıra konulması ve fen bilimlerinin okutulması gibi yeniliklerle- moderni-
ze edilmesini, “Ruslaşma” olarak değerlendirmişler ve mevcudun korunması ge-
rektiğini savunmuşlardır (Bodur 2007: 565-567; Maraş 2007: 569-579; Güngör
2008: 129-134; 135-139).

1. Mûsâ Cârullah'ın Tarîhu'l-Kur'ân ve'l-Mesâhıf’inde Eğitim Üzerine Dü-
şünceleri

Mûsâ Cârullah’ın Mısır’da henüz talebe iken hazırladığı, ancak memleketi-
ne dönünce bastırabildiği (Görmez 1994: 23-24, 71) “Târîhu’l-Kur’ân ve’l-
Mesâhıf” adlı eseri, bir sayfalık giriş yazısı hariç 37 sayfadan oluşan bir risâledir.
Çalışmamızda esas aldığımız baskısı, 1905 yılında Petersburg’ta yapılmıştır. Yayı-
nevi tarafından yazıldığını düşündüğümüz bir sayfalık giriş yazısında risâlenin,




Kur’ân ve mushaflar tarihi, Kur’ân’ın i’câzı ve sahabe mushafları hakkında bilgiler
içereceği belirtilmektedir (Cârullah 1905: I)1.

Bu eserin başlarında Cârullah, eğitim sistemi ve ıslahı hakkındaki görüşle-
rini yazmıştır. Ülkemizde Cârullah üzerine yapılan çalışmalarda eğitim hakkında-
ki görüşlerine yer veren çeşitli araştırmalar mevcuttur. Ancak görebildiğimiz
kadarıyla, müstakil olarak onun eğitim ile ilgili görüşlerini konu edinen sadece
bir çalışma mevcuttur (Doğan 2002: 129-144) ve söz konusu bu çalışmada Cârul-
lah’ın incelediğimiz bu risâlesine sadece bir atıf bulunmaktadır. Oysa Cârullah’ın
bu eseri, eğitim açısından yakından incelenmeyi hak etmektedir. Çalışmamız bu
boşluğu doldurmak amacını taşımaktadır. Cârullah’ın bu risâle bağlamındaki
görüşleri, onun eğitim sistemine dönük eleştirileri ve eğitimin ıslahına dâir öneri-
leri olmak üzere, iki ana başlık halinde ele alınacak ve bu görüşler günümüz
eğitim anlayışı açısından değerlendirilecektir.

1. 1. Cârullah’ın Eğitim Sistemine Yönelik Eleştirileri

Mûsa Cârullah, “doğa (kevnî) bilimleri ile canlılar biliminden (Biyoloji)
zühd ve verâ’ gibi -sözde dinî- gerekçelerle yüz çevirince, din de zayıfladı ve
sadece görüntüsü kaldı” diyerek; en önemli meselenin mektep ve medreselerimiz
ile eğitim işlerimizdeki sistem eksikliği olduğunu ve bu durumun çocuklarımızın
terbiyesinin bozulmasına ve eğitim işlerini ehil olmayan kimselerin yürütmesine
yol açtığını söyler. “Zannediyorum bizden öncekilerin bulunduğu saadet tahtın-
dan bugünkü kötü hale düşüşümüzün sebebi budur” (Cârullah 1905: 1-2) diye-
rek; İslâm dünyasının ana sorununu da, bu sorunun çözümünü de eğitimde gö-
rür.

Ona göre kendi dönemindeki Müslümanların iki zorunlu ihtiyacı vardır:
Biri medenî dünyanın bütün sosyal ve fen bilimlerini, teknolojisini ve sanatını
almak; diğeri ise İslâm’ın edebî ve dinî ilimlerini iyi öğretmektir (Cârullah 1997:
38). Cârullah’ın dikkat çektiği bu sorun, günümüz uygulamasında ilk ve ortaöğ-
retim aşamasında temel düzeyde bütün bilimler, lisans öğretimi aşamasında ise
uzmanlaşmanın zorunlu bir sonucu olarak, sadece ilgili alanların öğretimi ile
çözüme kavuşturulmuş görünmektedir.

