2 Ocak 2014 Perşembe

MUSA CÂRULLAH'IN SÜNNET ANLAYIŞI - Mehmet GÖRMEZ

Dr. Mehmet GÖRMEZ
MUSA CÂRULLAH'IN SÜNNET ANLAYIŞI
Musa Carullah'ı değerlendirenler onun Sünnet ve Hadis hakkında söylediklerini düşünce sistematiği içinde bir yere oturtmakda güçlük çekerler. Her eserinde kar­şılaştığımız üslûp ve anlatım tarzı problemi yanında bu konuda kaleme aldığı Ki-tabu's-Sünne'nin özel konumu1 bu güçlüğün başlıca sebepleri olarak zikredilebilir.
Ancak Musa Cârullah'ın elimizdeki bütün eserleri tetkik edildiğinde Sünnet ile ilgili düşünceleri din, vahiy ve peygamberlik, kur'an ve akıl, ictihad ve kıyas hak­kında söyledikleri ile birlikte değerlendirildiğinde kendi içinde bir bütünlük arz ettiği görülecektir.
Musa Cârullah'a göre Sünnet: Hz. Peygamberin kendi risaletini, gerek kendi ümmetine ve gerekse bütün insanlığa tebliğ etmek için;
a. Nebevi fiil ve davranışları
b. Söz ve ifadeleri
c. Başkalarının davranışlarını bilerek ikrar ve onaylamaları
d. Kabile ve krallara yazdığı mektupları ile ortaya koyduğu ve takip ettiği yol ve
yönteme (tarikatu'n-Nebi), hayat tarzına (sîret) denir.2 Burada Musa Cârullah'ın tek
tek bir hadisi yahut uygulamayı değil, bütün söz ve uygulamalarla ortaya çıkan yol
ve yöntemi Sünnet olarak kabul ettiği unutulmamalıdır. Zira biraz sonra üzerinde
duracağımız gibi bir taraftan Sünnetin delil olarak Kur'an'dan önce geldiğini sa­
vunan Musa Carullah, diğer taraftan her hadisin Kur'an'a arz edilmesi gerektiğini
hararetle savunacaktır.
Musa Cârullah'ın Sünnet ile ilgili asıl tartışılan görüşü Kur'an Sünnet ilişkisi hak­kında söyledikleridir. Ona göre islamda bilgi ve amel kaynağı olarak Sünnet Kur'an'dan önce gelir. Deliller hiyerarşisinde Sünnetin Kur'an'dan önce gelmesi gerekir. Zira islamda bütün hükümler ilk önce sünnetle tespit edilmiş, Kur'an ayet­leri ise daha sonra Hz. Peygamberin o meyandaki söz, fiil ve takrirlerini teyid etmiş ve ebedîleştirmiştir.3 Din ve imanın bütün temel esastan, dinin farz olarak değerlendirdiği kural ve kaidelerin tamamı önce sünnet ile belirlenmiş, daha sonra Kur'an ayetleri bunları teyit ve tespit etmek üzere nazil olmuştur. Namaz, namazın bütün rükünleri, şartları ve vakitleri önce sünnetle açıklanmış daha sonra bunlar Kuran ayetleri ile teyit edilmiştir. Abdest namazın en önemli şartı olduğu halde Kur'an'daki abdest ayeti4 hicretin altıncı senesinde nazil olmuştur. Arafat'ta vak­feye durmak haccın en önemli rüknü olduğu halde5 Kur'an-ı Kerim'de sadece hac-cın farz olmayan bir rüknü zikredilirken yer verilmiştir6. İslamda oruç ibadeti önce sünnet ile uygulamaya konmuş sonra ayetler onu teyiden nazil olmuştur.7
Tartışmalı olan bu iddiayı bütün boyutları ile burada değerlendirecek değiliz. Ancak iddia ile ilgili bazı mülahazalarımı belirtmek istiyorum.
1.  Musa Carullah'm bu iddiasını doğrulayacak örnekler çoktur. Pek çok hük­
mün Kur'an tarafından emredilmeden Sünnet ile tatbike koyulduğu doğrudur.
Ancak islamî hükümlerin bütünü için bunu söylemek mümkün değildir. Hz. Pey­
gamberin vahiy gelmediği için zaman zaman zor durumlarda kaldığı bilinmektedir.
Dahası kendi başına hareket ettiği bazı konularda Kur'an tarafından ikaz edilmiştir.
2.   Musa Carullah'm bu genellemesi ne kadar yanlışsa, her şeyi sadece
Kur'an'la temellendirmeye çalışmak da o derece yanlış bir genelleme olur. Kur'an
islamı söylemi ile ortaya çıkanların islamdaki her tatbikatı bütün teferruatı ile
Kur'an'a dayandırmaya çalışırken içine düştükleri çelişki bu genellemenin eseridir.
3.   Musa Carullah'm sünnet konusundaki bu görüşü ile ilk asırlarda "es-Sünnetü Kâdiyetün ale'l-Kitab" "Sünnet Kitab üzerine belirleyicidir." diyen8 Ehl-i Hadis'in görüşleri aynı değildir. Zira bu sözü söyleyenler tek tek hadisleri kastederken, Musa Carullah Hz. Peygamberin ortaya koyduğu yol ve yöntemi kast ediyor. Bu açıdan ona göre Kur'an hem Hz. Peygamberin en büyük sünneti hem de bütün sünnetlerin temel dayanağıdır.9
4.   Her şeyden önce Musa Carullah'm Sünnet anlayışını anlayabilmek için pey­gamberlik konusunda söylediklerini bilmek lazımdır. Cârullah'a göre Rasul-i Ekrem'in vefatı ile birlikte peygamberliğin misyonu bütün yetki ve sorumlulukları ile birlikte ümmete miras kalmıştır. Dahası Cârullah'a göre nübüvvetin fonk­siyonları islam ümmetinin şahs-ı manevisi ile devam etmektedir.10 Kitabu's-Sünne'sinde bu konuda şöyle demiştir "Allah, Kitabmı Hz. Peygamber'den sonra onun ümmetine miras bırakmıştır, islam ümmeti islam peygamberinin talim ve ter­biyesi sayesinde rüşdüne ermiş, risalet görevini taşımaya ehil ve müstehak hale gel­miştir... Allah'ın peygamberine verdiği her türlü fazlı ve keremi ümmetine miras kalmış, ümmetin kalbi ve aklı onun sahip olduğu vasıflarla bezenmiştir."11

Musa Carullah bu iddiasını temellendirmek için Kuran'ı Kerim'in Hz. Pey­gamberi ve islam ümmetini aynı vasıflarla tavsif eden ayetlerine sanlır. Gerek id­dianın kendisi ve gerekse iddia için esas aldığı Kur'an ayetlerinin ne derece delil ol­maya müsait oldukları tartışılabilir.
Musa Cârullah'm peygamberlik anlayışına parelel olarak dinamik bir Sünnet anlayışı vardır; yani ona göre Sünnet Hz. Peygamberle bitmiş değildir. Tarih bo­yunca islam ümmeti Sünnet-i Hasene vaz'etmeye ehildir ve ümmetin koyduğu sün­netler peygamberin sünneti gibi bağlayıcıdır.12
Musa Carullah Sünnete bu kadar önem verirken sünnetin sözlü ve yazılı mal­zemeleri olan rivayetler hakkında oldukça eleştirel bir zihniyete sahiptir, O, her fır­satta hadislerin sıhhatini tesbit için isnad tenkidinin yeterli olmadığını savunur. Ona göre ravinin adelet ve zaptını tespit etmekle bir haber sahih olmaz. Zira ada­let öyle bir şeydir ki, herkes hile ve desise ile kendisinde izhar edebilir.13 Ravinin adalet ve zaptından önce rivayetin kendisinin akla, fıtrata, Kur'an'a, tarihi ha­kikatlere, Hz. Peygamberden sabit olmuş esaslara ve ümmetin kabul ettiği içtimaî asıllara uygun olması gerekir.14
O rivayetlerin değerlendirilmesinde akla büyük önem verir. Edebiyat-ı Arabiye adlı eserinde şöyle demiştir. "Akıl her hakikatin mizanıdır. Hakikatin haklılığı vezn-i akıl ile sabit olur. Mizan-ı akılda hafif gelen şeyler bazar-ı hakikatte raic bulmaz. Menkulün sıhhati için akl-ı sariha mutabakat zaruridir. Menkul-i sahih dâima makul-i sarihe mutabık olur. Mutabık olmayan nakil hiçbir vakit sahih olmaz. Lakin her insanın vehmi, her insanın reyi akıl sıfatı ile telakki olunamaz."15 Uzun gün­lerde Rûze adlı eserinde şöyle der: "Semavi dinlerin, hassaten islamiyetin esas­larına dokunan bir hadis hakkında serbestçe fikir yürütmek ve mülahazada bu­lunmak her müslüman âlimin elbette mukaddes hakkıdır. "Sabit oldu, iş bitti, artık sükût" gibi küçük çocuklan te'dibte kullanılan sözlerin böyle hususlarda kıymeti bu­lunmasa gerektir.16
Musa Cârullah'a göre hadislerin sahihini saliminden ayırmak için hadis âlimlerinin muazzam çabalannı takdir etmemek en büyük haksızlık olur. Ancak bu konuda yapılması gereken her şeyin yapıldığını söylemek ve cerh ta'dil âlimlerinin söyledikleri ile yetinmek doğru olmaz. "Eğer rivayetlerin ve haberlerin de­ğerlendirilmesinde sadece eski alimlerin söyledikleri geçerli olsaydı kulak varken akla ihtiyaç kalmazdı."17 diyen Musa Cârullah'a göre lisan-ı nübüvveti yalan yanlış şeylerden tenzih etmek ravileri evhamdan tezkiye etmekten daha mukaddes bir görevdir. Eğer dinin esaslarını yıkabilecek hadisleri mülahazasız nakletmek günah de­ğilse hakiki hadis olmak sıfatıyla hadis kitaplarında nakledilen haberler hakkında hürriyetle söz söylemek hiç günah olmaz. "Bir haberi fikirsiz ve mülahazasız kabul etmekten öte onu fikir ve mülahaza sonunda inkar etmek daha iyidir."18
Musa Cârullah bütün bunları söylediği halde eserlerine aldığı hadislerde pek dakik değildir. Hemen hemen her eserinde uydurma hadislere yer verdiği gö­rülmektedir.19 Ancak isnad bakımından uydurma olan bu haberlerin anlam ba­kımından islamın herhangi bir aslı ile çelişmediğinin de farkındadır.
1.         Musa Carullah Hindistan'dan Afganistan'a geçerken İngilizler tarafından Peşaver'de hapse atılmış, hapiste karşılaştığı ve kendilerine ehl-i Kur'an adını veren ve Sünneti reddeden bazı kimselere red­diye olarak Kitabu's-Sünne adlı kitabını kaleme almıştır.
2.         Musa Carullah, Kitâbu's-Sünne, Bhopal, 1945, s. 6.3.         Kitabu's-Sünne s.7.4.    5 Medde 6.
5.          Ebu Davud, Menâsik, 69.
6.          2 Bakara 198.
7.          Kitâbu's-Sünne, s. 6-7.
8.    bk Darimî, Mukaddime, 49,1. 153.
9.          Kitabu's-Sünne 7.

10.         bk. Kitabu's-Sünne, s. 61.11.         bk. Kitabu's-Sünne s. 61-62.12.       Kitabu's-Sünne, s. 111.
13.       M. Carullah, Luzûmiyât Tercümesi, Kazarı, 1907, s. 25-26.
14.       Kitabu's-Sünne s. 26.
15.       M. Carullah, Edebiyât-ı Arabiye ile ulum-i Islâmiye, Kazan, t.y. s. 9.
16.       M. Carullah, Uzun Günlerde Rûze, Kazan, 1911, s. 64.
17.       Ruze, 21.
18. Ruze, 63.
19. bkz. Kitabu's-Sünne, 36, 69, 125


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder