11 Ocak 2014 Cumartesi

İSLAM TECDİD GELENEĞ1 VE MUSA CARULLAH BİGİYEV

Dr. Mehmet GÖRMEZ

İSLAM TECDİD GELENEĞ1 VE MUSA CARULLAH BİGİYEV

İslam tecdid geleneği derken, genel bir temayül olarak 19. asırla başlatılan ve kimilerinin İslam çağdaşçılığı veya islam modem izmi, bazılarının da İslami yenilikçilik, dini intibah ve teceddilt veya reformizm olarak adlandırdıklan düşünce hareketlerini kastediyor değilim.
Hatta Musa Carullah' ın yetiştiği çevrede neşvü nema bulan ve daha çok bir yenilikçi maarif hareketi olarak ortaya ç ıkan usul-i cedid veya cedidcilik olarak şöhret bulan hareketi de kast etmiyorum .1
Zira Musa Carullah'ın da sık sık dolaylıda olsa ifade ettiği gibi, başlangıçtan itibaren bünyesinde  ictihad gibi bir müessesenin varl ığınıbulunduran, hatta ictihadı hayatın en büyük farizası olarak gören bir düşünce geleneğinde, tarihin her anında ortaya çıkan problemlere, islamın evrensel mesajınıesas alarak yeni çözümler getirmek anlamında tecdid hareketini 19.yüzyıldan başlatmak doğru olmasa gerektir. Kaldı  ki, Carullah'a göre ictihad, naslardan hüküm çıkartmak, yani istinbat değil, islamın, her asırda hayat ile olan irtibatını kurmaktır.2

Yanlış olmakla birlikte Islam tecdid geleneğini 19. yüzyılda başlatanlann, böyle  bir hareketi Mısır'da Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh ve Reşit Rıza; Hind alt kıtasında Seyyid Ahmet Han, Muhammet Ikbal ve Fazlurrahman gibi isimlerle sınırlı tutmaları-eğer kasıtlı  değilse- ya dönemin sosyo-politik şartlarıya da bu sahalarda araştırma yapanların, idil-Ural bölgesinde yetişen Abdunnask Kursavl, Şihabuddin Mercani ve Musa Carullah Bigiyev gibi şahsiyetlerden habersiz olmaları ile izah edilebilir.

Gerek hayatında ve gerekse vefatından sonra Musa Carullah' ı gerek övmek ve gerekse yermek için değerlendirenlerin kendilerince atfettikleri olumlu veya olumsuz anlamda bir reform hareketi içinde göstermeye çalıştıkları doğrudur. Ancak mühim olan yaşadığı asırda tartışılan her meselede eser vermiş bir şahsiyeti başkalarının nasıl tanımladığı değil, onun kendisini nerede gördüğü ve eserlerinde ne dediğidir.

Henüz 1911 yılında Türkiye'de Haşim Nahid Türkiye için Nectit ve rtild yolları adlıeserinde şöyle demişti: "Hnstiyanlar içinde hakikatperest bir müceddit çıktı, İncili tercüme etti ve anladıklan dakikadan itibaren ağır zincirlerin hal


1 Cedidcilik hareketi ve Musa Carullah' ın bu hareket içindeki yeri konusunda henüz yeni tamamlanan 
ve İbrahim Maras tarafından hazırlanan " İdil-Ural Tiirkleıinde Cedidcilik (yenilikçilik) Hareketi 
(1850-1917)" adlıdoktora tezine mtiracat edilebilir. 
2 Bk. M. G&Wlab, Likamiyat Kazan, 1907, s. 28, 62. 


kalan çözülmeye, Allah' ın vekili gibi gözüken papazlar küçülüp İncil'in ilahı yükselmeye başladı. Nihayet fikrin ve vicdan ın esaretini kırmaya muvaffak oldular. İslamiyet'in Luther'i de şimdi Asya'da zuhur etti. Bu müceddit, bu müceddid-i din Kazan'll Musa Bigiyev'dir."3

Bundan iki yıl sonra, 1913 yılında Rusya'da yaşayıp Rus basınında Alisev imzası ile makaleler neşreden İngiliz yazarı Williams, büyük Rus fikir dergilerinden birinde Musa Carullah hakkında "Müslüman Luther'i" ba şlıklı bir makale kaleme alır.
Makalede Musa Carullah' ın islarra bir reform hareketi başlattığını, bu hareketin bütün islam dünyasına yayılacağını iddia etmişve onun bir müslüman Luther'i olacağı fikrini ileri sürmüştür.4

Musa Carullah hakkında bu ve buna benzer pek çok değerlendirme yapıldığı
doğrudur. Ayrıca bu değerlendirmeler Musa Carullah'ın hasımlarıtarafından da
hep aleyhine kullan ılmıştır.

Oysa Musa Carullah'ın "efkar-ıislamiyede bir inkılab hareketi meydana getirmek" gibi bir gayesi olsa da5 "reform", " ıslahat-ıdiniye" ve "islamiyeti medeniyete tatbik" sözleri onun en çok hoşlanmadığı ifadelerdir.

"Büyük Memularda Ufak Fikirler" adlıeserinde şöyle demiştir: "Bir çok meselede
ehl-i ilmin reylerine, mezheplerine hatta bazen icmalanna muhalefet etti ğim doğrudur.
Ancak ben her meselede islamın öğretilerine cemal olabilecek ciheti iltizam ederdim.
Hiçbir meseleyi kuru iddia olsun diye yahut reformatörlük hevesiyle yazmad ım."6

Edebiyet-ıArabiye'de ise şöyle demiştir: "Kütüb-i Fıkhıyye talimlerini zamanın
cereyanlarına tevfik etmek hevesleri bende yoktui. Hayat ın zaruretleri karşısında
islamın hükümlerini terk etme acizli ği de bende yoktur."7

Bir başka eserinde şöyle der: "Benim nazarımda islamiyet ıslahat-ıdiniyelerin
hiçbirine muhtaç de ğildir. İctimai, dini ve siyasi hastal ıklar islamiyette de ğil bizim
özümüzdedir. 0 öldürücü hastalıklardan arınmak için çarelerini aramak elbette lazımdır.
Hrıstiyanlık dünyasında reforrnasyon devri vardı. Lakin islam tarihini Hrıstiyanlık
tarihine taklid ettirmek doğru değildir."8

Bir diğer eserinde de şunlarısöylemiştir: "Bizde nam ucuzdur. Liberal laflardan
dem vurup bir iki kitap yazsa reformatör olur. Lakin ben şu güne kadar 25'den
fazla yazdım ise de bundan sonra belki daha fazla yazsam da ucuz pahaya verilecek
reformatörlük lakaplannıislamiyet şerefine bir kenara bırakırım. Benim nıhumun
izzetinde ref ormatörlük lakaplan ziynet olamaz. Nebiy-i Kerim Hz. Muhammed
(sav)'in fuytizat-ınebeviyesinden feyiz alıp durucu insan Luther'in
kemaline meskenet elleri Lızatamaz."8

3 Haşim N'Ahid, Türkiye için Necat ve hit& Yollan, Istanbul, 1911, s. 213 
4 bk. Togan, Zeki Velidi, Tasvir Gazetesi, 24 Eylül, 1947. 
5 Bk. M. arullah, Uzun Günlerde Raze, Kazan, 1911, s. 12 
6 M. Carullah, Büyük Mevzuarda Ufak Fikirler, Peterspurg, 1914, s. 92
7 M. arullah, Edebiyat-lArabiye, ile ulüm-i islamiye, Kazan, ty. s. 17.
8 Büyük Mevalarda Ufak Fikirler,5. 
9 M. Carullah, Mülahaza, Kazan, 1909, s. 53. 



Musa CArullah' ın Kur'an, sünnet, icma ve kıyas gibi islamın en temel kaynaklarıhakkında
yeni gibi görülen pek çok fikir serdetti ği, yaşadığı dönemde gerek
müslümanların ve gerekse insanlığın yaşadığı pek çok probleme geleneksel din anlayışımızın
hiçbir çözüm getiremeyeceğini ve dolayısıyla pek çok yeni öneri de bulunduğu
doğrudur. Ancak bütün bunlarıyaparken Musa Carullah' ın pek çok konuda
diğer yenilikçilerden farklıbir çizgide yer ald ığınısöyleyebilirim.

Ben burada Musa Carullah' ı19. asırda islam tecdid hareketinin önciileri olarak
bilinen diğer şahsiyetlerle mukayese edecek de ğilim. Bunun bir tebliğin sınırlarını
aşacağı muhakkaktır. Ancak bir ön fikir vermesi bakımından bazımillahazalarımı
ifade etmekle yetineceğim:

1. Musa Carullah' ın çağdaşı olan pek çok tecdid hareketi ve bu hareketlerin
önctilerinde "tecdid", bilhassa ritiellere ait bir takım bidatlerle mücadeleye
indirgenirken, Musa Cârullah'a göre tecdid (kald ıki kendisi bu kavramıpek
kullanmaz) sosyal hayatıKur'an ayetleri, Nebilerin öğretileri, ictima ayetleri,
tabiat ayetleri ve akl-ıselirn ışığında yeniden tanzim etmektir.°
2. Çağdaşı pek çok tecdid hareketinde tevhide yapılan aşırıvurgu ile insanın
teşri veya yasamaya dair her türlü faaliyeti bir nevi şirk olarak değerlendirilirken,
Musa Carullah insanın sadece ictihad yetkisinden de ğil,
teşri yetkisinden de söz etmiştir.
Musa Carullah'a göre insan ın yeryüzünde hilafeti iki kısma ayrılır:

a. Tabiatta hilafet
b. Teşri'de hilafet
Allah: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" derken bu her iki vazifeyi de
kast etmiştir. Tabiat dünyasında tasarruf vazifelerine halife lulınmış insan teşri vazifelerinde
de elbette halife kılınmıştır. Hilafet şerefi sadece tabiatımamur etmekte
değil, heyet-i ictimaiye külliyelerinde ders okuyup imtihan olmu şinsanoğluna şeref
olarak verilmişbir imtiyaz, bir miikafât ve bir şArilik ve hukukşinaslık diplomasıdır. n
İnsan kendi hayatıiçin yiyecek, giyecek ve mesken ihtiyaçlarınınasıl arayıp buluyorsa,
medeni hayatıiçin zorunlu olan tedbirleri ve kanunlar ıarayıp bulacaktır.
Birincisini tabiat hazinelerinden, ikincisini de Kur'an ayetlerinden, Nebilerin ve hekimlerin
öğretilerinden ve ictima ayetlerinden çıkarıp tatbik edecektir.12

Musa Carullah'a göre nübilvvetin sona erişi insan aklının rüşdüne ermesi, velayet,
ehliyet ve ihtiyar yetkisini kazanmasıdemektir. insanlık asırlarca Allah' ın
gönderdiği peygamber vasıtasıyla terbiye edildi. En son muallim olmak üzere
Nebiy-i İslam Hz.Muhammed'in gönderilmesi artık aklın, vasilerin himayesinden ve
velilerin terbiyesinden"Azad kalabilece ği anlamına geliyordu. Kitab ve hikmetin bu

10 Bk. M. arullah, Şeriat Esaslan, Kazan, 1915, s. 12. 
11 Şeriat Esaslan 5-7 
12 a.y. 



son en büyük muallimi kebir Nebiyy-i islam Hâterni.il-Enbiya Muhammed
Emin'in beliğlisanıyla hem de Medine'nin ilk yıllarında "Muhammed sizden hiçbir
adamın babası değildir. Fakat o, Allah'ın Raseli.i ve peygamberlerin sonuncusudur..."
13 Denilmişolmasıilahi bir mtijdedir. Bu ilahi miijdeye göre akıl, liyakat
ve ehliyetine kavuşmuşvasiler himayesinde hukuksuzluktan, veliler terbiyesinde
şakirdlikten necat bulmuştur.

Zira aramak ve bulmak insan ın akıl irade ve ihtiyarınıterbiye eder. Her şey hazırlanmış
olsa idi insanlar tembel olurdu. Herşey beyan kılınmış olsaydıaklın klymet-
i harbiyesi kalmaz, insanın ihtiyannda faaliyet bulunmazd ı.

3. Hanbeli İbn Teymiye ile Kaliki Ebu ishak eş-Şatibi arasında yapılacak bir
mukayese, Musa Carullah' ın başlatmak istediği tecdid ile diğer bazı tecdid hareketleri
arasında yapılmış bir mukayese sayılacaktır. Zira Usul'den çok funi ile ilgili
meseleler üzerinde duran ibn Teymiye, neo selefi olarak bilinen yenilikçilere ne
kadar ilham kaynağı olmuşsa, fıluh usulünde yenilik yapan, Kur'an ve sünneti yorumlarken
laf zın delaletinden çok ş'Ariin maksadını ve toplumun maslahatını esas
alan Ebu ishak eş-Şâtibi Musa Carullaffa o derece kaynaklık etmiştir.
4. Herhangi bir dünya görüşü anlam ve tutarlılığmı nihai atıf çerçevesi olarak
adlandırabileceğimiz bir paradigmada bulur. Bu açıdan bakıldığında, eleştirilebilecek
pek çok yönü olmakla birlikte, Musa Carullah' ın hiçbir meselede bu
paradigmayı yok saydığı iddia edilemez. Ancak, o kendi dar düşünceleri islamın
nihai atıf çerçevesi olarak görenlerle de hep mücadele etmiştir. Kelamcılan topyekOn
karşısına almasıda bundandır. Ona göre bu paradigma üç esas üzerine bina
edilmiştir:
a. Halis tevhid inancı
b. Ahiret inancı
c. Hayat-ıinsaniyede hidayet yollan
Bu sonuncusu Allah' ın bizzat insanlara verdiği haklar, vazifeler ve ahlak ilkelerinden
ibarettir. Bunlar evrenseldir ve hiçbir zaman değiştirilemez.14

5. Yenilikçi hareketlerde en önemli sorun islamın değişkenleri ile sabitelerini
tespit etme knterleridir. Musa Cartıllah bunlarıbelirlerken dış etkenlerden çok islamın
iç dinamiklerini esas almıştır. 0 Şatibi'den aldığı.ilhamla bunu Usul'ud-Din
ve usul-i filch çerçevesinde yapmaya çalışmıştır.
Musa Carullah'a göre; insanlık medeniyet derecelerine tabiatm hareminde ve
nıbubiyetin hadanesinde asırlarca eğitilerek ulaşmıştır; hayatın kanunlanna ve maişetin
hukuklannı hayat mekteplerinde uluhiyyet muallimleri huzunındı okuduğu
derslerden öğrenmiştir. Bu sebeple şedatler asırlann, zamanların ve milletlerin değişmesi
ile değişmiştir. Binaenaleyh tekamül sünnet-i ilahiye'sine tabi olmak üzere

13 33. Alızab, 40. 
14 Şeriat Esasları, 24-32. 


islam şeriatı kendisinden önceki bütün şeriatlerin kemale ermişbir nilshasıolmuş,
medeniyet tarihi boyunca zaman ın elinde ıslah edilerek gelen bütün şeriatlerden
sonra şeriat-ıilahiye olmak sıfatıyla nazil olan islamiyet, evvelki bütün şeriat ve kanunların
saf cevherlerini ve güzel esaslannıcem ederek insanlık dünyasına evrensel
bir rahmet olmuştur.15

Ancak ona göre Kur'an-ıKerim'in nasslan ve Şari-i Hakim'in masum lisan ıile
beyan edilen hilkümler iki k ısma ayrılır:

a. Ahkam-ıIbtidaiyye
b. Ahkarn-ıVifakiyye
Ahkam-ıibtidaiyye, herhangi bir şeye tabi olmayıp insanların insanlık cihetiyle
zaruretlerine, hacetlerine, kemallerine, hukuklanna, vazifelerine ve edeplerine ait
hükümlerdir. Bu hükümler, fed konularda değişebilse de esas bakımından değişim
kabul etmezler. Yani ebedi ve evrensel hilkürnlerdir. Ahkarn-ı Vifakiyye ise asrın
derecesine, vaktin ehernmiyetine, Inekan ın haline Ommetin tabiat-ıedebiyesine,
ahvalin iktizasına ve halin hususiyetine göre vaz' kılınmış 1-ıükümlerdir. Bu tür hilkümler
adalet, doğruluk ve hakkaniyet esaslarına uyduğu sürece kabul ve tatbik
edilir. Ancak ebedi ve evrensel olmazlar, zaman ın ve mekanın haline, halkın tabiatına
ve ahvalin iktizasına göre değişirler.16

Musa Carullah'a göre Kur'an-ıKerim insanın hayatına dair öğretilerini ve sosyal
hayatın esaslarınıiki şekilde beyan etmiştir.

a. Tandid ve tayin tariki
b. Tandidsiz beyan tariki
Yani Kur'an'da bazıhilkümler, sebepleri, şartları ve rilkünleri ile birlikte bir
takım kayıtlara bağlanarak ifade edilirken, bazıhilkümler herhangi bir sınırlamaya
tabi olmadan, herhangi bir kayıtla takyid edilmeden ifade edilmi şlerdir. Mesela taabbudi
olan esaslarla Şeair-i islamiye olarak adlandırılan birtakım uygulamalar birinci
tarikle ifade edilmiştir; yani On bunların rükünlerini, şartlarını, sebeplerini ve
edeplerini bütün yönleriyle izah etmi ştir.

Diğer taraftan yeryüzünde adaleti ayakta tutmak, toplumsal hayat ın nizamını
tesis etmek, insanlar arasında barış ve huzuru temin etmek, aile nizam ınımuhafaza
etmek ve ahlaklıbir toplum oluşturmak için gönderilen hilkümler ikinci
tarzda, yani tandidsiz beyan tarikiyle ifade edilmişlerdir.

İşte Carullah'a göre Kur'an-ıKerim'de tandid ve tayin tarikiyle ifade edilen hilkümler
sabittir, hiçbir zaman değişmezler. Salt ibadet ile ilgili olan hükümlerin
neden değişmeyeceği malumdur. Şeair-i islamiye olarak adland ırılan bir takım uygulamaların
değişmezliğini ise islamiyetin kendi mensuplar ının lisanlarınıtevhid
şian ile tezyin etmek, yüzlerini ayn ıkıbleye çevirerek, birlik oluşturmak, her yerde

15 Şeriat Fçaslan, s. 2. 
16 Şeriat Esasları 16-23. 


ve her asırda müslümanlara tek bir ruh, tek bir kimlik ve haviyet kazand ırmak istemesine
bağlamıştır.

Ancak ona göre ikinci şekilde, yani tandidsiz beyan tarikiyle ifade edilen hakümlerin
uygulanmasıinsanlara bırakılmıştır. Şari-i Hakim, bu konularda akl-ıselimin
deraletini, tab-i selirnin zevkini ve basiretin rehberli ğini kabul etmiştir. Kaldı
ki, milletlerin tabiatları, zamanların ihtiyaçlarıve mekanların özellikleri her bakımdan
farklılık arzeder. Binaen aleyh, her millet kendi asrına, tabiatına iklim ve
coğrafyasına göre intizam kanunlarını, adalet usullerini ve idare esaslarınıkendi
aklı, iradesi, ihtiyarıve tecrübesi ile tespit eder 17

17 Şeriat Esasları, s. 6-10.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder