MtIsâ. CArullAh Bigiyer ten (ö. 1949)
Tarihçi-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
MEHMET GÖRMEZ
DR., ANKARA O. ILAHIYAT FAKÜLTESI
yavria, ne son zamanlarda suni gündem oluşturan "Türkçe ibadet', ne de
Bki nin ifadesiyle 'anadilde kulluk hakkı'(!) ele alınacaktır. Kutiu/uştun
ve Cumburiyet'in Manevi Mimarlan adlıeserin yazan Cemal Kutay ve onunkaleme aldığı diğer 170 eserden herhangi birini değerlendirmek de bu yazının
kapsamıiçinde yer almayacalcur. Hatta, yazının yazılınasma vesile olsa da,
"ini
Kutay'm Atatürk'ün Beraberinde Gltardügei Hasret: Türkçe !Wet adlıeserini
bütünüyle ele almak ve değerlendirmek niyetinde de değiliz. Asıl gayernizSayın Kutay'm kısa sürede on baskıyapan bu son eserinde "dünyan ın en büyükIslam düşünürü" olarak tavsif ettiği bir zit' kendi in& fikir ve düşüncelerine
nasıl Met ettiğini gözler önüne sermek ve söz konusu zatın bu konudaki gerçekfikir ve düşüncelerini kendi eserlerinden hareketle kamuoyuna göstermektir.
Ancak asıl konuya geçmeden önce bir iki hususa işaret etmekte fayda mülahaza
ediyoruz.
Sayın Kutay adıgeçen eserine şu cümlelerle başlamıştır:
Ilhiyatçı(Tannbilimci, Teolog) değilim. Bu gerçek içinde elinizdeki kitabın
konusunu belki yadırgayacalcsınız. Fakat sanırım gerçekler sıralandıkca
tarihin genişullcundan yoksun kalmış dinsel varlığın çağın gerisindekimasal olduğunu kavrayacak, doksan yaşının merdivenlerindeki, ülkeninkıdemli tarihçisi ben Cemal Kutay'm bir dünya rekoru sayılan 171 kitabından
sonra bu konuyu neden kucaldadığım
Peşinen ifade edelim ki, hiçbir ilahiyatçı171 esere imza atmış bir tarihçi
yazarın böyle bir konuyu ele almasını asla yadırgamaz. Zira illhiyatglar,
esaslara riayet edildiği müddetçe, mahza hayat olan dini ve din/ meseleleritedkik etmek için ilahiyatçıolmanın şart olmadığınıbilirler. Ancak ilahiyatplann
asıl yadırgayacağı şey, tarihin geniş ufkundan meseleye bakmak değil, bütün
dinlerin en temel esas ıolan ibadetin mübalağa kültürünün temel unsurlanylabireysel, toplumsal ve konjonktürel önyargılarla değerlendirilmesidir. Tarihin
genişufkundan yoksun kalmış illhiyatplann dinsel varlığı çağın gerisindeki bir
masala dönüştürmesi muhtemel bir felaket olabilir. Ancak ilim ve hakikat ölçülerini
bir tarafa bırakarak çağdaş masallardan hareketle dinsel varlığı ele almak
daha büyük bir felaket olsa gerektir. En büyük felaket ise sadece edebiyatta
lslamlyat 1 (1998), say! 2
görülmesi gereken milbilaga sanatının tarih ilmine taşınmasından; gerek tarihi
hadise ve şahsiyederi, gerekse filch; düşünce ve felsefeleri değerlendirirken
medhiye ve hicviyelerden kurtulamamaktan ve dogru bilgiye, fimi, objektif
tenkid kriterlerine başvurmamaktan neşet eder. Bu takdirde ne doksan yaşına
merdiven dayayıp en ludemli tarihçi olmak, ne de ulu çınar olarak tesmiye edilmek
kişiye bir ayncalık kazandıracaktır. Hatta böyle bir tutum ve davran ış geride
kalan ve bir dünya rekoru olarak takdim edilen 171 esere de şüphe ve şaibe
getimıekten başka bir işe yaramayacaktır.
Sayın Kutay Masi Carullilfa ayırdığı satır aralarında haklıolarak Ilihiyat
Fakültelerine ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na, böylesine büyük bir Islam Um ve
mütefeklcirine bigine kaldıklarıiçin serzenişte bulunuyor. Ona göre, gerek
ilihiyitglann, gerekse "Hac ticareti, vakıf rnilyarlan ve ordu varlığınıaşmış din
kadrolarıyla uğıaşmaktan asıl vazifesine göz lcapayan Diyanet'in" Masi Owllih'a
ve eserlerine ilgi göstermemesinin iki temel sebebi vardın Biri, bunları
yorundamak için, felsefe, sosyoloji ve çağşuuru gibi şartlarıhaiz olmamaları;
diğeri ise Masi Cirullih'ın Türkçe ibadet, her milletin anadiliyle kulluk hakkı
özgürlüğünü savunuyor olmasıdır.
Ilihiyityllarımızın felsefe, sosyoloji ve çağşuuru bilgileri tartışılabilir. Ancak
bu sandann yazarının 1988 yılından bu yana, on yıldır Masi Cirullilfa ait en
ufak bilgi lanntısmın peşinde koşturan bir ilihiyitg olduğunu ve bu meyanda
hazırladığı miitevizi bir çalışmasının 1994 yılında Türkiye Diyanet Vakfıtarafından
yayınlandığınıifade etmek isterim.
Sayın Kutay'm gösterdiği ikinci gerekçeye, yani Masi Cirullih' ın Türkçe
ibadetin son yıllarda en büyük müdfıfli olduğu iddiasına gelince, bu, hilaf-i
hakikat olmaktan öte, kırk yıl önce ebedi hayata göçmü şbüyük bir alime açık
bir iftiradır. Zaten bu yazının yazılmasma vesile olan da bu yanlışlıgıtashih vazifesidir.
Bizim Sayın Kutay'dan beklediğimiz, Masi Cirullah'a ayırdıgı25 sayfada,
Mustafa Rahmi Balaban' ın Islam Tetkik/eri Enstitüsü Dergisi'nde [c.l. 19541
yayınlanan makalesini yanhşlada tekrarlamak, yahut pek çoğu kiitilphinelerimizde
bulunan eserlerinin ldişelerini takdim etmek değildir. Ona düşen, kendisine
en büyük mesned ittihaz ettiği Masi C,inıllih'ın Türkçe ibadet yahut kendi
ifadesiyle anadilde kulluk hakkıile ilgili fikir ve düşüncelerini bizzat kendi eserlerindens
bulup çıkarmak ve biz okuyuculanna takdirn etmekti. Oysa kitab ından
edindigintz intiba odur ki, klişelerini verdiği hiçbir eserini okuma zahmetine
dahi katlannıamıştır. Ancak Sayın Kutay'm bu konudaki iddialarına ve Mersa
Carullah'm kendi eserlerinden hareketle bu iddialara verdiği cevaplara geçmeden
önce 171 esere imza atmış bir tarihçi-yazarın 25 sayfaya ne kadar yanlış
bilgiler sıgdırabildigini okuyucularunıza birkaç ömekle göstermek istiyoruz.
Bilfsl Hataları:
S. 86 da, "Masi Carullih 1875 tarihinde Azak Kalesi'nde doğdu" denmektedin
Oysa Azak Kalesi o tarihlerde meskfin bir bölge değildir. Masi arullih'ın
doğduğu yer Azak Kalesi değil, kalenin kuzeyinde bulunan Rostov şehridir.
Aynıparagrafta açocuklugunda çevrenin tanınmış din adamlarından Şeyh
Habibullahlan medrese bilimlerini öğrendi" ifadesi yer alır. Oysa Şeyh Habibullah
Masi Candlah'ın hocasıdeğil, dedesi ve babasının hocasıdır. 0 tahsil hayatı
masd Cdrufrdb Btgiyeften al 1949) Taribp-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
na atıldığında Şeyh Habibullah dünyada yoktur. Ayrıca Mesa Mullah ilk
medrese tahsiline Rostov'da değil, Kazanda Gölboyu Medresesi'nde başlamıştır.
Yine aynıparagrafta: "Istanbul'a geldi. Mühendis Mektebi (Teknik OniversitOnde
okudu" denmektedir. Oysa Masi Carullah'm Istanbul'a gelip Mühendis
Mektebi'ne kaydolduğu doğru ise de, burada okuduğu yanlıştır. Hemşehrisi
Musa Alcyiğitzikle onu bu fikrinden vazgeçinniş, o da bu tavsiyeye uyarak
Islami ilimlerde derinleşmek gayesiyle Kahire'ye gitmeye karar vermiştir..
Aynısayfanm Ikinci pazagrafinda "Mfisa Carullah'm tahsil hayatınıbitirip
Kazarea döndüğünde Abdurreşid Ibrahim ile taruşıp beraberce Arapça Al-
Tilmir gazetesini çıkardığı" ifade edihnektedir. Oysa merhumun Abdurreşid
Ibrahim ile çıkardığı gazete Al-Tilmiz değil, Clfettir. Al-Tilmiz. de yol gösteren
değil öğrenci/talib demektir.
Aynıparagrafta şu malumata yer verilmektedir: "1916 da Kazanda gstayşehrinde, Zilch. Işan Bey'in kızıEsma hanımla evlendi. Eşi Petersburg'da batı
dilleriyle öğrenim yapan koleji bitirmişti. Burada beraberce Emanet isimli
matbaayıkurdular." Masi Canıllah'm 1916'da değil 1915'te Esma Aliye Hanım
ile evlendiği doğrudur. Ancak Esma Hanım'ın batıdilleriyle öğrenim yapankolej bitirdiği yanlıştır. Sayın Kutay'm neden böyle bir ilaveye ihtiyaç duydu ğunu
anlamakta zorluk çektik doğrusu. Zira evrensel ilahi mesajın orijinal ifadelerini
namazda terennam etmeyi Arap emperyalizmi olarak de ğerlendiren bir
yazarın batıdilleriyle Öğrenim yapan kolej okumayıbir fazilet olarak telaldd etti
ğ
ini düşenemezdik elbette... Ayrıca Esma Hanım ile evlendikten sonra C.kullah,
Petersburg'a onunla birlikte yerleşmediği gibi, Emanet Matbaas ı'm da onunla
birlikte değil, Şimal Türklerinin en büyük edibi olarak bilinen Ayaz Ishalci ilebirlikte 1913'te kurmuştur. Aynışekilde s. 27'deki "Ölümünde sayısı56'yıbulan
eserlerinin bir bölümünü cezaevinde tamamladıve eşi yayınladı" ifadesinin de
hiçbir doğru tarafıyoktur.
S. 87'de Sayın Kutay iki farklızamanda ve yanlış tarihlerde Müsa Carullah'm
uzun zamanlar hapislerde yattığınısöylemekte ve her ikisine de, onun rejimin
dinler üzerindeki teorisine karşı gelmesini gerekçe göstermektedir. Milsa
Carullah'ın iki defa hapse atıldığı doğrudur. Fakat birincisi 1918'den önce yıllarca
değil, sadece dört ay, ikincisi de 1918'den sonra iki y ıl değil, sadece üç aystirmilştür. Kaldıki birinci tevkifin sebebi olağanüstü hal dolayısiyle, BrestLitovski şehrinde uyandırdığı yanlış bir şüphe; ikincisinin sebebi ise, Berlin'de
Ayaz Ishald tarafından bastırılan islamiyerin ElifixIst adlıeseridir. (Genişbilgiiçin bkz. Azeri, "Masi' Carullah' ın TevIcifi", Yeni Kafkasya, Yıl 1. Sayı6, Istanbul
1923. Ayrıca, Ictihdd VII. 166, 1st. 1924; Sebilurreşelc4 XXIII. 581, 1st. 1923,
s.128.1
Aynısayfada Sayın Kutay M. Carullah'ın Hindistan'da hapse Wiwi ise şöyleanlatmaktadır: "II. Minya harbinin başlamasıyla Hindistan'a gitti. Bu defa daIngilizler karşısına çıktılar. Afganistan'a geçmek üzereyken tevkif ettiler.
Mahatma Gandhi ve Muhammed Ali Cinnah'm bulundu ğu cezaevine koydular."
MOsa Carullah'ın ikinci cihan harbinin patlak vermesiyle japonya'dan
Hindistan'a geçtiği ve buradan Afganistan'a geçerken Ingilizler tarafından hapse
atıldığı doğrudur. Ancak Mahatma Gandhi, M. Ali Chmah ve MOs Mullah%
aynıgün ve tarihlerde, Peşaver cezaevinde biraraya getirmek için Whin
IslamVat 1(1998), say: 2
hadiseleri sadece mübalağa külta ve muhayyile gacü ile kaleme alan bir tarihçi
olmak gerekir. [Genişbilgi için bkz. Gandhi, Bir özyaşam Öyküsü, çev. Vedat
Günyol, Cem Kültür yayınları, 1st 19971.
25 sayfada yer alan bilgi yanlışlildan elbette bunlardan ibaret değil; ancak
biz bir fikir vermesi bakımından bu kadarıyla iktifa ederek asıl konuya geçmek
istiyoruz.
Bir Türkçe Kur'an TercamesPnin Serencinu
Masi Cirullah'a göre, Kur'an-ı Kerim ile ilgili olarak, Islam ünunetine iki
büyük vazife tevdi edilmiştir
Nazm-ıKeriml fufz vazifesi,
Nazm-ıKerinein manalaruu beyan ve tebliğvazifesi.
Carullih'a göre birinci vazife, bizzat Şiri-i Hakim'in aldığı tedbir ile if edilmiştir:
Her şeyden önce Kuein-ı Kerim henüz Hz. Peygamber (s.a.v) hayatta
iken fedvin edilmişve bu şeref sadece Kur'an-ıKerinfe nasip olmuştur. Ilk iki
halife döneminde ashab-ıkiram'ın icrnaryla dokuz ayrımushaf kaleme alınmış
ve bunlardan sayısız nashalar elde edilerek bütün Islam beldelerine taksim edilmiş,
ilk awn bütün him ve mescideri bu mukaddes mushaflarla tezyin lahnmıştır.
Yine bu dönemde en çok rağbet edilen şey, Kur'an-ıKerimi baştan sona
hıfzetmek olmuştur. Zira bu asırda Kueareın hamil ve War olmak kadar kişiye
şeref ve itibar kazandıran bir mevki olmarruştır. Binaenaleyh, Kur'an-ıKerim'in
harfleri, kelimeleri, vecihleri, nakteleri gayet büyük bir dikkat ile zapt lahnınıştr.
timmetin uhdesine verilen ikinci vazifeye, yani Nazm-ıKerim'in manalannı
beyan ve tebliğvazifesine gelince, Masi Carullih'a göre, bu vazife, iimmetin
kendi himmetine ve hüsn-i ihtiyarma bırakılmış, umuma açık bir müsabalca
meydanıolarak kalmasıtercihe şlyin olmuştur. Zira Şari-i Hakim, Lisa= delaletine
ve tinunetin anlayışına itimad etmiş, hayatın ve fikrin hareketlerini kendi
tabii seyrine bırakmayımurad etmiştir. Binaenaleyh gerek sahabe asnncia ve
gerekse titian döneminde, ehl-i ilim ve edep aras ında pek çok milfessir zuhür
etmiştir. Kur'an-ıMubIn'in tefsiri konusunda taldid edilmesi gereken mezhepler
oluşmamış, ictihad kapısıkapandığı gibi tefsir kapısıda kapanmamış ve kapısına
hacipler dikilmemiştir.
Masi Carullih'a göre bu genişlik ve hürriyet bizim için gayet büyük bir bereket
olmuştur. Zira bir kimse rivayederin tesiriyle veya tabi olduğu kelamın usulü
yahut da mezhebinin kayulanyla lyet-i kerimelerin manalann ıtahrif ederse bir
başkasıonun hata ve kusurlannıortadan kaldırma imkaruna sahip olmuşolur.
Masi Cirullah'a göre Kur'an-ıKerim'in her dile tercüme edilmesi de bu ikinci
vazifenin, yani Nazm-ıCelil'i tebliğve beyan vazifesinin en önemli bir parçasıdır.
0 hemen hemen bütün eserlerinde Kean% öz dilimize dogru ve güzel bir
şekilde tercüme etmenin gerekliliği üzerinde durmuşve bu vazifenin farz olduğunu
ifade etmiştir. Kuean'ıTürkçe'ye tercüme ederek bu vazifeyi hakkıyla
kucaklayan ilimler zümresine katılmak Masi Cirulli'h'ın hayatınıvakfettiği en
büyük emeli olmuştur.
Masti Carulklb Biglyeften (6. 1949) Tartbgt-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Henüz 1915 yılında Petersburg'da yayınladığı, Tdribul-Kur'ıin vel-Masdhif
adlıeserinde onun uzun vadeli böyle bir çalışmaya girdiğini anlıyoruz. Daha
sonra kaleme aldığı pek çok eser, bir mütercimin yahut bir müfessizin Kufan' ı
tercüme ve tefsir liyakatini haiz olmas ıiçin mikehhez olmasıgereken önemli
bilgileri ihtiva etmektedir. Kur'an' ın tarihi, Kuean'ın dil yapısı, Kuean'm icazı,
farklılaraatler ve bu luraaderin Kuearı'l anlamaya olan etkileri, Kuean'm sure
ve iyetleri arasındaki ilişkiler, Kur'an'da nesh gibi konularda müstakil eserler
kaleme almıştır. 1912 yılında kaleme aldığı Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlı
eserinde ise belki de ilk defa henüz Kur'an-ıKerim'i tercüme etmeye başlamadan
önce terctimeye esas teşkil eden usül ve prensipleri kaleme almıştır. Bu
usal ve prensipleri yazunızın sonunda bir ek olarak aynen yaymhyoruz.
Masi Mullah ve eserleri üzerinde araştırma yapan Wan yazarlar onun bu
uzun ve yorucu mesaiyi iki büyük eserie neticelendirdiğini, birisinin altıciltlik
Arapça Kur'an Teftiti, diğerinin ise Kur'an'tn Türkçe Tercüntesi (Cemal
Kutay'a göre 20.000 sayfadan ibarettir?) oldu ğunu söylerler. Kendi el yazısıyla
verdiği eserler listesinden de bu anlaşılmaktadır. M. Rahmi Balaban'a göre Masi
Cirullih Kur'an üzerinde elli yıl çalışarak ve Hindistanh Şih Veliyullih
Dihlevrnin felsefe sistemini esas eciinerek Arapça Tefsfrul-Kurdnel-Kerrtn adlı
eserini yazrruşve bu eseri Hindistarfda kalmıştır. Şahsi çabalannuzla elde ettiğimiz
bilgi, Pakistan ve Hindistan kiltılphanelerinde böyle bir eserin mevcut
olmadığı şeklindedir. Kanaatimizce Masi' Cinıllih'a ait eserlerin listesinde yer
alan bu tefsir, Masi Cirullih'm değil, meşhur Hindfi ilim Ubeydullih Sincli'nin
Masi Cirullih'a imla ettirdiği ve bugün elimizde rnatbu olarak bulunan
17bamu'r-Rahnıgn ifi Tefseril-Kur'an adlıeseridir. Gerek Masi Cirullih'ın bu
esere yazdığı mukaddimeden, gerekse eserin satır aralarındaki Masi Cinıllah'a
ait olduğu anlaşılan ifadelerden bu anlaşılmaktadır.
Ubeydullih Sincli 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Ingilizleein sürgüntine
uğrayıp Moskova'ya sığınmış, uzun süre Masi Carullih ile birlikte kalmıştır.
Masi Cirullih 1937 yılında Necid ve Yemen'e yapmak istediği bir seyahat dolayısıyla
Mekke'ye uğradığında Ubeydullih Sincfi ile karşılaşmış ve kendi ifadesi
ile, Kuean'a ve Kuean'm felsefesine adanmış bir hayatın birkaç gün de olsa boş
kalmasına gönlü razıolmamış, kendisine Ş.h Veliyyullih Dihlevinin felsefesini
esas alarak Kuean'ın tefsiri üzerinde bir çalışma yapmayıönermiştir. Ubeydulfah
Sin& bu teklifi kabul etmişve sevinçle karşılamıştır. Bundan sonrasmıMasi
Omni.' şöyle anlatır: "Besmeleyi çektik ve Imam Dihlevi' nin felsefesi ve usala
üzerine Kuean-ıKerim'in tefsirine başladık. Her gün sabah namazından sonra
başlıyor öğle namazına, bazen ikindi namazına kadar devam ediyorduk. 0
bana Arapça olarak imla ettiriyor ben de hiçbir kelimeyi, hiçbir harfi kaçırmamaya
çalışıyordum. 151 günde 2400 sayfa yazmışuk. 1352 Hicri yılı18
Cemadiye'l-Ula Pazartesi başladık. 13 Zi1-Kide 1356 yani; 1937 y ılının Temmuz
ayından 1938 yılının Ocak ayına kadar sürmüştü. üstaz Sin& hiç bıkmıyor, ben
de şiddetli hasta olmama ragmen, dinleyip yazdıkça şevkim artıyordu." [Geniş
bilgi için bkz. Ilhamu'r-Rab ıneinfl Tefstril-Kur'dn, Karaçi, 1-221
Türkçe Kur'an Terciimesi'ne gelince, yukanda da ifade edildi ği gibi, çeşitli
eserlerindeki kendi ifadeleri esas alınırsa, Masi Cirullih'ın yıllarca böyle bir
eser üzerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
klamtyat I (1998), sayı2
Münkaat adlıeserinde: "Kur'an-ı Kerim'i side, isin Türk ham ile tercüme
mini. Kabul lahruısa Millet Meclisi şerefine neşrederim" demiştir. 10 Kasım 1948
tarihinde Istanbul AltıncıNoter huzurunda yarım asırhk emeği ihtiva eden bu
tercilmenin Türkiye'de neşir hakkını bila kaydu şart Millet ve Hakka Dogru
sahibi Cemal Kutay'a tevdi ve tube ettiğini Sayın Kutay'm Türkçe ibadet adli
kitabının 96. sayfasında takdim ettiği belgeden anlamış bulunuyoruz. Ancak
Sayın Kutay'ın anlataklanna göre yayın halda noter huzurunda kendisine tevdi
edilen metinler Müsi Cirullih'ın elinde değildir. 0, çeviri ve yorum rnetinlerini
Ezher Kitaphğena emanet etmiştir. Bu emaneti almak üzere Mısır'a gitmiş, ne
var ki, ömrü vefa etmemişve 29 Ekim 1949'da Kihire'de vefat etmiştir.'
Kutay'm Erheee Meracaatı
Müsi Cirullih Türkiye'den ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra, Kahire'de vefat
edince yaymlanmadan şöhreti dünyaya yayılan Türkçe Kur'an Tercümesi
kayıplara lcanşrmş, yayın hakkıkendisine tevdi edilen Cemal Kutay bu şereften
mahrum kalmış ve Millet Gazetesi de okuyucularma yaptığı hannıgereğini yerine
getiremediğinden dolayıonların gözünde mahcub bir duruma düşmüştü.
Bunun üzerine Sayın Kutay elindeki vekiletnime ile Ezher'e miiricaat etmiş,
defalarca tekidine ragmen müsbet cevap alamamıştır. Sayın Kutay'ın aziz dostu
Tevfik Ileri o tarihlerde Milli Eğitim Balcatu'dır.. Onun vasıtasıhe müricaatım
yenileıniş, ne var ki, kendi ifadesi ile "Ezher bin bir bahi'ne ile bu muhteşem
emeğin Türk insanının irfan ve imamm aydınlatmasma izin vermemiştir."
Oysa Masi Cirullih'ın ifadesi ile Türkistan ve Türkiye Medreseleri gibi hazin
bir çölcüştin eşiğinde olan Ezher'in ve Ezher idaresinin bu konu he uzaktan
yakından hiçbir alakasıyoktur. Ortada yanlış bilgilerden hareketle doğru şeyleri
yanlış yerlerde aramak söz konusudur. Bunu şu şekilde izah etmek •mümkündür:
Her şeyden önce, noter huzurunda imzalanan hibe senedinden de anlaşıldığına
göre, Müsi Cirullih Mısır'a, Ezher'e emanet ettiği Türkçe Kur'an Terciimesi
hin metinlerini almak için değil, eserde yer almasıgereken Arapça metinleri
bastırmak için gitmiştir. Sayın Kutay'ın Ezher Dinfl-Fürgin'u dediği yer
bugün dahi bünyesinde bulunan eserlerin tasnifıni gerçekleştiremerniş, elindeki
koca serveti yirmi Mısır liras= çalıştırdığı müstandemlere teslim etmişbir
Oniversitedir. Binaenaleyh Ezheei tanıyanlar Masi Cindlih'ın eserini neden
böyle bir yere emanet ettiğini anlamakta güçlük çekerler.
Müsi Cirullitı, Türkiye'den ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra vefat etmiştir.
Hayatım vakfettiği eserini Ezheee teslim ettiğini vatsaysak bile bu süre zarfında
neden almaya teşebbüs etmişolmasın?
1988-1989 yıllarında Kahire'de köşe bucak Müsi Cirullil'a ait en küçük
bilgi lunntılanrun izini sürmeye çalışan bir ögrenci olarak sözkonusu eserin
muhtemel adresini bulmuştum Zira vefatı esnasında Masi' Cirullih'ın yanında
bulunanlar, onun sandık dolusu kitaplarınıAnkara'da kurulan Milli Kütiiphane'ye
verilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Mire Büyükelçiliği'ne teslim ettiğine
şahid olmuşlardır. 0 tarihlere ait bazıkayıtlarda bu bilgilerin mevcut olduğunu
tesbit etmişbulunuyorum. Ancak elçiliğirnizin bu eserleri sonradan ne
yaptığına dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Binaenaleyh Sayın Kutay'ın
Mara Cdrulldb Bigiyeften (6. 1949) Tarihçi-Yazar Canal Kutay'a Cevab
meracaat edeceği yer Ezber değil Türkiye Cumhuriyeti Kahire Büyükelçiliği ve
Türk Hariciyesi'dir.
MOsa Carullah'm Türkçe ibadet ile ilgili Görüşleri
Tarihçi-yazar Cemal Kutay'a göre "Masi Canal Bigiyef Batıbilim dünyasının
yimlinci yüzyılın en büyük Islam dilşünflit olarak kabul ettiği bir simadır.