Yine yaşadığı dönemde ve coğrafyada kadının durumundan hoşnut olma-
yan Cârullah’a göre, Müslümanlar için bir başka zorunluluk kız çocuklarının
eğitimidir. Ona göre aile büyükleri ve ümmetin rehberlerinin bu konuya gereken
önemi vermeleri gerekir. Çünkü cehalet ve zaruretten bütün insanlar ama özel-
likle de kadınlar olumsuz etkilenmektedir (Cârullah 1997: 67-68; Öz 2007: 101
vd.). Ülkemizde gerek Milli Eğitim Bakanlığı ve gerekse özel şirketler tarafından




kız çocuklarının okumaları için başlatılan kampanyalar2 düşünüldüğünde; Cârul-
lah’ın kendi döneminde dile getirdiği bu sorunun, hâlâ tam olarak çözülemediği
ve İslâm dünyasının ana problemlerinden biri olmaya devam ettiği söylenilebilir.

Medreselerde yürütülen öğretim programlarını eleştiren Cârullah’a göre,
buralarda eğitim düzeyi düşük olup kötü bir program uygulanmakta; biraz Na-
hiv ve Fıkıh, yanı sıra Usûl’ün ihtilaflı konuları, Kelâm ilminin birçok safsatası ve
boş felsefî meseleler öğretilmektedir. Onlarca sene medresede öğrenim gören
talebe, -kendisini yetiştirmek bir tarafa- aklı ve ahlâkı bozulmuş bir halde mezun
olmaktadır (Cârullah 1905: 6).

Cârullah, talebenin medreseden her şeyi öğrendiği zehâbıyla mezun oldu-
ğunu, halbuki din dilinden hiçbir şey anlamadığını, dinin, şeriatın ve fıkhın ger-
çek manasını kavrayamadığını, Hz. Peygamber’in (sas) hadislerinin çok azını
duyduğunu, duyduklarının çoğunun da mevzû olduğunu söyler. Talebenin,
Kur’ân’ın manasını sadece dilini anlayabildiği oranda bilebildiğini, ancak Kur’ân
ilimlerinden hiçbir şey bilmediğini; öte yandan tabiat ve matematik bilimlerini de
öğrenemediğini belirtir (Cârullah 1905: 6-7).

Öğrencinin okuldan hüsran ile ayrıldığını, ilmî ve edebî olgunluğa ulaşa-
madığını, ancak ve ancak fıtrî zekâsından bir şey kalmışsa bir mütalâya girişebil-
diğini, çünkü bin kez de tekrar edilse, ibareden manayı çıkarmaya muktedir ola-
madığını söyler.

“Bütün bunları söylüyorum ve medreselerimizin ve orada bulunanların du-
rumunu bilen hiç kimsenin beni eleştireceğini ya da söylediklerimden dolayı
bana aşırı kızacağını zannetmiyorum” (Cârullah 1905: 7) diyerek, çağını görüşle-
rine şâhit tutar.

Cârullah’ın eleştirilerinden eğitim-öğretim işlerini yürüten yetkililer de
nasîbini almıştır. Cârullah, talim ve tedris işlerini yürüten söz konusu yetkilileri
medreselerle ilgili kararlarından dolayı eleştirir. Çünkü ona göre bu kararlar,
üstün güçlerimizi öldürmekte, bizi gelişmekten, çalışma kararlılığından ve ilmî
meseleler ile varlık mucizelerini tefekkür etmekten alıkoymaktadır. Bu duruma
geçmişte uygulanan “sonuç” değerlendirme yönteminin yol açtığı, günümüzde
“yapılandırmacı öğrenme kuramı” çerçevesinde uygulanan “süreç” temelli bir
değerlendirmenin ise hem öğrencileri daha aktif hâle getirdiği hem de öğretmen
ve idarecilere daha çok sorumluluk yüklediği söylenilebilir.

Talebenin onlarca sene medreselerde tahammül edilemeyecek zorluk ve
yorgunluk azabı içinde, dininde kemâle ermeyi talep ederek, hayatından mem-
nun, Allah’ın ve rasûlünün rızasını kazanmaya çalışarak kaldığını, ancak zamanın




medreselerinde hazırbulunuşluk düzeyi yüksek bu öğrencilere bile öğrenme az-
minin kazandırılamadığını belirtir (Cârullah 1905: 7)3.

Cârullah, geçmiş âlimlere saygı gösterip haklarının verilmesi gerektiğini,
onların referans alınabileceklerini, ancak referans alınmalarının olmazsa olmaz
bir zorunluluk olmadığını söyler. Taklidin insanı körleştirebileceğini ve düşünceyi
donduracağını belirten Cârullah, dinin taklitçi yaklaşım ve evhâm belâsından
temizlenerek maslahat ve delillerine dayanarak çalışılması gerektiğini ifade eder
(Cârullah 1905: 10). Çünkü ona göre taklit, ümmetin başına gelen en büyük
belâdır (Cârullah 1975: 26, 30, 33).

Ona göre medreselerimizden çıkan çocuklarımızın çoğu, hayat meslekle-
rinden birine yönelememekte; ya bir câmiye veya medreseye imam ya da müder-
ris olarak atanmak dışında yaşama yolunu bulamamaktadırlar. Talebeler medre-
seden kafaları varlık ilimlerinin ilk basamak bilgilerinden ve din ilimlerinden boş
bir şekilde mezun olmakta ve rızıklarını insanların bağışladığı mallarda arayarak,
onur kırıcı bir şekilde buna tevessül etmektedirler. Cârullah, “bu duruma ne
gayret-i dîniyye ne şefkat-i islâmiyye ne de muhabbet-i milliye râzı olur” der.

Mûsâ Cârullah’a göre din eğitimi veren medreselerimizde Kur’ân ve ilimle-
rinin, Hz. Peygamber’in (sas) hadis ve düsturlarının tam olarak öğretilmemesi;
dininin hakikatlerinin kitap ciltleri arasında bırakılıp sofistike kelâm tartışmaları
ile Yunan felsefesi arasında boğulup kalınması, ümmetin günahı ve utanç kayna-
ğıdır.

Cârullah, Müslümanların, kendileri dışındaki insanların ürettiği bilgiden ve
öncekilerin birikiminden faydalanmalarının önünde hiçbir engel olmadığını; zira
bu birikimin, talep eden ve mutluluğu arzulayan herkes için sunulduğunu söyler
(Cârullah 1905: 8). Cârullah, bu noktada bize Hz. Peygamber’e (sas) dayandırılan
“ilim Çin’de bile olsa alınız” (Beyhakî 2003: 193 hadis nu. 1543) hadisini hatırla-
tarak, bilginin ve bilimin evrenselliğini vurgulamış olur.

Cârullah’ın eğitim sistemine dönük eleştirilerini medrese müfredâtından
fen bilimlerinin çıkarılması, buralarda ehil olmayan kimselerin ders vermeye
başlaması, medreselerin sağlıklı bir din eğitimi verememesi, medreselerle ilgili
karar alan yetkililer, öğrencileri teorik meselelerle meşgul eden, hayatın gerçekle-
rinden uzak eğitim sistemi, meslek eğitiminin sistematik olarak verilememesi,
İslâm dünyası dışında üretilen bilgiden bîhaber olunması şeklinde özetlemek
mümkündür.

1. 2. Cârullah’ın Eğitim Sisteminin Islahına Yönelik Önerileri

1. 2. 1. Eğitim-Öğretimde Maslahatların Belirlenmesi

Cârullah, dinin dünya ve âhiret maslahatlarını temin için geldiğini, bu ne-
denle dünya ve âhiret mutluluğu için bu maslahatların ikame edilmesi gerektiğini
söyler. Ayrıca Allah’ın kullarına güç yetiremeyecekleri veya bozgunculuğa yol
açacak bir sorumluluk yüklemeyeceğini belirtir (Cârullah 1905: 2). Böylelikle
eğitimin bu esaslar üzerine bina edilmesi, bir başka ifadeyle dünyevî ve uhrevî
maslahatlara dayanması ve kişiyi ifsâd değil ıslah edecek şekilde düzenlenmesi
gerektiğini vurgular.

Öte yandan Allah’ın insanları hiçbir şey bilmez şekilde ve fakat kendilerine
duyu organları ve akıl verilmek sûretiyle öğrenme kabiliyeti ile yarattığını belir-
ten Nahl 16/78. ayeti delil getirerek; kulların çeşitli eğilim ve yeteneklerle yara-
tıldığını, kiminin ilme, kiminin siyâset ve yönetime, kiminin de sanata meyilli
olduğunu söyler. Yine Zuhruf 43/32. ayete dayanarak, insanların birbirlerine
ihtiyaç duyacak şekilde farklı meziyet ve özelliklerde yaratılmalarının hayat
nizâmının gereği olduğunu ve bu durumun insanların maslahatına olduğunu
söyler. Toplumun faydası için bu maslahatların dikkate alınıp eğitimin bunu
karşılayacak şekilde oluşturulması gerektiğini belirtir. Buna göre eğitim açısından
ilgili maslahatın, insanlara kendileri için faydalı ve zararlı olanı ayırt edebilecekle-
ri bilgilerin öğrenilmesi ve öğretilmesi olduğunu söyler.

Cârullah, insanların ilme yönelmelerinin bazen yeni doğan bebeğin anne-
sini emmesi gibi ilham ile ve kendiliğinden, bazen de eğitim ve yönlendirme ile
olduğunu ve eğitimde maslahatlar belirlenirken kalıtsal ve toplumsal bu faktörle-
rin dikkate alınması gerektiğini belirtir (Cârullah 1905: 2-3).

Görüldüğü gibi Cârullah burada bize iki önemli eğitim ilkesini hatırlat-
maktadır. Buna göre eğitim hedefleri belirlenirken ve eğitim kurumları düzenle-
nirken; bir taraftan bireysel eğilim ve yeteneklerin, diğer taraftan toplumsal ihti-
yaçların dikkate alınması gerekmektedir. Böylelikle öğrencilerin ilgi, ihtiyaç ve
yetenekleri göz önünde bulundurularak, eğitimleri küçük yaşlardan itibaren ilgili
rehber öğretmenlerin gözetiminde sürdürülebilecektir. Bireyler bir yandan ken-
dini gerçekleştirmeye dönük ilgilerine yöneltilerek, çeşitli yöntem ve tekniklerle
geliştirilecek, diğer yandan süreç ders öğretim programlarının oluşturulması
aşamasından başlamak üzere, toplumun bireyden beklentileri ve toplumun ihti-
yaçları belirlenerek işletilebilecektir.

1. 2. 2. Eğitim-Öğretimde Aşamalar


Mûsâ Cârullah’a göre çocuğun eğitiminde üç aşama vardır. İlk aşamada
çocuklara okuma-yazma ve iman konuları gibi temel bilgilerinin öğretilmesi ge-
rekir. Sonra gerekli olan dil, matematik bilimlerinden Hesap, Cebir, Hendese,




tabiat bilimi, Kimya, Fizik, yeterli dinî ve edebî bilgiler, Tarih, ilk çağ tarihi ve
Coğrafya ilimleri öğretilmelidir. Böylece ona göre çocuğun rüşdü tamam olur ve
aklı kemâle erer.

Cârullah, bütün bunların eğitim usullerine göre seneler içinde gerçekleşe-
bileceğini, süreç içerisinde çocuğun fıtratı üzere gelişeceğini ve çocuk fıtratına
göre kendisini ilim dallarından birinde gösterinceye kadar derslerin devam ede-
ceğini söyler. Böylece çocuk yüksek ilimleri öğrenebilecek seviyeye gelir.

Ona göre ikinci aşamada çocuğa sanat ve üçüncü aşamada ise siyâset ilmi
öğretilir (Cârullah 1905: 4).

Cârullah’ın çocuğun eğitiminde ön gördüğü üç aşamanın, kendi dönemin-
de yeni yeni gelişmeye başlayan çocuğun “gelişim dönemleri” ve “öğrenme ku-
ramları” (Binbaşıoğlu 1998: 98-119) açısından karşılaştırma yapılabilecek durum-
da olmadığı, çünkü hem söz konusu kuramların belirttiğimiz gibi yeni geliştiril-
mekte olduğu hem de Cârullah’ın sonuçta bir eğitim uzmanı sıfatını taşımadığı,
dolayısıyla söz konusu görüşlerinin tartışılabilir olduğu söylenilebilir.

1. 2. 3. Eğitim-Öğretimde İlgi ve Yeteneklerin Dikkate Alınması


Eğitimi Allah’ın insana doğuştan vermiş olduğu kabiliyetlerinin keşfedilip
bunların geliştirilmesi olarak tanımlayan (Cârullah 2011: 57; Doğan 2002: 129)
Cârullah’a göre, yukarıda aktardığımız eğitim aşamalarını tamamlayan çocuğun
kendisini hazır gördüğü konularda ilgileri oluşur ve çocuk eğilimi olan alana
yönelir. Böylece kendi yolunu bulana ve akranları arasında üstün olduğu alanlar-
da tebârüz edene kadar bunlara önem vermeye devam eder. Daha sonra uzman
ile baş başa kalır ve fıtrî niteliklerine göre kendisine uygun bir alanda gerekli
bilgileri elde edip uzmanlaşıncaya kadar çalışır.

Cârullah, eğitimden beklenen sonucun ve faydanın bu şekilde alınabilece-
ğini belirttikten sonra bunu örneklendirir: Ona göre anlayışı ve kavrayışı iyi, zekî
bir talebe yönlendirildiği Fıkıh, Siyaset, Tarih gibi zor ve kapalı ilimlerde bu şe-
kilde yetiştirilebilir. Öte yandan eğitimden sorumlu bakan ve görevlilerin, -kendi
tabiriyle- “böyle kıymetlere” dikkat etmesi gerektiğini ve zımnen onların özel
eğitime tâbi tutulmaları gerektiğini ifade eder. Günümüzde üst düzey düşünme
becerileri yüksek olan ve üst düzey düşünebilen öğrencilerin “Bilim Sanat Mer-
kezleri” gibi kurum ve kuruluşlarca desteklenerek, özel eğitim almaları yolunda
teşvik ve gelişimi düşünüldüğünde; Cârullah’ın ilgili görüşlerinin dikkate alınabi-
lir nitelikte olduğu söylenilebilir.

Ona göre çocuğun eğilimini ve kapasitesini dikkate almayan öğretmen ba-
şarılı, çocuğun kabiliyetlerine uygun olmayan eğitim de verimli olamaz. En başta
ailesinin bunu dikkate alması ve çocuğu fıtratı doğrultusunda yönlendirmesi
gerekir. Bu şekilde kabiliyetine uygun alana yönlendirilirse, çocuğun ilerleme




kaydedebileceğini, cesaret kazanıp işleri çekip çevirme kabiliyetinin inkişâf edebi-
leceğini belirtir.

Genelde işleri, özelde de eğitimi çocukların yetenek ve ilgileri doğrultu-
sunda düzenlemenin her toplum için farz-ı kifâye olduğunu ifade eden Cârullah,
bunu başarabilen toplumların yeterli seviyeye gelip ilerleyebileceğini ve en uzak
amaçlarına dahi ulaşabileceklerini söyler. Böylece ona göre dinde yeni yorumlar
ve ictihadlar oluşabilecek, ümmet yönetim ve imar gibi problemlerini çözerek
dünya ve âhiret işlerini halledebilecektir (Cârullah 1905: 4-5). Çünkü ona göre
ümmet Hz. Peygamber’in (sas) faziletini ve kâmil özelliklerini taşır. Bu sebeple
ümmetin ictihad ile kanun koyuculuk vasfı söz konusudur ve ümmet, fertleri ve
müctehitleri ile bunu yapabilir (Cârullah 1917: 14-16). Buna göre öncelikle eğitim
ve din kurumlarında ictihad yapılmalıdır (Kanlıdere 2005: 190-191; Kuzu 2005:
2).

1. 2. 4. Eğitim-Öğretimin Toplumsal İhtiyaçlara Göre Yapılandırılması


İnsanların toplumsal hayattaki ihtiyaçlarının ilmî, dinî, sınâî ve ticarî konu-
lar etrafında cereyân ettiğini hatırlatan Cârullah, eğitimin bu ihtiyaçlara göre
yeniden yapılandırılması gerektiğini savunur.

Önerdiği yapılanmayı bugünkü ifadeyle ilköğretim, ortaöğretim ve yükse-
köğretim şeklinde özetlemek mümkündür. Buna göre ilköğretim, ilk mektepler
(anaokulu), mektepler (ilkokul) ve rüşdiyelerden (ortaokul) oluşmalıdır. Ortaöğ-
retim, meslek eğitimine göre ve dinî, ilmî, sınâî ve ticârî idâdîlerden (lise) oluş-
malıdır. Eğitimin son aşaması yükseköğretimde ise genel, dinî ve hayâtî değerleri
ayakta tutabilen ilim ve eylem adamları yetiştiren son mektepler (üniversiteler)
bulunmalıdır.

Öyle görülüyor ki Mûsâ Cârullah, Osmanlı Devleti döneminde Fransa’nın
etkisiyle hazırlanan 1869 Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesi’nde önerilen yapılan-
mayı benimsemektedir. Zira bilindiği gibi bu nizamnâme ilk, orta ve yükseköğre-
tim olmak üzere, günümüzde de uygulanmakta olan modern eğitim sistemini
öngörmektedir (Akyüz 1991: 390. Adı geçen nizamnâme hakkında ayrıntılı bilgi
için bkz. Altın 2008: 271-283).

Cârullah, ümmetin eğitim kurumlarını önerdiği bu modele göre yeniden
yapılandırılması gerektiğini savunur (Cârullah 1905: 6).

1. 2. 5. Din Eğitimi ve Müfredatının Islahı


Mûsâ Cârullah, medreselerde okutulan derslerin dinî ilimler formasyonu
kazandırmaktan uzak olduğunu, Kelâm ve Mantık konularının öne çıkartılılarak;
Kur'ân'ın sosyal yönünün ihmal edildiğini ileri sürmüş ve Hadis, Tefsîr, Tarih,
Tabiî İlimler, Matematik gibi derslerin medreselerde okutulmasının gerekli oldu-
ğunu söylemiştir (Kanlıdere 2006: 215).




Mûsâ Cârullah’a göre mutluluğa ulaşmak için selefi örnek almalı ve onlar
gibi hayattan hareket ederek, medreseleri ıslah edip arındırmalıyız. Dinî medre-
selerde Kur’ân ve ilimlerinin, Hz. Peygamber’in (sas) hadis ve öğretilerinin öğre-
tilmesi ve bu yolla çocuklarımızın kalplerine İslâm’ın ruhunun yerleştirilmesi
gerekir (Cârullah 1905: 8).

Cârullah, böylece zayıf akılların uydurduğu hurâfe ve bid’atlere bulaşma-
dan, doğru dinî bilgileri elde edebileceğimizi ve yolumuzda engel kalmayacağını,
dinî ve medenî saadet içinde iyi bir hayat yaşayabileceğimizi ifade eder.

Ona göre, döneminde ümmetin yapması gereken en önemli şey, eğitim ve
öğretimi savunan hareket tarzına dayanarak, ölüm uykusundan uyanmasıdır.
Cârullah, cehalet ve atâlet esaretinden ancak bu şekilde kurtulunabileceğini belir-
tir ve bunu şu sözlerle anlatır: “Bizi câhilliğin esaretinden ancak talim-terbiye
kurtarabilir, talim-terbiye de mektep ve medreseler aracılığıyla yapılır” (Cârullah
1905: 9).

Cârullah’ın eğitim açısından çok önemli bir fikri de, özellikle ahlâkın ol-
gunlaşması ve ahlâkî davranışların oluşmasını eğitim için en önemli hedef olarak
belirlemesidir. Ona göre bunun gerçekleşmesi, ancak İslâm’ın temel dinamikleri
referans alınarak ve islâmî bir terminoloji ile mümkündür (Doğan 2002: 133).

Cârullah, yaşadığı dönemde Müslümanların ihtiyaç duydukları her alandaki
okulları açma imkânı bulamasalar da, kendileri dışındaki diğer insanların okulla-
rından istifade edebileceklerini; ancak ilk fırsatta bir yandan ilk mekteplerin ço-
ğaltılması, diğer yandan mevcut medreselerin ıslah edilmesi gerektiğini savunur.
Ona göre eğer bu medreselerin ıslahı mümkün olur ve birçok ilmi öğrenmeye
hazır hale gelirse, tahsili kolay, sonuç almaya da yakın olursa; işte o zaman dışa-
rıdan hiçbir müdahale Müslümanları etkileyemez (Cârullah 1905: 9).

Mûsâ Cârullah, medreselerin ıslahı için ilk ve en kolay yapılabilecek şeyin,
müfredâtın yani okutulmakta olan kitapların başka faydalı kitaplarla değiştirilme-
si olduğunu söyler (Cârullah 1905: 10; Cârullah 1997: 40). Ona göre din eğitimi
veren medreselerde, sadece üst sınıflar için Nahiv’de İbnü'l-Hâcib'in (646/1249)
el-Kâfiye’si4, Fıkıh’ta da Burhânüddîn el-Mergınânî'nin (593/1197) el-Hidâye’si5
dışında bütün kitaplar değiştirilmelidir. Çünkü Cârullah’a göre, İslâm âlimlerinin
dinî ilim ve islâmî yöntem alanında, ihtiyaca cevap verecek kitapları mevcuttur.
Sadece eğitim açısından bir düzenleme yapmak ve araştırma ve denemelerden
sonra kitapları belirleyip tercih etmek gerekir. Ancak Cârullah bunun çok zor bir
iş olduğunu, özellikle de Fıkıh ve Hadis ilimlerinde bu zorluğun daha da artaca-
ğını, çünkü bu iki ilimde anlayış farklılıklarının çok fazla olduğunu belirtir.

Ona göre ümmetin en önemli sorumluluklarından biri, din eğitimi veren
medreselerde Ebû Muhammed Kasım eş-Şâtıbî’ nin (590/1193) el-Kasîd6 ve İb-
nü’l-Cezerî’nin (833/1429) et-Tayyibe’si7 ölçüsünde kırâat vecihleri ile mushafla-
rın yazılması ilminin öğretilmesidir. Çünkü içinde bulunduğumuz ve bizi iki
dünya saadetine ve rahatlığına eriştirecek olan dinimiz İslâm’ın aslının Kur’ân
olduğunu; aklî ve şer’î kesinlikte yapmamız gereken işlerden birinin de Kur’ân’a
yönelmek ve Kur’ân’la ilgili bütün ilimlere gereken özeni göstermek olduğunu
söyler.

Cârullah, taklit körlüğünde donup kalmanın haram olduğunu, dinimizin
evhâm belâsından temizlenmesi gerektiğini, bunun için dinî alanda ancak masla-
hat ve delillerle çalışılması gerektiğini söyler. “Âlimlerimize saygı gösterip hakla-
rını veririz, ancak illâ da onlardan bir büyüğün sözüne dayanmak zorunda deği-
liz” diyerek önceki âlimleri referans göstermenin bir erdem olduğunu, ancak
bunun normatif bir kural olamayacağını anlatmak ister (Cârullah 1905: 10; Cârul-
lah 1975: 25-26).

Cârullah’ın din eğitimi ile ilgili görüşlerinde zamanının “ihyâcı” hareketle-
rinin izleri görülmektedir. Bilindiği gibi modernite karşısında İslâm dünyasının
fikrî tepkilerinden biri de, dinin temel kaynaklarına yani Kur’ân ve Sünnet’e dö-
nüp geleneğin eleştirisini öneren ve “köktenci ıslahatçılık” ya da “ihyâcılık” olarak
adlandırılan düşünce akımıdır8.

Öyle görülüyor ki, Cârullah bir kurum olarak eğitimin bireysel, toplumsal,
ekonomik ve siyasal işlevlerinden9 hareketle; bütün bir toplumun maddî-manevî
kalkınmasının temelinin eğitim ile atılabileceği şeklinde, günümüzde de kabul
görmeye devam eden anlayışı benimsemektedir.

Değerlendirme ve Sonuç

Mûsâ Cârullah, çağının pek çok Müslüman mütefekkiri gibi, İslâm medeniyetinin en önemli gerileme nedenlerinden biri olarak eğitim sisteminin bozulmasını göstermekte, bu durumun çözümüne yönelik ilk çare olarak da eğitim sisteminin ıslah edilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Bir reformist olarak nitelendirilmese de, ıslah ve tecdit hareketlerinin yanında yer alan Cârullah, taklit ve
ezbere dayalı, hayattan kopuk, çağının problemlerinden çok, geçmişin sofistike meseleleri ile ilgilenen eğitim sistemine karşı çıkmıştır.
Sözde dinî gerekçelerle medreselerde pozitif bilimlerin terk edilmesinin, dini ve dinî düşünceyi zayıflattığını belirtmiştir. İslâm dünyasındaki eğitim sisteminin çağın ürettiği bilgiyi takip etmek bir yana, bu bilgiden habersiz olduğunu dile getirmiştir.

Cârullah, dinin dünya ve âhiret mutluluğunu temin amacına uygun ola-
rak, eğitimde maslahatların doğru bir şekilde belirlenmesi; buna göre eğitimin
insanların farklı eğilim ve kabiliyetlerini dikkate alarak, onları faydalı olana yön-
lendirip zararlı olandan uzaklaştırması esasına dayanması gerektiğini söyler. Ona
göre eğitim bir taraftan bireysel eğilim ve yetenekleri, diğer taraftan toplumsal
ihtiyaçları göz önünde bulundurmalıdır ki, bu konu hâlâ eğitimin en temel yakla-
şımlarından birini oluşturmaktadır.

Bu doğrultuda eğitimde üç aşamanın bulunduğunu belirten Cârullah’a göre,
ilk aşamada çocuğa okuma-yazma, temel din, fen ve sosyal bilimler öğretilmeli,
ikinci aşamada sanat,
üçüncü aşamada da siyâset eğitimi verilmelidir.

Eğitimin toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırılması gerektiğini
ifade eden Cârullah’ın, bugünkü tabirle ana sınıfından üniversiteye kadar önerdi-
ği model, liseden başlayarak meslekî eğitim temeline dayanır.

Cârullah, din eğitiminde de, dinin temel referanslarına dönerek, Kur’ân ve
Sünnet çerçevesinde, hurâfe ve bid’atlerden uzak, geleneğin eleştiriye tâbi tutula-
rak müfredâtının yeniden oluşturulduğu bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğini
söyler. Zira ona göre ümmet, taklit ve tefekkür tembelliğinden ancak bu şekilde
kurtulabilecektir.

Sonuç olarak Cârullah’ın bir eğitimbilimci olmadığı, bu makalede ele aldı-
ğımız risalesini öğrencilik yıllarında kaleme aldığı, kendi döneminde bilinen ve
telaffuz edilen fikirleri derlediği deneme türünde bir eser olduğu, eğitim konu-
sunda yeni ve orijinal bir bakış açısı getirmediği; ancak bu konuda zamanının
mütefekkirleri arasında yaygın olan fikirleri günümüze taşımak gibi bir değeri
olduğu ve eserin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği söylenilebilir.

Buna göre onun eğitim görüşlerini, -eleştiri süzgecinden geçirilmek kay-
dıyla- geleneğin ve modernliğin sentezi, meslekî eğitime önem verilmesi, kız ço-
cuklarının eğitimi, bugün Bilim Sanat Merkezleri’nde yetenekli çocuklara verilen
özel eğitimi önermesi; din eğitiminde de zamanının ihyâcı hareketlerinin tesiriyle
temel referanslara dönüşü esas alan yaklaşımı benimsediği şeklinde özetlemek
mümkündür. Öte yandan Cârullah’ın çocuğun eğitiminde ön gördüğü üç aşama-
nın, modern dönemde geliştirilen çocuğun “gelişim dönemleri” ve “öğrenme
kuramları” açısından karşılaştırma yapılabilecek durumda olmadığı, zira Cârul
lah’ın bir eğitim uzmanı sıfatını taşımadığı, dolayısıyla söz konusu görüşlerinin
tartışılabilir olduğu söylenilebilir. Ayrıca ilk, orta ve yükseköğretim şeklinde ön-
gördüğü modelin de kendi zamanı açısından yeni bir fikir olmadığı söylenilebilir.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder