2 Ocak 2014 Perşembe

MUSA CARULLAH BİGİYEFİN HATUN KİTABI HAKKINDA

MUSA CARULLAH BİGİYEF VE KURANI KERİM AYETİ KERİMELERİ'NİN NURLARI HUZURUNDA HÂTÛN" KİTABI
MUSA JARULLAH BIGIYAF AND fflS BOOK: WOMAN İN THE LIGHT OF QUR'ANIC VERSES
MEHMET GÖRMEZ
ARŞ. GÖR. A. Ü. İLAHİYAT FAKÜLTESİ ARŞ. GÖR. ANKARA


Yukarıdaki başlık, 1916 yılında Os­manlıca'ya yakın bir Kazan türkçesi ile kaleme alınan ve 1933 yılında Berlin'de basılan bir ese­rin adıdır. (*) Yazarı, Kazan Türkleri'nin son asırda yetiştirdiği büyük İslâm âlimi Musa Cârullah Bigiyeftir. Bigiyef; 1874 yılında, bugünkü Tataristan sınırları içinde kalan Ros-tov-Na-Don şehrinde dünyaya geldi. Kazan'da başlayan tahsilini, Buhara, Mısır, Hicaz, Hin­distan ve Şam medreselerinde tamamladı. Tah­sil hayatından sonra döndüğü memleketinde bir taraftan gazetecilik yapü, diğer taraftan Rus Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Burada başlayan ilmi, siyasi ve içtimai hareketlere öncülük etti. 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra da bu çalışmalarını onüç yıl sürdürdü. Yazdığı bir eserden dolayı tevkif edildi, eziyet ve işkencelere uğradı ve Rusya'dan firar etmek zo­runda kaldı. Sürgün denilebilecek bu hayatı, Çin, Afganistan, Hindistan, Finlandiya, Alman­ya, Türkiye, İran, Irak, Japonya ve Mısır'da geçti. 1949 yılında Kahire de vefat etti1.
lslâmî Araştırmaların Kadm özel Sayısına yazmayı va'dedip, yetiştiremediğimiz bu maka­lede, geriye irili ufaklı 120 kadar eser bırakan Musa Cârullah'ın yukarıdaki eseri başta olmak üzere diğer bazı yazılarını da esas alarak kadın ve kadm hakları ile ilgili mücâdelelerini, fikir ve düşüncelerini özetlemeye çalışacağız.
Musa Cârullah'a göre bilim ve teknikte muazzam bir ilerleme kaydeden insanlık âlemi, çeşitli sebeplerden dolayı, aynı başarıyı sosyal bilimlerde gösterememiştir. Dolayısıyla mevcut sosyal meseleleri çözemediği gibi, teknolojik gelişmeler yeni problemleri beraberinde getir­miştir. insanlığın halledemediği sosyal mesele­lerin başında da kadının konumu ve sosyal mevkii gelmektedir. Kadm konusu sanıldığı gibi sadece doğu toplumlarının değil, bütün in­sanlığın meselesidir2.


Batı'da gelişen büyük sanayi devriminden sonra, bir taraftan kadının iş gücüne duyulan ihtiyaç, öbür taraftan tüketim ekonomisini körükleme arzusu kadını gündemin birinci maddesi haline getirmiştir. Bu arada cinsel­liğini istismar düşüncesini de gözardı etmemek gerekir. Bunun hak, adalet ve eşitlik görüntüsü altında başlamış olması konuyu mecrasından saptırmış ve meseleyi büsbütün çıkmaza sokmuştur.
Kadın konusu, batılılaşma hareketlerine sahne olan islâm aleminin gündemine Mısırlı yazar Kasım Eminin 1899yılında kaleme aldığı Tahriru'l-Mer'e" (Kadın'ın Hürleştirilmesi) adlı eseri ile girmiştir. Bütün islâm âleminde bu eserin tercüme edilerek yayınlanmasından sonradır ki, kadm konusunda binlerce kitap ve makale kaleme alınmıştır. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da yazanlar kervanına Musa Cârullah katılmakta gecikmez. Yazılan bütün kitap ve makaleleri kemal-i ciddiyetle takib ettiğini belirten Cârullah. hemen hemen hepsi­nin konunun özü ile alakadar olmayıp, hicap ve tesettür gibi meselelere tahsis edildiğini, kaldı ki bu hususu da hiçkimsenin Muhyiddin Arabi'nin "Fütuhat-1 Mekkiye" adlı eserinde konu ile ilgili açıklamaları seviyesinde bile ele alamadığını ifade eder.
Musa Cârullah, böylesine önemli olan bu içtimai meseleyi halletmek için harekete geçer. 1916 yılında kadınlara ve kadın haklarına dair hazırladığı kapsamlı bir raporu Kazan Türkleri Kongresine sunmuş ve oybirliği ile kabulünü
Eser, tarafımızdan sadeleştirilmiş ve neşre hazır hâle getiril­miştir.
1 Geniş bilgi için bkz. Mehmet Görmez, Musa Cârullah Bigiyef,
Hayatı, Fikirleri ve Eserleri, A.Ü. İlahiyat Fak. Yüksek Lisans
Tezi, 1989, ("Musa Cârullah Bigiyef Hayatı Düşünce Dünyası
ve Eserleri" adı ile yeniden kaleme aldığımız tez, basım
aşamasındadır.
2M. Cârullah, Hatun, s. 8.


sağlamıştır. Daha sonra aynı raporu 1917 yılında Moskova'da düzenlenen Birinci Umûmi Rusya Müslümanları Kongresine getirmiş ve büyük tartışmalara yol açmıştır. Bilhassa gele­neksel düşünceyi savunan Türkistan hey'e-tinden büyük tepkiler almıştır. Neticede Ayaz lshâkî'nin başkanlığındaki 8. oturumda 10 madde haline getirilen raporu, çoğunluğun oylarıyla kabul edilir. Meşhur bilgin Alimcan Barudi'nin müftü seçildiği bu kongrede, Kadı olmak için üç kadm müracaat etmiş ve bunlar­dan Muhlise Bubi hanımefendi 280 red oyuna karşı 308 oyla Kadılığa seçilmiştir3. Aynı Kong­rede Musa Cârullah da Millî Şûra üyeliğine geti­rilmiştir4.
Daha sonra bir anayasa taslağı şeklinde hazırlayıp kaleme aldığı "islamiyet Elifbası" adıyla şöhret bulan "islam Milletlerine" adlı kitabında bu konuya eğilen Musa Cârullah, 122-159 maddelerini Hatunların hürmet ve hukuk­larına tahsis etmiştir5.
Fıkıh kitaplarımızda kadınlara ait ahkam ile ilgili, mezheplerin ihtilaflarına yer verilmişse de, Kadın'ın islam'daki konumu ve sosyal mevkii ile ilgili, müslümanlann müstakil bir kitap kale­me almamasını büyük bir eksiklik olarak değerlendiren Musa Cârullah, son yazılanları da yeterli bulmadığı için bu boşluğu kendisi dol­durmaya çalışır. Henüz 1916 yılında "Kur'ân-ı Kerim Ayet-i Kerime'lerinin Nurları Huzurunda HATUN" adlı bir eser kaleme almış, ancak 1933 yılında Berlin'de bastırma imkanı bulmuştur.
ASLÎ GÜNAH MESELESİ
VE KADININ YARATILIŞI
Musa Cârullah, herşeyden önce, sâdece müslümanlann değil, bütün semavi din men­suplarının kadına yanlış bakışının arkasındaki sebepleri irdeleyerek işe başlar. Bunların ba­şında "asli günah" meselesi ile Kadın'ın müstakil bir varlık olmadığı düşüncesi gelir.
Aslî günah; hıristiyanlıkta Hz. Adem ile Havva'nın cennette yasak meyveden yemek su­retiyle işlediklerine ve nesilden nesile bütün in­sanlığa intikal ettiğine İnanılan suçtur. Hem ya-hudi hem de hiristiyanlara göre. Şeytan yılan kılığında cennete girerek önce Havva anamızı, o da Hz. Ademi kandırmıştır. Kadın'ın fitne ve fesad yönü buradan ileri gelmektedir. Kur'an'ın bu düşünceyi tekzib ettiğini söyleyen Musa Cârullah'a göre, Müslümanlar da Isralliyattan kaynaklanan bu hurafenin etkisinde kalmış­lardır. Oysa Kur'an şeytanın her ikisini birden aldatarak cennetten çıkarılmalarına vesile olduğunu6 belirtir. Hatta şeytanın Havva'ya her­hangi bir hitabından söz edilmezken. "Ey Âdem!


sana ebedîlik ağacını ve eskimeyecek bir salta­natı göstereyim mi?"7 denilerek doğrudan Hz. Adem'e hitab ettiği görülmektedir. Daha da ötesi Kur'an, "... Âdem Rabb'ine âsi olup şaşırdı"8 âyetiyle Hz. Havvayı değil. Hz. Ademi baş sorum­lu ilan etmiştir. Binaenaleyh böyle bir hikayeye dayanarak kadını küçük görmenin makul hiçbir izahı yoktur.
Kadını yanlış değerlendirmeye yol açan diğer bir husus, onun erkekten, daha doğrusu erkeğin kaburga kemiğinden yaraüldığı düşün­cesidir. Musa Cârullah yaratılış felsefesi bakımından, bu düşüncenin muharref Tevrat'ın bize sirayet etmiş bir fikri olarak değerlendirir. Ona göre müslümanlar bu konudaki âyet ve ha­disleri İsrailiyatın etkisiyle yanlış anlamış ve yanlış yorumlamışlardır. "Kadın eksiktir", "erkek için yaratılmıştır", yahut "erkek doğurmak için yaratılmıştır" gibi hatalı düşünceler de bu yanlışlıktan neş'et etmiştir.
Aslı günah meselesinde olduğu gibi, bunun da kaynağı muharref Tevrattır. Tekvin bölü­münün 1-3 ayetleri bu hususu şöyle ifade eder.
Allah erkekleri yefden Hâtûnları efden halkettl Buna göre erkeklerin bütün himmetleri yerde hatunların tüm kaygıları er'de oldu. Yeflerin bütün meşakkatları er'ler üzerine yüklenip, ailenin bütün zahmetleri hatunlar üzerinde kaldı. Bunun içindir ki. hâtûnlar ana­larını da atalarını da bırakıp er'lerine bağlandı. Aile ihtiyaçlarına hatun erkekten önce sa'yetti. Hatunların hayatları er'ler ve çocuklar için oldu.
İşte Musa Cârullaha göre müslüman âlimler de bu âyetlerin etkisinde kalarak "Allah sizi bir tek nefis'ten yarattı, eşini de ondan hal­kettl"9 mealindeki Kur'an ayetleri ile, Hz. Pey­gamberin "Kadınlar eğe kemiğinden yaratıldı­lar"10 hadisini bu doğrultuda yanlış anlamış­lardır. Oysa "Size sizin nefsinizden bir elçi gel-
3"Türk Yurdu" mecmuası. 3 Ağustos 1333 tarihli sayısında bu haberi "Rusya'da Müslümanlann seçtiği tik Kadın Kadı" başlığı altında vermiş ve Muhlise hanımı şöyle tanıtmıştır: "Muhlise Bubi, islam âleminde ilk defa Kadılık makamına seçilen fazilet ve ilim erbabı bir hanımefendi olup, Abdullah Bubl'nln kızıdır. Muhlise hanım, Rusya'da kurulan en güzel ve mükemmel bir İslam kız mektebi idare etmekte idi.
4Geniş bilgi İçin bk. ihsan Ilgar, Rusya'da Birinci Müslüman Kongresi, Kültür Bakanlığı Yayınlan. No 904, Ankara, 1990, s. 379-518.
^Islam Milletlerine, s. 38. Aynı maddeleri kitap Rusya'da ya­saklanıp Musa Cârullah tevkif edildikten sonra Sebilur'Reşad mecmuasının 23. cild, 594. sayısında neşredilmiştir.
6Bakara36.
7Taha 120.
^aha 121.
9Nisa 1.
10Buhari, Nikah 80, Müslim, Radâ', 61. Dârimi Nikah 35,
Ahmed b. Hanbel, Müsned III. 497.

di"11, "Allah kendilerine kendi nefislerinden bir peygamber gönderdi."12, "Sizin (kadın-erkek) nef­sinizden size eşler yaratması Allah'ın âyetlerin-dendir"13 ayetleri hangi manada anlaşılıyorsa "sizi bir tek nefisten yarattı ondan da eşini hal-ketti" ayetini öyle anlamak lazım gelir.
Öte yandan Musa Cârullah'a göre: Hz. Pey­gamberin kadınlara zulmetmemek, hukuklarına saygı göstermek, varsa kusurlarını affetmek, ba zan cefalarına da katlanmak hakkında söylediği hikmetli bir hadisi: "Kadınlar kaburga kemiğin­den yaratılmışlardır..." hadisini zahiri şekliyle lafzî ve harfi bir manayla anlamak doğru de­ğildir. Ona göre Hz. Peygamber bu hadisle kadın­ların zarif ve nazenin birer varlık olduklarını me­cazi bir üslubla anlatmak istemiştir. "... insanlar aceleden yaratılmışlardır"14 "Allah sizi zayıflık­tan yarattı"15 gibi ayetler nasıl anlaşılıyorsa, "kadınlar eğe kemiğinden yaratılmışlardır" hadi­sini de öyle anlamak lazımdır. İnsanlar ace-le'den yani acelecilik tabiatı üzerine yaratıldı demek hangi manada ise, kadınlar kaburgadan yaratıldı sözü de o manadadır. Hassas olan ka­burga kemiğini kişi gücüyle düzeltmeye kalkıştı­ğında kıracağı gibi, hanımlara güç ve kuvvetle muamele eden de onları kırar demektir16.
KADININ  DEĞERİ
"Hanımlara hürmet ve saygı Kur'ân-ı Kerim terbiyesiyle bana meleke olmuş bir edebimdir"17 diyen Musa Cârullah'a göre; ilmi, İçtimai ve siya­si sükutumuzun en büyük sebebi, milletin anası olan kadım layık olmadığı bir dereceye indirme-mizdir. Her milletin hâtûn kızı o milletin önünde olmalıdır. Hâtûnları yâni anaları dûn (aşağı) bir millet, hiçbir vakit büyük olmaz. Hâtûn ümmetin yahut ümmet hâtûnun nüshasıdır. Sanki ümmetin en güzel sıfatlan birleştirilmiş de hâtûn yaratılmıştır. Hâtûn sefil olursa ümmet rezil olur. Hâtûn dûn olursa ümmet zebûn olur18.
Cârullah nazarında toplumun ruhi ve içti­mai halleri için kadınların ehemmiyeti son dere­ce büyüktür. Buna rağmen tarih boyunca hiçbir millet, hatunların hürmet ve hukuklarını hiçbir zaman takdir etmemiştir. Bu durum her asırda, her devlette toplumsal ahlakın çöküşüne ve fuhşun yayılmasına yol açmıştır19.
İslâm şeriatında hâtûnların hürmet ve hu­kukları her türlü takdirin fevkinde tutulmuşsa da örf ve ananelerin etkisiyle İslâm aleminde kadının sosyal mevkii hakkı ile takdir edilme­miştir. Hürmet ve hukukuna her zaman riayet edilmemiştir. Basit âdetlerin tesiriyle birçok hakkını elinden aldığımız bir gerçektir. Binaena­leyh doğu toplumlarında kadının bugün içinde bulunduğu hâlin sebebi, başta İslâm olmak üze­re semavi hiçbir dine bağlanamaz20.


Kaldı ki, Musa Cârullah, bütün olumsuzluk­lara rağmen şark milletlerinin kadına bakış açısının batı toplumundan daha sağlıklı ve daha nezih olduğunu savunur. Ona göre Batı'nın kadına bakışı daha ziyade nefsani ve şehvanidir. Fakat şarkın bakışı rûhâni bir hürmet esasına dayanır. Türk, Fars ve Arap edebiyatının kadınlarla ilgili kelime ve kavramlarının seman­tik tahlilinden hareketle bu düşüncesini temel-lendlren Musa Cârullaha göre, bedevi araplann kadınları bile medeniyet dünyasının büyük sa­lonlarında moda ve süsün esiri olmuş madam­lardan. madonna ve matmazellerden daha muh­teremdir. Batı kadınlarında salon kuklası ol­mak. meclis süsü ve zineti olmak şerefi muteber ise. bedevi Gâniyeler insaniyet şerefidir. Yeryü­zünün melekleri, kalplerin de melikeleridir. Be­devi arabın kadınları tavsif ederken kullandığı en ta'zimkar ifade Gâniye'dir. Ganiye güzelliği, if­feti ve hürmetiyle hertürlü süs ve ziynetten müstağni kadın demektir. Hâtûnlar sadece ce­miyetin bir ziyneti değil, milli kemalin büyük bir hazinesidir21. Hâtûnların haklan ne kadar ka­mil olursa, hürmetleri ne kadar ziyâde olursa iç­timai yapı o kadar kuvvetli olur. Hak ve ehliyet yönünden kamil hâtûnların hem anneliği hem de eşliği mükemmel olur. Devletlerin ve ümmet­lerin en asıl unsurları ailedir. Ailede erkeklerin kuvvetine mukabil hâtunlann hürmetleri te'min kılınmazsa aile sağlam olmaz. Aile sağlam ol­mazsa devlet güçlü olmaz, ümmet aziz olmaz22.
KADIN HAKLARI
Musa Cârullah'a göre insanlık herşeyden önce gelir. İnsan olmak sıfatıyla kadınla erkek eşittir. Hukuk açısından aralarında hiçbir fark yoktur. "Biz âdemoğlunu şerefli kıldık" gibi beşer hukuku ile ilgili bütün ayetler hem erkekleri hem de kadınları İhtiva etmektedir23. Kur'an er­keklere verdiği her hakkı kadınlara da bahset­miştir. Ancak bu. erkeklerin hak ve vazifelerine kadınlan rakib etmek yoluyla, yahut erkeklerin hak ve vazifelerini taksim edip, bazı hisselerini
1 1Tevbe 28.
12Âli tmran 164.
13Rum21.
14Enbfya37.
15Rum54.
16M. Cârullah, Uzun Günlerde Rûze, s. 24.
I7M. Cârullah, Hatun, s. 6.
18M. Cârullah, Halk Nazarına Bir N1ce Mesele s. 72.
19Halk Nazarına s. 73.    -
20Halk Nazarına s. 76.
21Hâtuns. 18.
22Hâtun s. 7.
23Hâtun s. 55.


kadınlara vermek suretiyle değildir. Zira erkek­lerle kadınların rekabeti hiçbir zaman fayda ge­tirmez. Böyle bir yanş toplumun yararına olmaz. Sosyal çalkantılara ve iktisadi buhranlara se-beb olacak işleri İslâm'ın hikmeti kabul etmez. Fakat kadınların haklan ne sosyal problemlere ne de iktisadi buhranlara sebep teşkil etmez.
Bilindiği gibi bazı medeni kanunlar, kadı­nın erkeğe nisbetle zayıflığını gözönûnde bulun­durarak bazı haklardan mahrum etmişlerdir. Musa Cârullah'a göre bu son derece büyük bir hatadır. Zira Yaratıcı, kadım kendisine yüklediği vazifelere uygun olarak halketmişse, erkeklere nisbetle bâzı yönlerden zayıf yaratmışsa -kaldı ki buna zayıflık denmez- bunu hukukun eksik­liğine gerekçe göstermek hiç doğru olur mu? Böyle bir husus, olsa olsa hukukunun fazlalığını iktiza eder.
Kadmlar bir ay içinde insanlığın hayatı için bütün şehidlerin, bütün askerlerin asırlar bo­yunca dökülen kanlarından daha fazla kan sar-federler, deryalar kadar kanlarını hürmetli ra­himlerinden, deryalar kadar sütlerini rahmetli göğüslerinden hamilelik, vâlidelik ve müreb­biyelik uğruna akıürlar. Bu sebeple elde ettikleri zayıflık olsa olsa hukuklarının fazlalığını ilzam eder. Yoksa bunlar bir eksiklik sebebi sayılmaz­lar. Hatun hayaün mebdeidir, hayatın menbaı-dır, bütün insanlığın hayaü hatunların rahimle­rinde başlar, kucaklarında devam eder. Hatun­ların cihad için ellerine kılıç almamaları bir mahrumiyet sayılmaz. Deryalar kadar kanlarını ve sütlerini insanlığın hayatı uğruna sarfeden analan cihad faziletlerinden mahrum olduk­larını hayal etmek, cihadın en büyük dereceleri­ni anlamamaktır. Küçük cihad erkeklerin elinde ise, cihadın en büyük dereceleri hâtûnların him-metindedir24.
Şu kadar varki, Musa Cârullaha göre kadmlar, kadınlık hürmetiyle bazı hakların fev­kinde tutulur. Hâtûn ailede hanımefendi olmak şerefiyle yahut analık vazifelerinde meşgul olmak zaruretiyle bazı haklarını kendi ihtiya­rıyla terkeder. Mesela kadınları fabrikada ame­lelik yapmak gibi bir haktan -şayet bu bir hak-sa- mahrum bırakma zarureti yoktur. Ancak kız­ları ve kadınları buralarda çalışma mecburiye­tinden kurtarma çarelerini bulmak zorunluluğu vardır. Mûsâ Cârullah, kadınlarına ve kızlarına kayıtsız şartsız fahişelik yapma hakkını! bahşe­den medeniyet dünyasının seçme ve seçilme hakkını tartışmaya açmasını kadına yapılmış en büyük hakaret olarak değerlendirir25.
Musa Efendiye göre; gayet ağır olan analık vazifeleri toplumun geleceği için son derece önemli olan aile idaresi, hâtûnların hukuklarına bir engel teşkil etmez. Ancak kadınların hak ve


vazifelerini tartışırken onların hürmetleri, de­ğerleri, aile nizamı ve ailenin maslahatları göz önünde bulundurulmalıdır. Buna göre kadınlar aile nizamına, gerek kendilerinin gerekse ço­cukların fizik ve ruh sağlığına, çocukların eği­timlerine, kendi hürmet ve ismetlerine zarar ve­recek vazife ve hizmetlerden her zaman muaf tu­tulmalıdırlar. Zira ailelerin rahatı, nizamı saa­deti ve çocukların terbiyeleri hususunda hâtûn­ların gayet ehemmiyetli vazifeleri vardır. Şayet bu vazifelerden biri siyasi ve sosyal bir hukuka engel teşkil ediyorsa o hak terkedilir. Böyle bir hakkı terketmek mahrumiyet olmaz. Hürmet olur, maslahat olur. Bu sadece kadınlar için değil, kadın erkek her müslüman içindir. Zira Müslümanlar için vazifeler haklardan önce gelir. Vazifelerini ifa etmeyenler her türlü haktan da mahrum kalırlar.
Psiko-sosyal açıdan kadınla erkeğin yapısını mukayese eden Musa Cârullah, erkeğin eksikliklerinin kadının eksikliklerinden pek geri kalmadığını savunur. Mesela iki cinsin güzellik anlayışları arasındaki farka dikkat çeker. Ona göre kadınların güzellik anlayışı erkeklerinkin-den daha nezih ve daha yücedir. Zira erkekler kadınlarda daha çok yüz ve beden güzelliği arar­lar. Fakat kadınlar erkeklerde kuvvet, şecaat, akıl ve maharet gibi manevi güzellikler ararlar. Şekle erkekler kadar önem vermezler. Eğer kadm vücudunu tezyin ediyor, zinet ve süse fazla meylediyorsa bu erkeklerin kusurudur. Mede­niyet dünyasının modalara bu derece mübtela olmaları erkeklerin günahıdır. Nitekim yapıla­cak bir araştırmada bütün moda krallarının, küçük büyük bütün süs eşyası mucidlerinin erkek olduğu görülecektir. Erkekler dış güzelliğe bu kadar önem vermeyip, manevî cemalden ve edebi kemalden haz alsalardı, hatunların edep­lerini ve içtimai faziletlerini takdir etselerdi kadmlar süs ve güzellikte değil, içtimai faziletler hususunda birbirleriyle yarışacaklardı26.
Musa Cârullah'm düşüncesinde aile reisi erkektir, ancak onlann bu riyasetleri ataların velayetleri gibi nazaridir, yani şefkat ve rahmet esaslarına mebnidir. Böyle riyasetlerde hâkim­lik unsuru son derece azdır. Hâdlmllk unsuru daha galiptir. "er-Ricâlu Kavvâmûne ale'n-Nisa" ayetindeki "Kavvam" kelimesinde hakimlik ma­nası yoktur. Hizmet manası vardır. Ailede kav­vam, hadim müdir, atadır. Mut'a müdlr Anadır. Erkekleri de oğullan da hatunlarına ve ana­larına hizmet ederler27.
24Hâtun s. 99. 25Hâtun, s. 56. 26Hâtun, s. 19. 27Hâtun, s. 78.


Mûsa Cârullah hukuk açısından kadın er­kek eşitliğini savunurken, mirastaki farklı pay­laşımı hiçbir zaman buna münafi görmemiştir. O bu hususta eşitlik adaletini değil oran adale­tini savunur. Kendi ifadesiyle mirastaki farklılık bir eşitsizlik değil bir paylaşım farklılığıdır. Hukuk, insanların ehliyetlerine göre olur. Ancak kişinin mirastan alacağı pay ihtiyaçlarına göredir. Vazifeler farklı olduğu için ihtiyaçlar da farklı olacaktır. Farklı ihtiyaçlara rağmen eşit pay verilirse adalet olmaz belki zulüm olur. İhtiyaç farklılığını hukukta eşitsizlik olarak lanse etmek, Mûsa Cârullah'a göre hatadır. Bugün insanlar arasındaki servet dağılımı ve mülkiyet eşitsizliğini hukukta farklılık ve eşitsizlik olarak değerlendiremiyeceğimiz gibi, kadınların mirastan az pay almasını da öyle değerlendirenleyiz28.
Şahidlik olayının da yanlış anlaşıldığını savunan Mûsa Cârullah, herşeyden önce bunu adalete gösterilen itina olarak değerlendirir. O kadmm şahidliğini genel olarak eksik görmeyi hatalı kabul ettiği gibi, bunu kadının zayıflığı, bilgisi ve aklının kıtlığı gibi şeylerle alaka­landırmayı tek kelimeyle bir sapma olarak görür. Şayet bilgi ve akıl eksikliğine bağlı olsay­dı kadınların hadis rivayetleri evveliyetle kabul edilmezdi. Zira şehadet bir iki adamın hallerine tealluk ediyorsa, rivayet ümmetin dinine tealluk etmektedir. Kaldı ki, kadının rivayetine karşı çıkan bir tek İslâm âlimi mevcut değildir29.
Bu konu son zamanlarda da çok büyük spekülasyonlara yol açtığı için Mûsa Cârulla-hın bu hususta yazdıklarını özetlemek istiyo­rum.
a)   Kadınlar da erkekler kadar şahitliğe ehildir. Şu kadar var ki, kadınlar şehadet tekli­finden, yani mahkemelere çağrılmak gibi yahut hakimlerin huzurunda konuşturulmak gibi külfetlerden muaf tutulmuştur. Ehliyeti tamdır fakat bu hususta mecbur değildir.
b)   Mûsa Cârullah'a göre şehadet ayrı şey, istişhad ayn şeydir. Bakara 282. âyette söz konusu olan istişhaddır. Yâni şahidlik yapmak üzere mahkemeye çağınlmaktır. Kaldı ki bura­dan iki kadının şahidliğinin bir erkeğin şahidliğine bedel olduğu anlamı çıkmaz. Şayet bedel olsaydı, aslın varlığı hâlinde iki kadınm şahid-
liği kabul edilmezdi.
c)    Cami ve medreselerde, ilim meclislerin­de gerek ifade, gerekse istifade hallerinde bu­lunmak cihetiyle rivayet şerefli bir vazifedir. Lakin mahkemelerde hakimlerin huzurunda birbirine hasım olan iki tarafın kavgalarına katılmak suretiyle şahitlik vazifelerinden hâ­tûnları Kur'an azad etmiş olabilir. Bu bir mahru­miyet değil bir hürmettir. Bir eksiklik değil faz­lalıktır.
d) Mûsa Cârullah'a göre had ve cezalarda Kur'an'ın kadınları şehidlikten muaf tutması onların şereflerine güzel bir ilavedir. Aklın nok­sanlığına değil, kalbin merhametine işarettir. "Cezalan tatbik hususunda sakın sizi acıma duygusu kaplamasın!" (Nur 2) hitabı yalnız er­keklere tevcih edilmiştir. Hatunların kalpleri suret-i katiyyede şefkat ve merhametten hâlî kalmıyacağı için kadınlar bu tür hitaplardan uzak tutulmuştur. Kur'an'ın böylesi büyük edep­lerinde kadınların eksikliğini aramak hiç münasip düşer mi30?
HİCAP
Mûsa Cârullah harem, mahrem ve hürmet kelimeleri arasındaki ilişkiden hareketle hicap meselesini ve kadının örtünmesini tamamen kadına ve onun hukukuna saygı olarak değerlendirir. Bütün semavi dinlerin kabul ettiği hicap, fitne korkusuyla farz kılınmış bir husus değildir, örtünme hiçbir zaman avret perdesi olarak emredilmemiş bilakis şeref şiarı, ismet ridası yahut hürmet ihramı olmak sıfatıyla farz kılınmıştır. Hür kadınlara ve kibar ailelere mah­sus bir zinet olarak emredilmiştir. Esir kadınla­rın ve cariyelerin bundan menedilmesi bunun içindir. Eğer böyle bir emrin maksadı fitne kor­kusu olsaydı evveliyetle cariyelerin hicaba bü-rünmesi gerekirdi.
Mûsa Cârullah dıştan içe doğru şekli ve yapmacık örtüye karşıdır. Ona göre örtünme içten dışa doğru olmalıdır. Zira kadının en değerli varlığı olan iffeti ve namusu sadece bir perde ile korunamaz. İman ve ilim gibi iki mu­kaddes nikabın kıymetini hiçe indirgeyerek onun yerine kadının iffetini hicapla korumak beyhudedir, ilmin ve imanın aydınlığında fitne olmaz. Varsa fitne sadece erkeklerin gözlerinde kalplerinde ve dillerinde bulunur. İlle de tedbir almak gerekiyorsa erkeklerin gözlerine nikap, kalplerine edep, dillerine ceza lazım gelir32. Hiçkimse, hicabı fitne korkusuna bağlayamaz. Hicap kadınlann yüzlerine ve vücutlanna ait değil, hürmetlerine ve hukuklanna dairdir. Ev­lerde kadınların bulunduğu bölmeye Harem de-
28Hâtun. s. 95-96. 29Hatun, s. 99. 30Hâtun,s.  101. 31Hâtun.s. 37. ^Hâtun, s. 43.


nilmesi de tamamen hürmete mebnidir. Kâbe-tullah'a hangi maksatla harem deniliyorsa, hâ­tûnların hanesine de harem denilmesi ondandır.
Musa Cârullah'a göre, bugün medeniyet dünyasında kabul edilen açık saçıklık, müs­tehcenlik ve mübtezellik hatunların şereflerine, kadir ve kıymetlerine hiç de münasib değildir. Şu kadar var ki, onun düşüncesinde iffet örtüden ibaret değildir. İffetin en büyük koruyucusu iman, İlim ve güzel terbiyedir. Terbiye almamış, iffetin kadrini bilmeyen biçare kadınların örtülerinin hiçbir kıymeti harbiyesl yoktur. Ter­biyesizlikten gelmiş zararlar ve fesadlar, açıklıktan gelebilecek zararlara nisbetle bin kat fazladır.
NİKÂH
Musa Cârullahın kadın konusunda gelene­ğe yönelttiği tenkidlerden birisi de Nikah mese­lesidir. Fıkıh kitaplarında nikahın "erkeği kadı­na sahip kılan akid" olarak tarif edilmesi, ona göre Kur'an'la uzaktan yakından alakası ol­mayan bir düşüncenin ürünüdür. Bu tarif nikah müessesesinin kıymetini düşürdüğü gibi, erkek­lerle kadınların birbirleri nazarında hürmetini bitirmiştir33. Oysa Nisa suresi 21. ayetinin açık ifadesine göre nikah "Misak-ı Galiz" (ağır antlaşma) olarak adlandırılmıştır. Nikah sade­ce basit bir akid değil, aynı zamanda mukaddes bir ahiddir. Akid olarak nikah müşterek hak ve vazifelere esas olduğu gibi, ahid olarak da ha­tunların bütün hukukunu te'minat altına almıştır, âyette misak erkeklere, misakı almak ise kadınlara isnad edilmiştir34. Buna göre nikah hayatın her halinde, hem rahmetlerinde hem de zahmetinde ebedi refiklik akdi ve müebbed bir ortaklık anlaşmasıdır.
Musa Cârullah'a göre halk arasında nikah akdi ile ilgili olarak mübadele şekli, aldım ver­dim ibarelerinin tslâm fıkhı ile alakası yoktur. İslâm fıkhında nikah akdi mübadele değil mua­hededir. Kur'an'ın tabiriyle Misak-ı Galizdir. Müekked, müebbed ve mukaddes bir misakür. Eğer nikahta ille de mübadele ibareleri caiz ola­caksa Rum suresi 21. âyeti gereği gönül alıp gönül vermek mülahazasıyla caiz olur. Yoksa mihir verip hatun almak, kalın verip kız satın almak gibi hatalı tabirler, fasid örfün kitaplara geçmiş yanlışlarıdır35.


TALAK
Nikah akdini feshetmek anlamında talak, lslamın hoş karşılamadığı bir davranıştır. Hz. Peygamber'in ifadesi ile "Allah'ı Gazaba getiren helal bir iş varsa, o da talakdır."36. Nikah'ın hür­met ve değeri ne kadar çok ise, talak'ın şer ve mefsedeti o kadar çoktur. Aile küçük bir devlet­tir. Aileyi yıkmak devleti yıkmak gibi bir felaket­tir.
Ancak Nikah'ın değer ve kıymeti sadece kıyılmasında ve akdin idamesinde değil, iki tarafın sevgi ve saygısının devamındadır. Arada­ki meveddet ve muhabbet nefrete dönüştüğü an, evlilik hayatı iki taraftan birine, yahut her ikisi­ne azap vermeye başlar. Hürriyet'in teminatı o-lan nikah, esaretin vesikası olur. "Allah'a en se­vimli olan amel esir olan kimseye hürriyet bah­şetmektir"37 hadisine göre, Allah'ı gazaba geti­ren talak, zarurete binaen meşruiyet kesbeder.
Yalnızlık büyük bir vahşettir. Hem mede­niyet nazannda hem de şeriat-ı lslamiye hük­münde evlilik hayatı mukaddes bir haldir. An­cak eşler arasında meveddet ve muhabbet yeri­ne kin ve nefret hâkim olursa evlilik hayatı yal­nızlıktan bin defa daha fena bir hal olur. Bu hal­lerde boşanmak içtimai bir nimet olur. Ailenin maslahatı, nikahın kudsiyeti ve iki tarafın saa­deti bunu iktiza eder.
Hem nikah hem de talak Allah'm toplumsal ayetleridir. Bunlarla oynamak ve hafife almak büyük bir cürümdür. Zaruri hallerden kurtuluş çaresi olarak meşru olan talak ruhsatını keyfi hallerde kullanmak Allah'ın ayetleriyle alaydır.
Nikah fıtrî bir mesele olduğu İçin, Kuran ni­kahtan çok talak üzerinde durmuş ve ona müstakil bir sûre tahsis ederek belirli kurallara bağlamıştır. Buna rağmen Allah'ın "Misak-ı Galiz" olarak adlandırdığı nikah akdini erkeğin ağzından çıkan bir iki cümle ile feshetmek Musa Cârullah'a göre Kur'an'a aykırıdır38.
33Hâtun s. 64.
^Hâtun s. 58-59.
35Hâtun s. 64.
36Ebu Davud, Talak, 300: tbn Mâce, Talak 1.
3?Bu lafızla hadisi tesbit etmek mümkün olmadı. Ancak bu
anlamda hadisler için bkz.: Ibnû'1-Esîr Câmiu'1-Usûl Min
Ahadisî'r-Rasûl, Dârû'l - İhya 4. baskı, C. 9. Beyrut,   1984
s. 45-56
38bk. Hâtûn. s. 83-95

1 yorum:

  1. Selamun aleyküm. Musa Carullah'ın Hatun kitabının pdf'si elinizde mevcut mudur acaba?

    YanıtlaSil