Ne onun çağdaşlan, ne öncesi ve sonrasında hiçbir fikir şahAyeti, onun kadar
zengin, genişve şfimullii bilim ufkunu temsil edememiştir. Bunun en büyük
göstergesi de onun ömrünün yirmi senesini verdiği ve yinııi bin sayfayıaşan
Kufan'ın Türkçe metni ile Türk dünyasının ibadetini Türkçe'nin benimsedilderi
lehçeleriyle yerine getirmesini gaye edinmi şolmasıdır. Arapçasmın mükemmeliyetine
ve Mısır'daki Ezher Dinel-Funun'unda iki sene Kufan'ın muasır ilimlerle
mulcayesesi ve Kur'an mantığı tahsil etmesine ragmen milletin kendi öz diliyle
kulluk vazifesini yerine getirmesini istemişolmasıonun şahsi Him ve irfan seviyesini
göstermeye kafi bir delildir."
Masa Carullalem son asnn Islam alim ve mütefekkiderinden biri oldu ğu
doğrudur. Ancak ne Islam bilim dünyasının, ne de Batıbilim dünyasının onu en
büyük Islam daşiirliini olarak görüp kabul etti ği söylenebilir. Sayın Kutayln "ne
öncesinde ne de sonrasında hiçbir fikir şahsiyeti onun kadar zengin, genişve
şümullü bilim ufkunu temsil edemedi" sözleri ise iddiasının mesnedini olduğundan
daha büyük göstermeye matuf bir çaban ın ürünü olsa gerek. Müsa
Canıllah'ın Arapçaserun mükemmel olduğu doğrudur. Ancak iki yıl süreyle
Ezheede Kur'an mantığı tahsil ettiği tamamen kıırgudur.
Şimdi gelelim asıl meseleye, yani Sayın Kutay'a göre Masi Carullah'm şahsi
ilim ve irfan seviyesinin en büyük delili olan onun Tür' Icçe ibadet, yahut anadilde
kulluk vazifesi ile ilgili flickr ve dü şüncelerine. Hemen ifade edelim ki, Sayın
Kutay Mlis'a CarullalfıTürkçe ibadetin en büyük müdafii ve kendi kanaaderinin
en büyük mesnedi olarak takdim ederken onun bugiin elimizde mevcut
Osmanlıca, Ç,ağatayca veya Arapça herhangi bir eserinde mevcut olan herhangi
bir ifadesine dayanarak bunu söylüyor değildir. Yaptığı tek şey eserinin ilgili
bölümünde Mesa Carullah'ın bazıOsmanlıca eserlerinin Idişelerine yer vermek
ve bu Idişelerin altına kendi incll miltalaalannıyazrnalctan ibarettir. Kaldıki, bu
Mişelerden hiçbiri Türkçe ibadet ile ilgili değil, sadece bir tanesi Kuean'm
mesi ile ilgilidir: 0 da Carullah'm Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinin
son bölümünden bir sayfanın başkısmından ibarettir. Söz konusu sayfada önce
KazanlıMir Velioğlu Timur Ali Efendi adlızatın şu beytine yer verilmiştir.
Anlanır, ol da ater, korku gider, şeksiz inan
Bin lisana terceme kılınsın, ol mabfaz beman.
Bu beytin hemen altında da Mesa Carullah' ın şu ifadeleri yer alır: "Tabiatm,
belki bütün alem-i vücüdun tercemesi olan Kuean-ı öz llama=
dürüst, hem güzel üslüb üzerinde terceme etmek elbette liş(gerekli) idi. Şu
güne kadar terceme etmemek günah olmamış ise bundan son(ra) terceme
etmemek hiçbir surette günah olmaz." Görüldü ğü gibi burada Masi Carullah
Türkçe ibadet ile ilgili bir tek kelime sarf etmemektedir.
Ancak bu, aynıeserde, Müsi Carullah'ın Türkçe ibadetten hiç söz etmediği
IslamVat 1 (1998), says 2
anlamına gelmez. Birkaç sayfa sonra Kur'an' ın herhangi bir dilde tercilmesinin
namazda okunup okunamayacağı ile ilgili fikirlerini açıkça serdetmiştir. Ne var
ki Sayın Kutay, ya bu eseri baştan sona okumarnış ya da okuduğu halde bütün
iddialarını ortadan kaldıran bu ifadeleri kasıtlıolarak gizleme yoluna gitmiştir.
Bakın ayrıl eserin 86. sayfasında Masi Crufr.h bu konuda neler söylüyor:
Tilivet yalnız Arabi nazm ile olur. Namiz rek'aderinde, zikirleale, sevib
kasdlyla okuda (okurken), istidlil hususlaru ıda yalnız Arabi nazm mutebet
olabilir. Farz narnazIann aikünleri iyederin tercemeleriyle edi
maz. Zikir yalnız Arabi mum ile olur.
Halciln'kışu glyet büyük tedbiri önünde benim aklım, kalbim secde
eder. Mu'ciz naznun harflerini, kelimelerini, vilcuhlerini o kadar büyük
dikkatle zabtetmişimamların Kur'in-ıKerlin imanilannın milyonda bir
senalaruu söylemekten lisanım iciz kalır.
MOsi. Cirullih'a göre, Şin-i Ketinfin Nazm-ıCann ebediyete kadar muhafaza
etmek için aldığı en faydalı, en makul tedbir tilavettir. Zira Kur'an-ıKerirn'i
Arabi nazm ile tilavet etmek ehl-i Islam' ın en büyük zildrieri, en mukaddes
ibadetleri ve en lezzetli =ailed olarak kabul edilmi ştir. Her gün, beşvakit
namazın her rekatinde Kur'an-ıKerim'in ayet-i kerimelerini Arabi nazm ile
okumak mama= en önemli rüknü olarak görülmüştür.
Bu ifadelerden anlaşıldığına göre, Masi' Cirullil'ın dilşüncesinde
yalnız Arabi nazm ile olur ve dört yerde Arabi nazmdan asla vazgeçilemez:
Namazda tilavet ederken
Zikir (yapılırken)
Sevap kasayla okurken
Istinbatta bulunurken.
Kutay'm Mesa Carullah'a İzafe Ettiği Vasiyet
Tarihçi-yazar Cemal Kutay, Musa C.Arullih' ın bu ifadelerini görmemiş
olamaz. Kendisi onun bu konudaki fikir ve düşüncesini gayet iyi bilmektedir.
Bu sebeple eserinde yeni bir iddia ortaya atm ış ve Masi CinılLih'ın 1912 yıllarında
böyle düşünmüşolabileceğini, ancak hayatının sonlarına doğru bu fıkirlerinden
vazgeçtiğini öne silrmüştilr. Kutay, eserinin 113. sayfasında şöyle der:
Ben kendisinin elini ülkemize geldiği yıl 1948 de öptüm. Milletime en
büyük eserim dediği Kur'aıiın Türkçe metninin neşir hakkınıaynıyıl
bana likfetti. Noter belgesi elinizdeki sayfalardadır. Ömrünün bu son yılında,
bizlere emanet ettiği hakikatin içindeydi. Türk milleti, hayır, sadece
Cumhuriyet Türkleri değil, bildin insanlık, inandığı dine kendi öz diliyleibadet etrneliydi. Bu onun müsbet bilime, mantığa, akla, idrak aydınlığına
valtfedilınişömrünün son ve ölümsüz zamana hilkmeden vasiyetiydi.
Işte bu iddiaya göre, Masi' CirullAh hayat ının son yılında, daha önceki eserlerinde
yazdıldanndan sarf-ı nazar etmiş, sadece Türk milletinin değil, bütün
insanlığın kendi öz dilinde ibadet etmesi gerektiğini savunmaya başlamıştır. Bu
onun ölümsüz, zamana hilkmeden bir vasiyetidir. Ve o bu vasiyetini hayatında
bir kez gördüğü Cemal Kutay'a teslim edip öyle vefat etmiştir.
Müsi Carullih'ın onlarca eseri ve bu eserlerde Kur'an ile ilgili yazd ıklarını
bir tarafa bırakarak mikerred bir iddiaya dayanan mevhum bir vasiyete ne dere
mas4 Clintnab Bigiyeften (1 1949) Tarihçi-Yazar Cemal Kutaya Cevab
ce itibar edilebileceği izahtan varestedir. Maamafih Sayın Kutay'a düşen, iddiasınıisbat
etmek ve böyle bir vasiyetin varlığınıbelgelendirmektir. Elbette Masi
C...irullih'ın elimizdeki batan eserlerinde mevcut olan filch' ve düşıincelerden
sarf-ınazar ettiğini bildiren böyle bir vesika sunduğu takdirde söylenecek birşey kalmayacaktır. Ancak Türkçe ibadet ile ilgili 375 sayfalık eserinde Sayın
Kutay böyle bir vasiyetin varl ığınıortaya koyamarruşve 113. sayfada bir başka
eserine atıfla şöyle demiştin "Onun bu vasiyetini 1971 yılında yaymladığım
Rstat Paşa'nın Abllik Dünyasıadlıkitabımın 126. sayfasında alrmştun."
Heyecanla piyasada baskısıtükenmişIki Rifat Paşa'nın Abldk Dünyasıadlı
eseri ve bu eserin 126. sayfasma yöneldiğimde 171 esere imza atmalda öviinen
bir tarihçi-yazarın koca bir milleti nasıl aldatabileceğine hayretle şahid oldum.
Söz konusu eserin değil 126. sayfasında, hiçbir satmnda ve sayfasında böyle bir
vasiyetin esamesinin olcumnadığuu gördüm. Sayın Kutay bu eserinin 126. sayfasında
yine Masi Cirullih'm Halk Nazarma Bir Nice Mesele adh eserinin aynı
sayfasının ldişelerine yer vermişve Timur Ali Efendi'nin beytini de Masi
Cirullilı'a mal ederek yayınlarruştır. Işin en garip tarafı, Kazan Terkçesi ile yazılrruşOsmanlıca
metnin altında, bir vasiyet siisıl vererek, metin He zerre kadar
ilgisi olmayan Türkçe Ibadet fikrini Masi Cirullih'a mal etmi şolmasıdır.
Son olarak Masi Cirullih'ın Kur'in Tercemesi adlıeserinin yayın hakkım
Cemal Kutay'a tevdi etmek için noter huzurunda imzaladığı senede değinmekle
iktifa etmek istiyorum. Söz konusu belge tek ba şına Masi CirulLih'ın Türkçe
Kur'an konusundaki görüşlerini ifade etmeye ve Sayın Kutay'm iddialarınıortadan
kaldırmaya kifidir. Zamanın Bakırköy Milfalsil Ali Rıza Hayırh'mn da şahid
olduğu noter tasdikli senedin ilk cümlesi şöyledin
Kur'an-ıKerim'in Türkçe tercemesinde, mticerret olarak Latin harflerinin
kullanılmasıtecrilbemiz, beklediğimiz hizmetlerin tam ve mutlak manas ıyla
mümkün olamayacağınıgöstermiştir. Bu itibarla surelerhıizahlaruıda ve
yalnızca Türk harfleriyle inh ımümkün olmayan kısımlarda, Arapça metinlerin
ilavesini temin zarureti hand olmuştur.
Noter tasdikli senedin bu ilk paragrafında iki önemli tespit vardır.
Kur'an-ıKerim in Türkçe terciimesinde milcerret olarak Latin harfleriyle iktifa
edilemez.
Kur'an terctimelerinde yalnızca Türk harfleriyle izalu mümkün olmayan
kısımlar vardır.
Bu iki kanaati taşıyan bir .fimin Türkçe ibadet konusunda sayın Kutay ile
aynıdüşiinmesinin mümkün olmadığı ehlince malumdur. Ancak asıl düşündürücü
olan Masi Cirullih'm eserinin yayın hakkım Sayın Kutay'a vermek içinimzaladığı belgeye böyle bir cümle ile başlamış olmasıdır.
Sonuç olarak Tarihçi-Yazar Cemal Kutay, Aksoy Yay ıncılık tarafından basılan
ve Nisan 1992 itibariyle elimizde onuncu bask ısı bulunan Atatürk'ün
Beraberinde Götürdüğü Hasret: Türkçe lbadet Ana Dilimizle Kulluk Hakkıadlı
eserinde pek çok iddialarını, yirminci yüzyılın en büyük Islam alim ve miltefek'
tilt dediği Kazanh Masi C.irullih Bigiyef e isnad etmi ştir. Ayrıca gerek Masi
ın kendi eserlerine ve gerekse hakkında yapılmış ilini çalışmalara
Islamiyat 1(1998), sayı2
maracaat edildiğinde Sayın Kutay'm Müsa Carullah'm hayatı, flick ve düşünce
dünyasıhakkında doğru bilgilere sahip olmadığı anlaşılmaktadır.
Müs Mullah, tabiatm ve bitten varlıx aleminin tercilmesi olarak gördü ğü
Kur'an-ıKerim'in bütün dünya dillerine en güzel bir şekilde tercüme edilmesi
gerektiğini savunanlarm başında gelmiştir. Ama hiçbir eserinde bu tercemeletin
namazlarda okunmasıgerektiğini söylemerniş; ne Türkçe ibadetten ne de ana
dilde kulluk hakkından söz etmiştir. Bilakis pek çok eserinde namazlarda tilavetin
mutlaka Arabi nazm ile olmas ıgerektiğini savunmuşve bunu Şari-i Kerim'in,
Nazm-ıebediyete kadar muhafaza etmek için aldığı en faydalıve en
makul bir tedbir olarak değerlendirmiştir.
Tarihçi-Yazar Cemal Kutay, adıgeçen eserinde Mtısa Carullah'm ilmi hayatı
nın ilk yıllarında yukarıdaki gibi düşündüğünü, ancak hayatının sonlarma doğru
bu fikrinden vazgeçti ğini iddia etmiştir; ancak bu iddias ınıne onun herhangi bir
eserine, ne de ona ait yazılıbir belgeye dayafidırabilmiştir. Kutay'm dayandığı
tek nokta, kendisine verildiğini söylediği mevhum bir vasiyetnamedir; ne var ki,
bu vasiyetnameyi de diğer bir eserinde yayınladığuu iddia ettiği halde söz konu
su eserde böyle bir vasiyetnameye rastlanmam ıştır.
EK
Mesa C.artıllah Bigiyein otuz yıl Türkçe Kur'an Terctimesi üzerinde pliştlpru
ancak bu tercümenin yaymlanmadığım, bilinmeyen sebeplerle kayıplara
kanştığınıaz önce ifade etmişbulunuyoruz. Kayıp plan bu Türkçe Kur'an
Tercilmesinin muhtevasma dair tek bilgi, yazar ın henüz çalışmaya başlamadan
önce, 1912 yılında, Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinde "Tercemede
Benim Esaslanm" başlığı altında yazdıklanndan ibarettir. Müsa Carullah belki
de, &lean% tercüme etmeye başlamadan, terctmede riayet edeceği esas ve
prensipleri kaleme alan ilk yazardır. Biz Kur'an'ıTürkçe'ye tercüme edenlere
veya edecek olanlara ışık tutar ümidiyle onun bu makalesini aynen yay ınlamayı
uygun gördük.
Tercemede Benim Esaslarım
1-Ehl-i Ilim Kalemiyle Yaz ılmış Tefsirler:
KCıMbhanemde her bir tefsir bulunur. Her bir lyet-i kelimeyi terceme eder
ken tefsirlerin her birine milricaat ettim. 0 saatlerde bende müsahele yok idi.
Ağırlığın onda dokuzu tefsirlerin bereketiyle Isan oldu.
2-Kur'an-ıKerim in özil:
Ayet-i kerimeleri tefsir ederken, yahilt tefsirlerin birini di ğerine tercih eder
ken ben tefsir bilkitab (Kur'ân'm Kur'an'la tefsiri) yollanna sülük ettim. Kur'an-ı
Kerim'in biri diğerine milşabih ayetleri, biri diğerini tefsir eder.
3-Tercemede Benim En Mutemed Esas ım Lisanın Deliletidir:
Kelimeterin maddelerini dikkatle teftişettim. Kelime hey'etlerinin (şekil
çekim) delaletlerini sarfianesiyle (yard ımıyla) WM ettim. Kelimelerin basit
rna'nalarma bila kusûr (eksiksiz) ettim. Cümlelerin ma'nalanna terkiplerin
ihtimillerine her şeyden ziyade Mbar ettim.
M2s4 Ceirulla Bigiyeften (01. 1949) Taribçt-Yazar Cowl Kutay'a Cevab
Mesela ,-,1„11,•ıı 41.4;1 j gibi cihnlelerdes mübteda (ve) haberi tayn hususlannda
ihtiyat ettim. 41.04:1 mübteda olursa ma'nisıbir, haber olursa rnanis* ıdiğer
olur. rrabglar `o da bu da muhtemeldie deseler de teFavut (fark) büyüktür.
Nebileribe inad etmişherifler iki naa'nadan elbette yalnız birini kasd etmişlerdir.
Böyle cürnlelerde /Alin, kastın delaletiyle iki rna'riadan birini ta'yln ederim. Her
bid kasd lulmabilirse o vakit birini sebt ederim (belirtirim).
Men ma gibi isimlere cümle sıla olur ise ma'nasıbir, sıfat olursa ma'nası
diğer olur. Mesela: ei.,3 di-at sıla ma'nasıyla sıfat ma'am aralarında
büyük tefavet (farklılık) mülahaza ederim.
4- Kıaat ihtilaflan bulunur ise her birini itibar ederim:
Kul'atler bazen kelimelerin maddelerinde, bazen bünyelerinde bazen
Priblannda ihtilaf ederler. Eger öyle ihtilaf hasebiyle ayetlerin muhtelif
olur Ise, her birini sebt ederim. Tara muhtelif kırl'ader müte'addid ayetler
gibidir.
5. Cümle, Müteaddid Ma'nalar Ihtimil Tutup da 0 Ma'nalarm Her birini Kasd
Kılınabilir Ise, 0 Ma'nalarm Her Birini Beyin Ederim:
Muhtemel ma'n'ilann bazen yalnız biri lcasd kıhrıabilir. Bazen her biri kasd
lulinabilir. Eiger her biri irade lal ınabilir ise, tercemede her birini zikrederim.
Bir cümle Arabi olmak cihedyle miiteaddid rna'nalara vazıh surette delalet
eder ise, Kuein-1 Kefunicie gaflet mümkün değildir. Buna göre o ma'nalann her
biri hide kıhrur. Böyle ayetler Kueln-1 Kerim'de goptıır (çoktur).
6. Nazm-ıMu'ciz'i Isiah Da'valanna Hiçbir Vakit Cesaret Etmedim:
Nahviyyün Kueln-1 Keılm'in ayetlerini hazf hem takdir usulleriyle Isiah ederler.
Bu adet miifessirlerin elc,serinde vardır:
Mesela: I+) 131—ii e..pal 4.,;,.11.1.4; al 1;3JI II yet-i kerimesi gibi [17. Ism 16].
Burada ehi-i tefsir .1.412.114 sözünü takdir edip 21 uai ı:j.1 demişler. Böyle
talcclider Naım-1 Mu'ciz i tamamıyla tahnItir. Bana göre, tıt>.A. qr., emir ederiz
müsrifletini manasuıdadır. Buna „.n sliCtS kerimesi
de [6. En'am 1231 tT luraat-i mütevitiresi'de delllet eder.
7. Kelam Usullerine, Yeni Hem Eski Felsefe' Nazarlanna ayet-i Kerimelerin
Delaletlerini Tatbik Etmek Seyyielerinden Salan ınm.
8. Nazm-ıMu'ciz'in Dellletlerini Taaddl Etmekten Salarımm:
Ehl-i Tefsirin eksen, ya rivayet tesiriyle ya hut tefsir arzusuyla Nazm-ı
Mu'ciz'in delaletlerini taaddi edip, ahylnen (bazen) ayet-i kerimelerin manalannıtahrif
ederler.
mesera: J.u.; ıs ı; -,ALL-ayet-i keıimelerinde [7. A'raf 117;
20. Taha 691 As ipleri çöpleri yuttu demek gibi. Böyle tefsir (ve)ya tercüme
Kuean-ıKerim'i tahrif olur. Hem de ...ukAt 'As' J.12.1.3 34I kerimelerinin
[7. A'raf 1181 açık delaletlerine muhalif olur.
,11,1.; ' h lit; cilmlelerinde asa ipleri dayaldan yuttu maws
• 26. $uara Suresinin 111. ayetirıin bir parçasıolan bu ifade yukarıdaki gibi isim camlesi
ZIJi1JVI 41-N.0 J şeklinde fıil cihnlesidir. Ancak Müsa C.An ıllih bir başka loraatini tercih etmişohnalıdır
96 Islamiyat 1(1998), sayı2
na delalet edebilir bir harf yoktur.
Sahirlerin sihirleri kuvvetiyle iplere, dayaklara yılan suretleri verilmişgibi
olsa hayal gözüne gözükür o sureder as berkesiyle (sayesinde) batıl olduktan,
as o surederi yutmuş gibi olsa as iplerin dayaklann özlerini yuttu demek
Nazm-ıMu'ciz'i tahrif olur.
Böyle misaller tefsirlerde goptur. Tercememde öyle misallerin birini ıslah
edebilir isem birkaç sene zahmederimin ecri hisıl oldu demek. Yüzünü ya daha
ziyadeyi ıslah şerefine nail olur ise tercememi ne şretmek bana farz oldu demek.
Isiah sözünü yalnız dakik hem hafi hatalara nispede söyledim. Yoksa el-
Exfam soresinde t..1.444 ut.,JJ Nazm-ıMu'cizini 16. En'am 91 "ve anı
anlann giydilderiyle seuederdik" söztlyle tefsir etmi şMevakib* gibi lisan bilmez
cahillerin kalemiyle yazılmış tefsirlerde bulunur (bulunan) hesab ıyok fahiş
hatalar hakkında Isiah sözü söylenmez.
Dersaaderte Meclis-i Teftiş-i Masahif-i Şerife mühriiyle tab kılıntruşKuran-ı
Kerim'in harnişinde Coyle tefsideri görürken gönül müteessir olur.
Usul-i Fılah yazmış, filah kitaplarıyaznuş, tabiat, siyaset, ilctisad, hukuk gibi,
fenlerde büyük kitaplar te'lif etmişMahmud Es'ad Efendi Hazrederinin Medhal-i
Tarih-' Islam isimli kitabında (12. Fasıl, 54. Madde, 118. Sahife)de ve kendi
libaslanyla ilbas eder idik tefsirini de görür ise Meclis-i Tefti ş-i Masahif-i Şerife
mühründe bulunur hatalarıda mazur görür. Lakin Islamiyerte edebin,
dinin o kadar sukütuna gönül yanar.
9. Tercemede Hiçbir ayet-i Kerime'de Tefsir ya Tc'yi! Yollarma Sülük Etmedim:
Tefsir, Te'vil nasıl ise de insanın fikri olur. Tercümede ben Kuran-ıKerim'in
yalnız örflerini, lisan-ıArab'ın delaletlerini itibar ettim. Hiçbir harfte hiçbir insanın
nazaruu esas etmedim. Kuran-ıKerim'in büyük mukaddes rnanalann ı
özürnün ufak a& filcirierinde beraber yazmalctan elbette tenzih ederim. Öyle
edecek heriflere Allah'ın, meleklerin, heme (bütün) insanlann lanetleriyle beraber
ben de lanet okurum.
10. Kuran-ıKerim'in Marıalan Nazmi Gibi Sabittir. Buna Göre Tercilmesi
Mümkündür.
Kuran-ıKerim'in her bir kelimesi, harekeleri sükunlanyla nas ıl rnahfuz
kalmış ise, kelimelerin, cOndelerin, rnangan da öyle rnahfuz kalmıştır. Islam
kalendyle telif kılumuşulum-i Islaıniye kitaplarının her biri Kur'an kelimelerinin,
cümlelerinin manalaruu bila tagyir h ıfzetmek için gene idi. Lügat kitaplar ı,
fıkıh kitapları, usul-i filch kitapları, kelimelerin, cümlelerin manalann ıbila
tagyir lufzetmek için olmuşidi.
Masum ümmet-i Islamiye himmedyle, Kuran-ıKerim'in hem nazmıhem
manasıbila tagyir sabit oldu.
Mevildb: Hüseyin el-lCişift b. All D. 903/1497-81 tarafından Farsça olarak kaleme al ınan "Mevahibi
Ledimiyye• adlıtefskin Osmanlıca terctimesidir. Mütercimi Divin-ıMualLi erkinından hiceganIsmail Ferruh Efendi Iö. 18401'clir. 124611830-1 yılıılan bu tercüme 1282/1865-6 yılında
nda yap
Matbaa-i Amirede bas ılmıştır.
Btstyej'terı(0. 1949) Tarthçt:Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Manası da nazmıgibi =lit= ise, Kur'an-1 Kerim'i tercüme bizzarure
mümkün olur. Manasımahfuz olduktan son(ra) da tercüme mümkün değildir
demek Kur'an-ıKerim'in manalan hiçbir vakit anlanmaz demek gibidir.
Bazen bir cürnleden mefhum olur mana, asır ihtilafiyle yahut ümmetlerin
örflerinde ihtilaf hasebiyle muhtelif olur. Bu surette harfiyyen terceme dürüst
olmaz. örften, (ve)ya evvelki manas ından gafil adam terceme ederse hata eder.
Meseta örfiimilzden gafil Arapların birine kuvvetim uçtu sözün
terceme edersek hata etmişoluruz.
Bazen öyle olur ki, cilmlelerin manalan muhtelif olmasa da, o manalara
mütelzim suretler Muhtelif olur. Halleri ya hayalleri metefavit iki insan bir
cürnleyi işitir iken bir mana o iki adamın dirnağlannda muhtelif iki sürede ihata
kıhrur. Birinde belki gayet dehşetli, birinde belki gayet di (normal) sfiret olur.
Buna göre, bir cümle birine tesir eder, diğerine tesir etmez. Buna göre, roman,
şiir gibi edebiyatın tercemeleri bazen asıllan gibi olamaz. Zira kelimelerin manaları
belki dürüst terceme Minim§ olur. Lakin şair'in kuvve-i hayaliyesiyle tasvir
kıhrunış suretleri miltercim efendi tişince (gereğince) tasvir edemez. Buna göre,
terceme ruhsuz çıkar. Yahut hiçbir mümkün olmaz. çünkü lisan kum manalan
nakleder. Amma hayat gölderinde teessür kuvvetiyle uçar suretleri avlanmaktan
bazen adz olur.
Manalann, surederin ihtilaflan hasebiyle terceme bazen mümkün olmaz
dedik. Dürüst (doğrudur). Lakin Kuran-ıKerim kelimelerinin ciimlelerinin
rnanalan ti kıyamet sabittir. Hayal suretleri de ğil belki hakikattir.
Buna göre,
Kur'an-ıKerim'i tercüme Icat'en mümkündür, şer'an farzdır.
Bin lisana tercüme lohns ın ol mahfuz hemin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder