MUSA CARULLAH
BİGİYEF VE KURANI KERİM AYETİ KERİMELERİ'NİN NURLARI HUZURUNDA HÂTÛN"
KİTABI
MUSA
JARULLAH BIGIYAF AND fflS BOOK: WOMAN
İN THE LIGHT OF QUR'ANIC VERSES
MEHMET GÖRMEZ
ARŞ. GÖR. A.
Ü. İLAHİYAT FAKÜLTESİ ARŞ. GÖR. ANKARA
Yukarıdaki
başlık, 1916 yılında Osmanlıca'ya yakın bir Kazan türkçesi ile kaleme alınan
ve 1933 yılında Berlin'de basılan bir eserin adıdır. (*) Yazarı, Kazan
Türkleri'nin son asırda yetiştirdiği büyük İslâm âlimi Musa Cârullah
Bigiyeftir. Bigiyef; 1874 yılında, bugünkü Tataristan sınırları içinde kalan
Ros-tov-Na-Don şehrinde dünyaya geldi. Kazan'da başlayan tahsilini, Buhara,
Mısır, Hicaz, Hindistan ve Şam medreselerinde tamamladı. Tahsil hayatından
sonra döndüğü memleketinde bir taraftan gazetecilik yapü, diğer taraftan Rus
Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Burada başlayan ilmi, siyasi ve içtimai hareketlere
öncülük etti. 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra da bu çalışmalarını onüç yıl
sürdürdü. Yazdığı bir eserden dolayı tevkif edildi, eziyet ve işkencelere
uğradı ve Rusya'dan firar etmek zorunda kaldı. Sürgün denilebilecek bu hayatı,
Çin, Afganistan, Hindistan, Finlandiya, Almanya, Türkiye, İran, Irak, Japonya
ve Mısır'da geçti. 1949 yılında Kahire de vefat etti1.
lslâmî Araştırmaların
Kadm özel Sayısına yazmayı va'dedip, yetiştiremediğimiz bu makalede, geriye
irili ufaklı 120 kadar eser bırakan Musa Cârullah'ın yukarıdaki eseri başta
olmak üzere diğer bazı yazılarını da esas alarak kadın ve kadm hakları ile
ilgili mücâdelelerini, fikir ve düşüncelerini özetlemeye çalışacağız.
Musa
Cârullah'a göre bilim ve teknikte muazzam bir ilerleme kaydeden insanlık âlemi,
çeşitli sebeplerden dolayı, aynı başarıyı sosyal bilimlerde gösterememiştir.
Dolayısıyla mevcut sosyal meseleleri çözemediği gibi, teknolojik gelişmeler
yeni problemleri beraberinde getirmiştir. insanlığın halledemediği sosyal
meselelerin başında da kadının konumu ve sosyal mevkii gelmektedir. Kadm
konusu sanıldığı gibi sadece doğu toplumlarının değil, bütün insanlığın
meselesidir2.
Batı'da
gelişen büyük sanayi devriminden sonra, bir taraftan kadının iş gücüne duyulan
ihtiyaç, öbür taraftan tüketim ekonomisini körükleme arzusu kadını gündemin
birinci maddesi haline getirmiştir. Bu arada cinselliğini istismar düşüncesini
de gözardı etmemek gerekir. Bunun hak, adalet ve eşitlik görüntüsü altında
başlamış olması konuyu mecrasından saptırmış ve meseleyi büsbütün çıkmaza
sokmuştur.
Kadın konusu,
batılılaşma hareketlerine sahne olan islâm aleminin gündemine Mısırlı yazar
Kasım Eminin 1899yılında kaleme aldığı Tahriru'l-Mer'e" (Kadın'ın
Hürleştirilmesi) adlı eseri ile girmiştir. Bütün islâm âleminde bu eserin
tercüme edilerek yayınlanmasından sonradır ki, kadm konusunda binlerce kitap ve
makale kaleme alınmıştır. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da yazanlar
kervanına Musa Cârullah katılmakta gecikmez. Yazılan bütün kitap ve makaleleri
kemal-i ciddiyetle takib ettiğini belirten Cârullah. hemen hemen hepsinin
konunun özü ile alakadar olmayıp, hicap ve tesettür gibi meselelere tahsis
edildiğini, kaldı ki bu hususu da hiçkimsenin Muhyiddin Arabi'nin
"Fütuhat-1 Mekkiye" adlı eserinde konu ile ilgili açıklamaları
seviyesinde bile ele alamadığını ifade eder.
Musa
Cârullah, böylesine önemli olan bu içtimai meseleyi halletmek için harekete
geçer. 1916 yılında kadınlara ve kadın haklarına dair hazırladığı kapsamlı bir
raporu Kazan Türkleri Kongresine sunmuş ve oybirliği ile kabulünü
Eser, tarafımızdan
sadeleştirilmiş ve neşre hazır hâle getirilmiştir.
1 Geniş bilgi için bkz. Mehmet Görmez, Musa Cârullah
Bigiyef,
Hayatı, Fikirleri ve
Eserleri, A.Ü. İlahiyat Fak. Yüksek Lisans
Tezi, 1989, ("Musa Cârullah
Bigiyef Hayatı Düşünce Dünyası
ve Eserleri" adı ile
yeniden kaleme aldığımız tez, basım
aşamasındadır.
2M.
Cârullah, Hatun, s. 8.
sağlamıştır. Daha sonra aynı
raporu 1917 yılında Moskova'da düzenlenen Birinci Umûmi Rusya Müslümanları
Kongresine getirmiş ve büyük tartışmalara yol açmıştır. Bilhassa geleneksel
düşünceyi savunan Türkistan hey'e-tinden büyük tepkiler almıştır. Neticede Ayaz
lshâkî'nin başkanlığındaki 8. oturumda 10 madde haline getirilen raporu,
çoğunluğun oylarıyla kabul edilir. Meşhur bilgin Alimcan Barudi'nin müftü seçildiği
bu kongrede, Kadı olmak için üç kadm müracaat etmiş ve bunlardan Muhlise Bubi
hanımefendi 280 red oyuna karşı 308 oyla Kadılığa seçilmiştir3. Aynı
Kongrede Musa Cârullah da Millî Şûra üyeliğine getirilmiştir4.
Daha sonra
bir anayasa taslağı şeklinde hazırlayıp kaleme aldığı "islamiyet
Elifbası" adıyla şöhret bulan "islam Milletlerine" adlı
kitabında bu konuya eğilen Musa Cârullah, 122-159 maddelerini Hatunların hürmet
ve hukuklarına tahsis etmiştir5.
Fıkıh
kitaplarımızda kadınlara ait ahkam ile ilgili, mezheplerin ihtilaflarına yer
verilmişse de, Kadın'ın islam'daki konumu ve sosyal mevkii ile ilgili,
müslümanlann müstakil bir kitap kaleme almamasını büyük bir eksiklik olarak
değerlendiren Musa Cârullah, son yazılanları da yeterli bulmadığı için bu
boşluğu kendisi doldurmaya çalışır. Henüz 1916 yılında "Kur'ân-ı Kerim
Ayet-i Kerime'lerinin Nurları Huzurunda HATUN" adlı bir eser kaleme almış,
ancak 1933 yılında Berlin'de bastırma imkanı bulmuştur.
ASLÎ GÜNAH
MESELESİ
VE KADININ
YARATILIŞI
Musa
Cârullah, herşeyden önce, sâdece müslümanlann değil, bütün semavi din mensuplarının
kadına yanlış bakışının arkasındaki sebepleri irdeleyerek işe başlar. Bunların
başında "asli günah" meselesi ile Kadın'ın müstakil bir varlık
olmadığı düşüncesi gelir.
Aslî günah;
hıristiyanlıkta Hz. Adem ile Havva'nın cennette yasak meyveden yemek suretiyle
işlediklerine ve nesilden nesile bütün insanlığa intikal ettiğine İnanılan
suçtur. Hem ya-hudi hem de hiristiyanlara göre. Şeytan yılan kılığında cennete
girerek önce Havva anamızı, o da Hz. Ademi kandırmıştır. Kadın'ın fitne ve
fesad yönü buradan ileri gelmektedir. Kur'an'ın bu düşünceyi tekzib ettiğini
söyleyen Musa Cârullah'a göre, Müslümanlar da Isralliyattan kaynaklanan bu
hurafenin etkisinde kalmışlardır. Oysa Kur'an şeytanın her ikisini birden
aldatarak cennetten çıkarılmalarına vesile olduğunu6 belirtir. Hatta
şeytanın Havva'ya herhangi bir hitabından söz edilmezken. "Ey Âdem!
sana ebedîlik ağacını ve
eskimeyecek bir saltanatı göstereyim mi?"7 denilerek doğrudan
Hz. Adem'e hitab ettiği görülmektedir. Daha da ötesi Kur'an, "... Âdem
Rabb'ine âsi olup şaşırdı"8 âyetiyle Hz. Havvayı değil. Hz.
Ademi baş sorumlu ilan etmiştir. Binaenaleyh böyle bir hikayeye dayanarak
kadını küçük görmenin makul hiçbir izahı yoktur.
Kadını
yanlış değerlendirmeye yol açan diğer bir husus, onun erkekten, daha doğrusu
erkeğin kaburga kemiğinden yaraüldığı düşüncesidir. Musa Cârullah yaratılış
felsefesi bakımından, bu düşüncenin muharref Tevrat'ın bize sirayet etmiş bir
fikri olarak değerlendirir. Ona göre müslümanlar bu konudaki âyet ve hadisleri
İsrailiyatın etkisiyle yanlış anlamış ve yanlış yorumlamışlardır. "Kadın
eksiktir", "erkek için yaratılmıştır", yahut "erkek
doğurmak için yaratılmıştır" gibi hatalı düşünceler de bu yanlışlıktan
neş'et etmiştir.
Aslı
günah meselesinde olduğu gibi, bunun da kaynağı muharref Tevrattır. Tekvin bölümünün
1-3 ayetleri bu hususu şöyle ifade eder.
Allah
erkekleri yefden Hâtûnları efden halkettl Buna göre erkeklerin bütün himmetleri
yerde hatunların tüm kaygıları er'de oldu. Yeflerin bütün meşakkatları er'ler
üzerine yüklenip, ailenin bütün zahmetleri hatunlar üzerinde kaldı. Bunun
içindir ki. hâtûnlar analarını da atalarını da bırakıp er'lerine bağlandı.
Aile ihtiyaçlarına hatun erkekten önce sa'yetti. Hatunların hayatları er'ler ve
çocuklar için oldu.
İşte
Musa Cârullaha göre müslüman âlimler de bu âyetlerin etkisinde kalarak
"Allah sizi bir tek nefis'ten yarattı, eşini de ondan halkettl"9
mealindeki Kur'an ayetleri ile, Hz. Peygamberin "Kadınlar eğe kemiğinden
yaratıldılar"10 hadisini bu doğrultuda yanlış anlamışlardır.
Oysa "Size sizin nefsinizden bir elçi gel-
3"Türk
Yurdu" mecmuası. 3 Ağustos 1333 tarihli sayısında bu haberi "Rusya'da
Müslümanlann seçtiği tik Kadın Kadı" başlığı altında vermiş ve Muhlise
hanımı şöyle tanıtmıştır: "Muhlise Bubi, islam âleminde ilk defa Kadılık
makamına seçilen fazilet ve ilim erbabı bir hanımefendi olup, Abdullah Bubl'nln
kızıdır. Muhlise hanım, Rusya'da kurulan en güzel ve mükemmel bir İslam kız
mektebi idare etmekte idi.
4Geniş bilgi
İçin bk. ihsan Ilgar, Rusya'da Birinci Müslüman Kongresi, Kültür Bakanlığı
Yayınlan. No 904, Ankara, 1990, s. 379-518.
^Islam
Milletlerine, s. 38. Aynı maddeleri kitap Rusya'da yasaklanıp Musa Cârullah
tevkif edildikten sonra Sebilur'Reşad mecmuasının 23. cild, 594. sayısında
neşredilmiştir.
6Bakara36.
7Taha 120.
^aha 121.
9Nisa
1.
10Buhari, Nikah 80, Müslim, Radâ', 61. Dârimi Nikah 35,
Ahmed b. Hanbel, Müsned III. 497.
di"11,
"Allah kendilerine kendi nefislerinden bir peygamber gönderdi."12,
"Sizin (kadın-erkek) nefsinizden size eşler yaratması Allah'ın
âyetlerin-dendir"13 ayetleri hangi manada anlaşılıyorsa
"sizi bir tek nefisten yarattı ondan da eşini hal-ketti" ayetini öyle
anlamak lazım gelir.
Öte
yandan Musa Cârullah'a göre: Hz. Peygamberin kadınlara zulmetmemek,
hukuklarına saygı göstermek, varsa kusurlarını affetmek, ba zan cefalarına da
katlanmak hakkında söylediği hikmetli bir hadisi: "Kadınlar kaburga
kemiğinden yaratılmışlardır..." hadisini zahiri şekliyle lafzî ve harfi
bir manayla anlamak doğru değildir. Ona göre Hz. Peygamber bu hadisle kadınların
zarif ve nazenin birer varlık olduklarını mecazi bir üslubla anlatmak
istemiştir. "... insanlar aceleden yaratılmışlardır"14
"Allah sizi zayıflıktan yarattı"15 gibi ayetler nasıl
anlaşılıyorsa, "kadınlar eğe kemiğinden yaratılmışlardır" hadisini
de öyle anlamak lazımdır. İnsanlar ace-le'den yani acelecilik tabiatı üzerine
yaratıldı demek hangi manada ise, kadınlar kaburgadan yaratıldı sözü de o
manadadır. Hassas olan kaburga kemiğini kişi gücüyle düzeltmeye kalkıştığında
kıracağı gibi, hanımlara güç ve kuvvetle muamele eden de onları kırar demektir16.
KADININ
DEĞERİ
"Hanımlara
hürmet ve saygı Kur'ân-ı Kerim terbiyesiyle bana meleke olmuş bir
edebimdir"17 diyen Musa Cârullah'a göre; ilmi, İçtimai ve siyasi
sükutumuzun en büyük sebebi, milletin anası olan kadım layık olmadığı bir
dereceye indirme-mizdir. Her milletin hâtûn kızı o milletin önünde olmalıdır.
Hâtûnları yâni anaları dûn (aşağı) bir millet, hiçbir vakit büyük olmaz. Hâtûn
ümmetin yahut ümmet hâtûnun nüshasıdır. Sanki ümmetin en güzel sıfatlan
birleştirilmiş de hâtûn yaratılmıştır. Hâtûn sefil olursa ümmet rezil olur.
Hâtûn dûn olursa ümmet zebûn olur18.
Cârullah
nazarında toplumun ruhi ve içtimai halleri için kadınların ehemmiyeti son derece
büyüktür. Buna rağmen tarih boyunca hiçbir millet, hatunların hürmet ve
hukuklarını hiçbir zaman takdir etmemiştir. Bu durum her asırda, her devlette
toplumsal ahlakın çöküşüne ve fuhşun yayılmasına yol açmıştır19.
İslâm
şeriatında hâtûnların hürmet ve hukukları her türlü takdirin fevkinde
tutulmuşsa da örf ve ananelerin etkisiyle İslâm aleminde kadının sosyal mevkii
hakkı ile takdir edilmemiştir. Hürmet ve hukukuna her zaman riayet
edilmemiştir. Basit âdetlerin tesiriyle birçok hakkını elinden aldığımız bir
gerçektir. Binaenaleyh doğu toplumlarında kadının bugün içinde bulunduğu hâlin
sebebi, başta İslâm olmak üzere semavi hiçbir dine bağlanamaz20.
Kaldı ki,
Musa Cârullah, bütün olumsuzluklara rağmen şark milletlerinin kadına bakış
açısının batı toplumundan daha sağlıklı ve daha nezih olduğunu savunur. Ona
göre Batı'nın kadına bakışı daha ziyade nefsani ve şehvanidir. Fakat şarkın
bakışı rûhâni bir hürmet esasına dayanır. Türk, Fars ve Arap edebiyatının
kadınlarla ilgili kelime ve kavramlarının semantik tahlilinden hareketle bu
düşüncesini temel-lendlren Musa Cârullaha göre, bedevi araplann kadınları bile
medeniyet dünyasının büyük salonlarında moda ve süsün esiri olmuş madamlardan.
madonna ve matmazellerden daha muhteremdir. Batı kadınlarında salon kuklası olmak.
meclis süsü ve zineti olmak şerefi muteber ise. bedevi Gâniyeler insaniyet
şerefidir. Yeryüzünün melekleri, kalplerin de melikeleridir. Bedevi arabın
kadınları tavsif ederken kullandığı en ta'zimkar ifade Gâniye'dir. Ganiye güzelliği,
iffeti ve hürmetiyle hertürlü süs ve ziynetten müstağni kadın demektir.
Hâtûnlar sadece cemiyetin bir ziyneti değil, milli kemalin büyük bir
hazinesidir21. Hâtûnların haklan ne kadar kamil olursa, hürmetleri
ne kadar ziyâde olursa içtimai yapı o kadar kuvvetli olur. Hak ve ehliyet
yönünden kamil hâtûnların hem anneliği hem de eşliği mükemmel olur. Devletlerin
ve ümmetlerin en asıl unsurları ailedir. Ailede erkeklerin kuvvetine mukabil
hâtunlann hürmetleri te'min kılınmazsa aile sağlam olmaz. Aile sağlam olmazsa
devlet güçlü olmaz, ümmet aziz olmaz22.
KADIN HAKLARI
Musa
Cârullah'a göre insanlık herşeyden önce gelir. İnsan olmak sıfatıyla kadınla
erkek eşittir. Hukuk açısından aralarında hiçbir fark yoktur. "Biz
âdemoğlunu şerefli kıldık" gibi beşer hukuku ile ilgili bütün ayetler hem
erkekleri hem de kadınları İhtiva etmektedir23. Kur'an erkeklere
verdiği her hakkı kadınlara da bahsetmiştir. Ancak bu. erkeklerin hak ve
vazifelerine kadınlan rakib etmek yoluyla, yahut erkeklerin hak ve vazifelerini
taksim edip, bazı hisselerini
1 1Tevbe 28.
12Âli tmran 164.
13Rum21.
14Enbfya37.
15Rum54.
16M. Cârullah, Uzun Günlerde Rûze, s. 24.
I7M. Cârullah, Hatun, s. 6.
18M. Cârullah, Halk Nazarına Bir N1ce Mesele s. 72.
19Halk Nazarına s. 73.
-
20Halk Nazarına s. 76.
21Hâtuns. 18.
22Hâtun s. 7.
23Hâtun s. 55.
kadınlara vermek suretiyle değildir.
Zira erkeklerle kadınların rekabeti hiçbir zaman fayda getirmez. Böyle bir
yanş toplumun yararına olmaz. Sosyal çalkantılara ve iktisadi buhranlara se-beb
olacak işleri İslâm'ın hikmeti kabul etmez. Fakat kadınların haklan ne sosyal
problemlere ne de iktisadi buhranlara sebep teşkil etmez.
Bilindiği
gibi bazı medeni kanunlar, kadının erkeğe nisbetle zayıflığını gözönûnde bulundurarak
bazı haklardan mahrum etmişlerdir. Musa Cârullah'a göre bu son derece büyük bir
hatadır. Zira Yaratıcı, kadım kendisine yüklediği vazifelere uygun olarak
halketmişse, erkeklere nisbetle bâzı yönlerden zayıf yaratmışsa -kaldı ki buna
zayıflık denmez- bunu hukukun eksikliğine gerekçe göstermek hiç doğru olur mu?
Böyle bir husus, olsa olsa hukukunun fazlalığını iktiza eder.
Kadmlar
bir ay içinde insanlığın hayatı için bütün şehidlerin, bütün askerlerin asırlar
boyunca dökülen kanlarından daha fazla kan sar-federler, deryalar kadar
kanlarını hürmetli rahimlerinden, deryalar kadar sütlerini rahmetli
göğüslerinden hamilelik, vâlidelik ve mürebbiyelik uğruna akıürlar. Bu sebeple
elde ettikleri zayıflık olsa olsa hukuklarının fazlalığını ilzam eder. Yoksa
bunlar bir eksiklik sebebi sayılmazlar. Hatun hayaün mebdeidir, hayatın
menbaı-dır, bütün insanlığın hayaü hatunların rahimlerinde başlar,
kucaklarında devam eder. Hatunların cihad için ellerine kılıç almamaları bir
mahrumiyet sayılmaz. Deryalar kadar kanlarını ve sütlerini insanlığın hayatı
uğruna sarfeden analan cihad faziletlerinden mahrum olduklarını hayal etmek,
cihadın en büyük derecelerini anlamamaktır. Küçük cihad erkeklerin elinde ise,
cihadın en büyük dereceleri hâtûnların him-metindedir24.
Şu kadar
varki, Musa Cârullaha göre kadmlar, kadınlık hürmetiyle bazı hakların fevkinde
tutulur. Hâtûn ailede hanımefendi olmak şerefiyle yahut analık vazifelerinde
meşgul olmak zaruretiyle bazı haklarını kendi ihtiyarıyla terkeder. Mesela
kadınları fabrikada amelelik yapmak gibi bir haktan -şayet bu bir hak-sa-
mahrum bırakma zarureti yoktur. Ancak kızları ve kadınları buralarda çalışma
mecburiyetinden kurtarma çarelerini bulmak zorunluluğu vardır. Mûsâ Cârullah,
kadınlarına ve kızlarına kayıtsız şartsız fahişelik yapma hakkını! bahşeden
medeniyet dünyasının seçme ve seçilme hakkını tartışmaya açmasını kadına
yapılmış en büyük hakaret olarak değerlendirir25.
Musa Efendiye
göre; gayet ağır olan analık vazifeleri toplumun geleceği için son derece
önemli olan aile idaresi, hâtûnların hukuklarına bir engel teşkil etmez. Ancak
kadınların hak ve
vazifelerini tartışırken onların
hürmetleri, değerleri, aile nizamı ve ailenin maslahatları göz önünde
bulundurulmalıdır. Buna göre kadınlar aile nizamına, gerek kendilerinin gerekse
çocukların fizik ve ruh sağlığına, çocukların eğitimlerine, kendi hürmet ve
ismetlerine zarar verecek vazife ve hizmetlerden her zaman muaf tutulmalıdırlar.
Zira ailelerin rahatı, nizamı saadeti ve çocukların terbiyeleri hususunda
hâtûnların gayet ehemmiyetli vazifeleri vardır. Şayet bu vazifelerden biri
siyasi ve sosyal bir hukuka engel teşkil ediyorsa o hak terkedilir. Böyle bir
hakkı terketmek mahrumiyet olmaz. Hürmet olur, maslahat olur. Bu sadece
kadınlar için değil, kadın erkek her müslüman içindir. Zira Müslümanlar için
vazifeler haklardan önce gelir. Vazifelerini ifa etmeyenler her türlü haktan da
mahrum kalırlar.
Psiko-sosyal
açıdan kadınla erkeğin yapısını mukayese eden Musa Cârullah, erkeğin
eksikliklerinin kadının eksikliklerinden pek geri kalmadığını savunur. Mesela
iki cinsin güzellik anlayışları arasındaki farka dikkat çeker. Ona göre
kadınların güzellik anlayışı erkeklerinkin-den daha nezih ve daha yücedir. Zira
erkekler kadınlarda daha çok yüz ve beden güzelliği ararlar. Fakat kadınlar
erkeklerde kuvvet, şecaat, akıl ve maharet gibi manevi güzellikler ararlar.
Şekle erkekler kadar önem vermezler. Eğer kadm vücudunu tezyin ediyor, zinet ve
süse fazla meylediyorsa bu erkeklerin kusurudur. Medeniyet dünyasının modalara
bu derece mübtela olmaları erkeklerin günahıdır. Nitekim yapılacak bir
araştırmada bütün moda krallarının, küçük büyük bütün süs eşyası mucidlerinin
erkek olduğu görülecektir. Erkekler dış güzelliğe bu kadar önem vermeyip,
manevî cemalden ve edebi kemalden haz alsalardı, hatunların edeplerini ve
içtimai faziletlerini takdir etselerdi kadmlar süs ve güzellikte değil, içtimai
faziletler hususunda birbirleriyle yarışacaklardı26.
Musa
Cârullah'm düşüncesinde aile reisi erkektir, ancak onlann bu riyasetleri
ataların velayetleri gibi nazaridir, yani şefkat ve rahmet esaslarına mebnidir.
Böyle riyasetlerde hâkimlik unsuru son derece azdır. Hâdlmllk unsuru daha
galiptir. "er-Ricâlu Kavvâmûne ale'n-Nisa" ayetindeki
"Kavvam" kelimesinde hakimlik manası yoktur. Hizmet manası vardır.
Ailede kavvam, hadim müdir, atadır. Mut'a müdlr Anadır. Erkekleri de oğullan
da hatunlarına ve analarına hizmet ederler27.
24Hâtun s.
99. 25Hâtun, s. 56. 26Hâtun, s. 19. 27Hâtun,
s. 78.
Mûsa Cârullah
hukuk açısından kadın erkek eşitliğini savunurken, mirastaki farklı paylaşımı
hiçbir zaman buna münafi görmemiştir. O bu hususta eşitlik adaletini değil oran
adaletini savunur. Kendi ifadesiyle mirastaki farklılık bir eşitsizlik değil
bir paylaşım farklılığıdır. Hukuk, insanların ehliyetlerine göre olur. Ancak
kişinin mirastan alacağı pay ihtiyaçlarına göredir. Vazifeler farklı olduğu
için ihtiyaçlar da farklı olacaktır. Farklı ihtiyaçlara rağmen eşit pay
verilirse adalet olmaz belki zulüm olur. İhtiyaç farklılığını hukukta
eşitsizlik olarak lanse etmek, Mûsa Cârullah'a göre hatadır. Bugün insanlar
arasındaki servet dağılımı ve mülkiyet eşitsizliğini hukukta farklılık ve
eşitsizlik olarak değerlendiremiyeceğimiz gibi, kadınların mirastan az pay
almasını da öyle değerlendirenleyiz28.
Şahidlik
olayının da yanlış anlaşıldığını savunan Mûsa Cârullah, herşeyden önce bunu
adalete gösterilen itina olarak değerlendirir. O kadmm şahidliğini genel olarak
eksik görmeyi hatalı kabul ettiği gibi, bunu kadının zayıflığı, bilgisi ve
aklının kıtlığı gibi şeylerle alakalandırmayı tek kelimeyle bir sapma olarak
görür. Şayet bilgi ve akıl eksikliğine bağlı olsaydı kadınların hadis
rivayetleri evveliyetle kabul edilmezdi. Zira şehadet bir iki adamın hallerine
tealluk ediyorsa, rivayet ümmetin dinine tealluk etmektedir. Kaldı ki, kadının
rivayetine karşı çıkan bir tek İslâm âlimi mevcut değildir29.
Bu
konu son zamanlarda da çok büyük spekülasyonlara yol açtığı için Mûsa
Cârulla-hın bu hususta yazdıklarını özetlemek istiyorum.
a) Kadınlar da erkekler kadar şahitliğe ehildir. Şu kadar var ki, kadınlar şehadet teklifinden, yani mahkemelere çağrılmak gibi yahut hakimlerin huzurunda konuşturulmak gibi külfetlerden muaf tutulmuştur. Ehliyeti tamdır fakat bu hususta mecbur değildir.
b) Mûsa Cârullah'a göre şehadet ayrı şey, istişhad ayn şeydir. Bakara 282. âyette söz konusu olan istişhaddır. Yâni şahidlik yapmak üzere mahkemeye çağınlmaktır. Kaldı ki buradan iki kadının şahidliğinin bir erkeğin şahidliğine bedel olduğu anlamı çıkmaz. Şayet bedel olsaydı, aslın varlığı hâlinde iki kadınm şahid-
liği kabul edilmezdi.
liği kabul edilmezdi.
c) Cami ve medreselerde, ilim meclislerinde gerek ifade, gerekse istifade hallerinde bulunmak cihetiyle rivayet şerefli bir vazifedir. Lakin mahkemelerde hakimlerin huzurunda birbirine hasım olan iki tarafın kavgalarına katılmak suretiyle şahitlik
vazifelerinden hâtûnları Kur'an azad etmiş olabilir. Bu bir mahrumiyet değil
bir hürmettir. Bir eksiklik değil fazlalıktır.
d) Mûsa
Cârullah'a göre had ve cezalarda Kur'an'ın kadınları şehidlikten muaf tutması
onların şereflerine güzel bir ilavedir. Aklın noksanlığına değil, kalbin
merhametine işarettir. "Cezalan tatbik hususunda sakın sizi acıma duygusu
kaplamasın!" (Nur 2) hitabı yalnız erkeklere tevcih edilmiştir.
Hatunların kalpleri suret-i katiyyede şefkat ve merhametten hâlî kalmıyacağı
için kadınlar bu tür hitaplardan uzak tutulmuştur. Kur'an'ın böylesi büyük edeplerinde
kadınların eksikliğini aramak hiç münasip düşer mi30?
HİCAP
Mûsa Cârullah
harem, mahrem ve hürmet kelimeleri arasındaki ilişkiden hareketle hicap
meselesini ve kadının örtünmesini tamamen kadına ve onun hukukuna saygı olarak
değerlendirir. Bütün semavi dinlerin kabul ettiği hicap, fitne korkusuyla farz
kılınmış bir husus değildir, örtünme hiçbir zaman avret perdesi olarak
emredilmemiş bilakis şeref şiarı, ismet ridası yahut hürmet ihramı olmak
sıfatıyla farz kılınmıştır. Hür kadınlara ve kibar ailelere mahsus bir zinet
olarak emredilmiştir. Esir kadınların ve cariyelerin bundan menedilmesi bunun
içindir. Eğer böyle bir emrin maksadı fitne korkusu olsaydı evveliyetle
cariyelerin hicaba bü-rünmesi gerekirdi.
Mûsa Cârullah
dıştan içe doğru şekli ve yapmacık örtüye karşıdır. Ona göre örtünme içten dışa
doğru olmalıdır. Zira kadının en değerli varlığı olan iffeti ve namusu sadece
bir perde ile korunamaz. İman ve ilim gibi iki mukaddes nikabın kıymetini hiçe
indirgeyerek onun yerine kadının iffetini hicapla korumak beyhudedir, ilmin ve
imanın aydınlığında fitne olmaz. Varsa fitne sadece erkeklerin gözlerinde
kalplerinde ve dillerinde bulunur. İlle de tedbir almak gerekiyorsa erkeklerin
gözlerine nikap, kalplerine edep, dillerine ceza lazım gelir32.
Hiçkimse, hicabı fitne korkusuna bağlayamaz. Hicap kadınlann yüzlerine ve
vücutlanna ait değil, hürmetlerine ve hukuklanna dairdir. Evlerde kadınların
bulunduğu bölmeye Harem de-
28Hâtun. s. 95-96. 29Hatun, s. 99. 30Hâtun,s. 101. 31Hâtun.s. 37. ^Hâtun, s. 43.
nilmesi de tamamen hürmete
mebnidir. Kâbe-tullah'a hangi maksatla harem deniliyorsa, hâtûnların hanesine
de harem denilmesi ondandır.
Musa
Cârullah'a göre, bugün medeniyet dünyasında kabul edilen açık saçıklık, müstehcenlik
ve mübtezellik hatunların şereflerine, kadir ve kıymetlerine hiç de münasib
değildir. Şu kadar var ki, onun düşüncesinde iffet örtüden ibaret değildir.
İffetin en büyük koruyucusu iman, İlim ve güzel terbiyedir. Terbiye almamış,
iffetin kadrini bilmeyen biçare kadınların örtülerinin hiçbir kıymeti harbiyesl
yoktur. Terbiyesizlikten gelmiş zararlar ve fesadlar, açıklıktan gelebilecek
zararlara nisbetle bin kat fazladır.
NİKÂH
Musa
Cârullahın kadın konusunda geleneğe yönelttiği tenkidlerden birisi de Nikah
meselesidir. Fıkıh kitaplarında nikahın "erkeği kadına sahip kılan
akid" olarak tarif edilmesi, ona göre Kur'an'la uzaktan yakından alakası
olmayan bir düşüncenin ürünüdür. Bu tarif nikah müessesesinin kıymetini
düşürdüğü gibi, erkeklerle kadınların birbirleri nazarında hürmetini
bitirmiştir33. Oysa Nisa suresi 21. ayetinin açık ifadesine göre
nikah "Misak-ı Galiz" (ağır antlaşma) olarak adlandırılmıştır. Nikah
sadece basit bir akid değil, aynı zamanda mukaddes bir ahiddir. Akid olarak
nikah müşterek hak ve vazifelere esas olduğu gibi, ahid olarak da hatunların
bütün hukukunu te'minat altına almıştır, âyette misak erkeklere, misakı almak
ise kadınlara isnad edilmiştir34. Buna göre nikah hayatın her
halinde, hem rahmetlerinde hem de zahmetinde ebedi refiklik akdi ve müebbed bir
ortaklık anlaşmasıdır.
Musa
Cârullah'a göre halk arasında nikah akdi ile ilgili olarak mübadele şekli,
aldım verdim ibarelerinin tslâm fıkhı ile alakası yoktur. İslâm fıkhında nikah
akdi mübadele değil muahededir. Kur'an'ın tabiriyle Misak-ı Galizdir. Müekked,
müebbed ve mukaddes bir misakür. Eğer nikahta ille de mübadele ibareleri caiz olacaksa
Rum suresi 21. âyeti gereği gönül alıp gönül vermek mülahazasıyla caiz olur.
Yoksa mihir verip hatun almak, kalın verip kız satın almak gibi hatalı
tabirler, fasid örfün kitaplara geçmiş yanlışlarıdır35.
TALAK
Nikah
akdini feshetmek anlamında talak, lslamın hoş karşılamadığı bir davranıştır.
Hz. Peygamber'in ifadesi ile "Allah'ı Gazaba getiren helal bir iş varsa, o
da talakdır."36. Nikah'ın hürmet ve değeri ne kadar çok ise,
talak'ın şer ve mefsedeti o kadar çoktur. Aile küçük bir devlettir. Aileyi
yıkmak devleti yıkmak gibi bir felakettir.
Ancak
Nikah'ın değer ve kıymeti sadece kıyılmasında ve akdin idamesinde değil, iki
tarafın sevgi ve saygısının devamındadır. Aradaki meveddet ve muhabbet nefrete
dönüştüğü an, evlilik hayatı iki taraftan birine, yahut her ikisine azap
vermeye başlar. Hürriyet'in teminatı o-lan nikah, esaretin vesikası olur.
"Allah'a en sevimli olan amel esir olan kimseye hürriyet bahşetmektir"37
hadisine göre, Allah'ı gazaba getiren talak, zarurete binaen meşruiyet kesbeder.
Yalnızlık
büyük bir vahşettir. Hem medeniyet nazannda hem de şeriat-ı lslamiye hükmünde
evlilik hayatı mukaddes bir haldir. Ancak eşler arasında meveddet ve muhabbet
yerine kin ve nefret hâkim olursa evlilik hayatı yalnızlıktan bin defa daha
fena bir hal olur. Bu hallerde boşanmak içtimai bir nimet olur. Ailenin
maslahatı, nikahın kudsiyeti ve iki tarafın saadeti bunu iktiza eder.
Hem
nikah hem de talak Allah'm toplumsal ayetleridir. Bunlarla oynamak ve hafife
almak büyük bir cürümdür. Zaruri hallerden kurtuluş çaresi olarak meşru olan
talak ruhsatını keyfi hallerde kullanmak Allah'ın ayetleriyle alaydır.
Nikah fıtrî
bir mesele olduğu İçin, Kuran nikahtan çok talak üzerinde durmuş ve ona
müstakil bir sûre tahsis ederek belirli kurallara bağlamıştır. Buna rağmen
Allah'ın "Misak-ı Galiz" olarak adlandırdığı nikah akdini erkeğin
ağzından çıkan bir iki cümle ile feshetmek Musa Cârullah'a göre Kur'an'a
aykırıdır38.
33Hâtun s. 64.
^Hâtun s. 58-59.
35Hâtun s. 64.
36Ebu Davud, Talak, 300: tbn Mâce, Talak 1.
3?Bu lafızla hadisi tesbit etmek mümkün olmadı. Ancak bu
anlamda hadisler için
bkz.: Ibnû'1-Esîr Câmiu'1-Usûl Min
Ahadisî'r-Rasûl, Dârû'l
- İhya 4. baskı, C. 9. Beyrut, 1984
s. 45-56
38bk. Hâtûn.
s. 83-95
Selamun aleyküm. Musa Carullah'ın Hatun kitabının pdf'si elinizde mevcut mudur acaba?
YanıtlaSil