Dr. Mehmet GÖRMEZ
MUSA CÂRULLAH'IN SÜNNET ANLAYIŞI
Musa Carullah'ı
değerlendirenler onun Sünnet ve Hadis hakkında söylediklerini düşünce sistematiği içinde bir
yere oturtmakda güçlük çekerler. Her eserinde karşılaştığımız üslûp ve anlatım
tarzı problemi yanında bu konuda kaleme aldığı Ki-tabu's-Sünne'nin özel konumu1
bu güçlüğün başlıca sebepleri olarak zikredilebilir.
Ancak Musa Cârullah'ın elimizdeki
bütün eserleri tetkik edildiğinde Sünnet ile ilgili düşünceleri din, vahiy ve peygamberlik, kur'an
ve akıl, ictihad ve kıyas hakkında söyledikleri ile birlikte değerlendirildiğinde kendi içinde bir
bütünlük arz ettiği görülecektir.
Musa Cârullah'a göre Sünnet: Hz.
Peygamberin kendi risaletini, gerek kendi ümmetine
ve gerekse bütün insanlığa tebliğ etmek için;
a. Nebevi fiil
ve davranışları
b. Söz ve
ifadeleri
c. Başkalarının
davranışlarını bilerek ikrar ve onaylamaları
d. Kabile ve krallara yazdığı mektupları ile ortaya
koyduğu ve takip ettiği yol ve
yönteme (tarikatu'n-Nebi), hayat tarzına (sîret) denir.2 Burada Musa Cârullah'ın tek
tek bir hadisi yahut uygulamayı değil, bütün söz ve uygulamalarla ortaya çıkan yol
ve yöntemi Sünnet olarak kabul ettiği unutulmamalıdır. Zira biraz sonra üzerinde
duracağımız gibi bir taraftan Sünnetin delil olarak Kur'an'dan önce geldiğini sa
vunan Musa Carullah, diğer taraftan her hadisin Kur'an'a arz edilmesi gerektiğini
hararetle savunacaktır.
yönteme (tarikatu'n-Nebi), hayat tarzına (sîret) denir.2 Burada Musa Cârullah'ın tek
tek bir hadisi yahut uygulamayı değil, bütün söz ve uygulamalarla ortaya çıkan yol
ve yöntemi Sünnet olarak kabul ettiği unutulmamalıdır. Zira biraz sonra üzerinde
duracağımız gibi bir taraftan Sünnetin delil olarak Kur'an'dan önce geldiğini sa
vunan Musa Carullah, diğer taraftan her hadisin Kur'an'a arz edilmesi gerektiğini
hararetle savunacaktır.
Musa Cârullah'ın Sünnet ile
ilgili asıl tartışılan görüşü Kur'an Sünnet ilişkisi hakkında söyledikleridir. Ona göre
islamda bilgi ve amel kaynağı olarak Sünnet Kur'an'dan önce gelir. Deliller hiyerarşisinde Sünnetin
Kur'an'dan önce gelmesi gerekir. Zira islamda bütün hükümler ilk önce sünnetle tespit edilmiş,
Kur'an ayetleri ise daha sonra Hz.
Peygamberin o meyandaki söz, fiil ve takrirlerini teyid etmiş ve ebedîleştirmiştir.3 Din ve imanın bütün temel
esastan, dinin farz olarak değerlendirdiği kural ve kaidelerin tamamı önce
sünnet ile belirlenmiş, daha sonra Kur'an
ayetleri bunları teyit ve tespit etmek üzere nazil olmuştur. Namaz, namazın bütün rükünleri, şartları ve vakitleri önce sünnetle
açıklanmış daha sonra bunlar Kuran ayetleri ile teyit edilmiştir. Abdest namazın en önemli şartı
olduğu halde Kur'an'daki
abdest ayeti4 hicretin altıncı senesinde nazil olmuştur. Arafat'ta
vakfeye durmak
haccın en önemli rüknü olduğu halde5 Kur'an-ı Kerim'de sadece hac-cın farz olmayan bir rüknü
zikredilirken yer verilmiştir6. İslamda oruç ibadeti önce sünnet ile uygulamaya konmuş
sonra ayetler onu teyiden nazil olmuştur.7
Tartışmalı olan bu iddiayı bütün
boyutları ile burada değerlendirecek değiliz. Ancak iddia ile ilgili bazı mülahazalarımı
belirtmek istiyorum.
1. Musa Carullah'm bu iddiasını doğrulayacak
örnekler çoktur. Pek çok hük
mün Kur'an tarafından emredilmeden Sünnet ile tatbike koyulduğu doğrudur.
Ancak islamî hükümlerin bütünü için bunu söylemek mümkün değildir. Hz. Pey
gamberin vahiy gelmediği için zaman zaman zor durumlarda kaldığı bilinmektedir.
Dahası kendi başına hareket ettiği bazı konularda Kur'an tarafından ikaz edilmiştir.
mün Kur'an tarafından emredilmeden Sünnet ile tatbike koyulduğu doğrudur.
Ancak islamî hükümlerin bütünü için bunu söylemek mümkün değildir. Hz. Pey
gamberin vahiy gelmediği için zaman zaman zor durumlarda kaldığı bilinmektedir.
Dahası kendi başına hareket ettiği bazı konularda Kur'an tarafından ikaz edilmiştir.
2. Musa
Carullah'm bu genellemesi ne kadar yanlışsa, her şeyi sadece
Kur'an'la temellendirmeye çalışmak da o derece yanlış bir genelleme olur. Kur'an
islamı söylemi ile ortaya çıkanların islamdaki her tatbikatı bütün teferruatı ile
Kur'an'a dayandırmaya çalışırken içine düştükleri çelişki bu genellemenin eseridir.
Kur'an'la temellendirmeye çalışmak da o derece yanlış bir genelleme olur. Kur'an
islamı söylemi ile ortaya çıkanların islamdaki her tatbikatı bütün teferruatı ile
Kur'an'a dayandırmaya çalışırken içine düştükleri çelişki bu genellemenin eseridir.
3. Musa Carullah'm sünnet
konusundaki bu görüşü ile ilk asırlarda "es-Sünnetü Kâdiyetün ale'l-Kitab"
"Sünnet Kitab üzerine belirleyicidir." diyen8 Ehl-i
Hadis'in görüşleri aynı değildir. Zira bu
sözü söyleyenler tek tek hadisleri kastederken, Musa Carullah Hz. Peygamberin ortaya koyduğu yol ve yöntemi kast ediyor.
Bu açıdan ona göre Kur'an hem Hz.
Peygamberin en büyük sünneti hem de bütün sünnetlerin temel dayanağıdır.9
4. Her şeyden önce Musa Carullah'm
Sünnet anlayışını anlayabilmek için peygamberlik konusunda söylediklerini bilmek lazımdır. Cârullah'a
göre Rasul-i Ekrem'in
vefatı ile birlikte peygamberliğin misyonu bütün yetki ve sorumlulukları ile birlikte ümmete miras kalmıştır. Dahası Cârullah'a
göre nübüvvetin fonksiyonları islam
ümmetinin şahs-ı manevisi ile devam etmektedir.10 Kitabu's-Sünne'sinde bu konuda şöyle demiştir "Allah,
Kitabmı Hz. Peygamber'den sonra onun
ümmetine miras bırakmıştır, islam ümmeti islam peygamberinin talim ve terbiyesi
sayesinde rüşdüne ermiş, risalet görevini taşımaya ehil ve müstehak hale gelmiştir... Allah'ın peygamberine verdiği her türlü
fazlı ve keremi ümmetine miras kalmış,
ümmetin kalbi ve aklı onun sahip olduğu vasıflarla bezenmiştir."11
Musa Carullah bu iddiasını
temellendirmek için Kuran'ı Kerim'in Hz. Peygamberi ve islam ümmetini aynı vasıflarla tavsif
eden ayetlerine sanlır. Gerek iddianın kendisi ve gerekse iddia için esas
aldığı Kur'an ayetlerinin ne derece delil olmaya müsait oldukları tartışılabilir.
Musa Cârullah'm peygamberlik
anlayışına parelel olarak dinamik bir Sünnet anlayışı vardır; yani ona göre
Sünnet Hz. Peygamberle bitmiş değildir. Tarih boyunca islam ümmeti Sünnet-i Hasene vaz'etmeye
ehildir ve ümmetin koyduğu sünnetler
peygamberin sünneti gibi bağlayıcıdır.12
Musa Carullah Sünnete bu kadar
önem verirken sünnetin sözlü ve yazılı malzemeleri olan rivayetler hakkında oldukça eleştirel bir
zihniyete sahiptir, O, her fırsatta hadislerin sıhhatini tesbit için isnad tenkidinin yeterli
olmadığını savunur. Ona
göre ravinin adelet ve zaptını tespit etmekle bir haber sahih olmaz. Zira adalet öyle bir şeydir ki, herkes
hile ve desise ile kendisinde izhar edebilir.13 Ravinin adalet ve zaptından önce
rivayetin kendisinin akla, fıtrata, Kur'an'a, tarihi hakikatlere, Hz. Peygamberden
sabit olmuş esaslara ve ümmetin kabul ettiği içtimaî asıllara uygun olması gerekir.14
O rivayetlerin
değerlendirilmesinde akla büyük önem verir. Edebiyat-ı Arabiye adlı eserinde
şöyle demiştir. "Akıl her hakikatin mizanıdır. Hakikatin haklılığı vezn-i akıl ile sabit olur. Mizan-ı
akılda hafif gelen şeyler bazar-ı hakikatte raic bulmaz. Menkulün sıhhati için akl-ı sariha mutabakat
zaruridir. Menkul-i sahih dâima makul-i
sarihe mutabık olur. Mutabık olmayan nakil hiçbir vakit sahih olmaz. Lakin her insanın vehmi, her insanın reyi akıl sıfatı
ile telakki olunamaz."15 Uzun günlerde Rûze adlı eserinde şöyle der: "Semavi
dinlerin, hassaten islamiyetin esaslarına dokunan bir hadis hakkında serbestçe
fikir yürütmek ve mülahazada bulunmak
her müslüman âlimin elbette mukaddes hakkıdır. "Sabit oldu, iş bitti, artık
sükût" gibi küçük çocuklan
te'dibte kullanılan sözlerin böyle hususlarda kıymeti bulunmasa
gerektir.16
Musa Cârullah'a göre hadislerin sahihini saliminden
ayırmak için hadis âlimlerinin muazzam
çabalannı takdir etmemek en büyük haksızlık olur. Ancak bu konuda yapılması
gereken her şeyin yapıldığını söylemek ve cerh ta'dil âlimlerinin söyledikleri ile yetinmek doğru olmaz. "Eğer
rivayetlerin ve haberlerin değerlendirilmesinde sadece eski alimlerin
söyledikleri geçerli olsaydı kulak varken akla ihtiyaç kalmazdı."17 diyen Musa Cârullah'a göre
lisan-ı nübüvveti yalan yanlış şeylerden
tenzih etmek ravileri evhamdan tezkiye etmekten daha mukaddes bir görevdir. Eğer dinin esaslarını yıkabilecek hadisleri mülahazasız nakletmek günah değilse hakiki hadis olmak sıfatıyla hadis kitaplarında nakledilen haberler hakkında hürriyetle söz söylemek hiç günah olmaz. "Bir haberi fikirsiz ve mülahazasız kabul etmekten öte onu fikir ve mülahaza sonunda inkar etmek daha iyidir."18
Musa Cârullah bütün bunları söylediği halde eserlerine aldığı hadislerde pek dakik değildir. Hemen hemen her eserinde uydurma hadislere yer verdiği görülmektedir.19 Ancak isnad bakımından uydurma olan bu haberlerin anlam bakımından islamın herhangi bir aslı ile çelişmediğinin de farkındadır.
1. Musa Carullah Hindistan'dan Afganistan'a geçerken İngilizler tarafından Peşaver'de hapse atılmış, hapiste karşılaştığı ve kendilerine ehl-i Kur'an adını veren ve Sünneti reddeden bazı kimselere reddiye olarak Kitabu's-Sünne adlı kitabını kaleme almıştır.
2. Musa Carullah, Kitâbu's-Sünne, Bhopal, 1945, s. 6.3. Kitabu's-Sünne s.7.4. 5 Medde 6.
5. Ebu Davud, Menâsik, 69.
6. 2 Bakara 198.
7. Kitâbu's-Sünne, s. 6-7.
8. bk Darimî, Mukaddime, 49,1. 153.
9. Kitabu's-Sünne 7.
10. bk. Kitabu's-Sünne, s. 61.11. bk. Kitabu's-Sünne s. 61-62.12.
Kitabu's-Sünne, s. 111.
13.
M. Carullah, Luzûmiyât Tercümesi, Kazarı, 1907, s. 25-26.
14.
Kitabu's-Sünne s. 26.
15.
M. Carullah, Edebiyât-ı Arabiye ile ulum-i Islâmiye, Kazan, t.y. s. 9.
16. M. Carullah, Uzun Günlerde Rûze,
Kazan, 1911, s. 64.
17. Ruze, 21.
18. Ruze, 63.
19. bkz. Kitabu's-Sünne, 36, 69, 125
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder