11 Ocak 2014 Cumartesi

MUSA CARULLAH BİGİYEV


1875-1949 1875-1949

Dedesi Abdulkerim Efendi Devlikamoğulları soyundandır. Babası Yarullah hocası Şeyh Habibullah Efendi'nin kızı Fatıma Hanım ileevlendi. Yarullah Moskova ve Rostov şehirleri arasında döşenen demiryollarında müteahhidlik yaptı. Rostav'a yerleşti. Orenburg MüftüsüSelimgiray, hacca giderken Rostov'a uğradığında O'na misafir olmuş ve O'nu aynı zamanda Rostov Şehrine Ahunt olarak tayin etti. 1870 de doğan çocuğuna Muhammed Zahir, 1875 de doğana da Musa Carullah adını verir. Musa, Avrupa Rusya'sında, Don ırmağı kıyısında, Azak kalesinin biraz kuzeyinde ( Rostov-Na-Don) şehrinde dünyaya geldi. Babası 1881 de vefat etti
Annesi küçük Musa'ya eski usulle yazılmış kitaplardan ders vererek gerekli ilk bilgileri verdikten sonra, 11 yaşındayken O'nu Rostov'dakiReal Devlet Lisesi'ne yazılır. 13 yaşında iken buradan alarak Kazan'daki Gölboyu Medresesine, ağabeyi Zahir'in yanına gönderir. Ancak Medrese hayatına uyum sağlayamaz. Tekrar Rostov'a dönerek yarım kalan lise tahsilini tamamlar.
Daha sonra Buhara'ya gitti. Arapça, Farsça ve İslami ilk bilgileri elde etti. Buhara'da tecdid taraftarı olan Damolla İkram Efendi ileDamolla İvaz Efendi'den Fıkıh ve Felsefe dersleri aldı. Matematik ve Astronomi bilgini Damolla Şerif Efendi'den de bu iki ilmi tahsil etti. Öklid, Pisagor ve Arşimet'in Riyazıyatını, Platon ve Aristoteles'in Felsefelerini okudu. Descartes ve Bacon'u mutaala etti. Matematik sahasında yazılan bazı Rusça kitapları hocası Mir Şerif için Türkçe'ye tercüme etti. Matematiğe olan ilgisi gittikçe artmaya başlar.
Muhiti, Musa Efendi'ye Mektep ve Medrese beğendiremedi. 1896 da Rusya'ya dönerek Fen Fakultesi'ne girmek istedi. Latince bilmediği için kabul edilmedi. İlerde Metodoloji olarak Matematikle Sosyal Bilimleri birleştirme önerisini atacaktır.
Rostov'a döndükten annesini ika ederek İstanbul'a geldi. Mühendislik Mektebi'ne kaydolduysa da Mülkiyeyi Şahane ve HarbiyeMektebleri'nde Rus dili ve ve İlm-i Servet Muallimliği yapan hemşehrisi Musa Akyiğitzade onu bu fikrinden vazgeçirerek başlattığı İslami İlimleri tamamlamasını tavsiye eder. Aradığını bulamadığından Mısır'a gider.
Aradığını Kahire'de de bulamaz. Medreselere itimadı kalmadığı için, müstakil çalışmaya karar verir, ayrı ayrı üstadlardan ders alır.Abduh'un derslerine katıldı. Şeyh Bahit Efendi den ders aldı. Diğer atarftan Daru'l-Kutubi'l-Mısriyye'de mevcut Mushaflar ve Qur'an Tarihi üzerinde araştırmalara başlar.
Hicaz'a geçti. Mekke'de çeşitli ders halkalarına katıldı. Şeyh Salih'ten en-Nesai'nin Sünen'ini okudu. Medine'de Muvatta'yı tetkik etti.
İki yıl sonra Hindistan'a geçti. Diyobent Medresesi'nde altı ay kaldı.
Tekrar Kahire'ye döndü. Buradaki Qur'an Tarihi ve İlimleri çalışmalarını daha sonra yazıya döktü. "Tarihu'l-Qur'an ve'l-Mesahif". Mısır'da 3 yıl kaldı.
Beyrut'a geçti. Eli dar olduğu için buradan Şam'a yaya gittiği söylenir. 11 yıllık bu sehayatlerinde istediğini bulamamış olarak memleketine döndü.(1904).
Bu tür ilim yolculuğundan dönenlerin yaptığı gibi hocalığa başlamadı. Kahire'de tanıştığı Kazan'ın Çistay kasabasında imam ve müderris olan Şeyh Zahir'in oğlu İbrahim Şevket Kemal'in bacısı Esma Aliye Hanım'la evlendi( 1905). 6 kız 2 oğlu dünya'ya geldi.
Hanımını annesinin yanına bırakarak Petersburg'a gitti. Rus Hukuk Fakultesi'ne kaydoldu. Kazan'da misafir olan Fas'lı Ahmed eş-Şankıti( 1872-1913) ile tanıştı. O'nunla beraber Cahiliyye şairlerinden Tarafe ibnu Abd'ın (ö.564) meşhur Divan'ı üzerinde çalıştı.
Rus-Japon Harbi'nin Rusya'nın yenilgiyle sonuçlanması üzerine başlayan ayaklanmalar, II.Nikolay'ın Meşrutiyete dönmesine yol açtı. 1905 ihtilali Müslümanların hürriyetlerini genişletti.
Carullah bu hürriyeti Gazete çıkararak kullandı. el-Asru'l-Cedid ve Vakit gazetelerinde makaleler yazdı. Kadı Abdurreşid İbrahim ile işbirliği yaparak Ülfet gazetesini çıkardı. Türkçe Tilmiz gazetesinde yazdı.
Siyasi, içtimai etkinliklerde bulundu. Yapılan 5 büyük Kurultay'da hazır bulundu. 16-21 Ağustos 1906 da Nijni Novogorod'daki Müslüman Kurultayı'nda baş katiplik yaptı. Toplantı zabıtlarını Kitap haline getirerek yayınladı. O'nun Islahat Esasları eseri bu hususta sağlam bilgiler verir. Bu 3. Kurultay'da "Müslüman İttifak" adlı bir Siyasi Parti'nin kurulmasına karar verildi. 15 kişilik komite içinde o da yer aldı.
1907 de hürriyetler geri alındı. Ülfet Gazetesi kapatıldı. Abdurreşid İbrahim Japonya'ya kaçtı. Carullah Kazan'a gelerek ŞarkKütüphanesi sahibi Ahmed İshaki Efendi ile tanıştı. Burada 1917 devrimine kadar 20 ye yakın eser yayınladı.
Ebu'l-Ala el-Maarri'nin (368-444) el-Luzumiyyat adlı manzum eserinden seçerek çıkardığı fikir hürriyeti telkin eden beyitlerin tercümesi.
--Şatıbi'nin (ö.790) el-Muvafakat adlı eserini dipnotlarla izah ederek bastı.
-Başmüftü Rızaeddin Fahreddin Efendi' nin isteği üzerine Rusya Müslümanları için Mecelle-i Ahkamı Şeriyye'nin hazırlanması görevini aldı. Kavaidi Fıkhıyye eseri bu Mecelle'nin bir ön hazırlık çalışmasıdır.
1910 da ıslah edilmiş Medreselerden, Huseyniye Medresesi'nde Arapça ve Dinler Tarihi derslerini bermek üzere Orenburg'a davet edildi. Müderrislik hayatı uzun sürmedi. İbnu Arabi'nin (1164-1240) Rahmeti İlahiyye'nin umumiyyeti; yani müşrikler dahil hiçkimsenin cehennemde ebedi olarak kalmayacağı görüşünü anlatmasıyla başlar. Rızaeddin ibnu Fahreddin Efendi'nin çıkardığı Şura dergisinde bunları yayınlayınca Medrese Hoca ve İradeleriyle arası açıldı. Orenburg Cemiyeti Hayriyye salonunda bunları anlatınca halktan da tepkiler aldı. Medrese Müdürü ve hocaları, aleyhinde büyük kampanyalar başlattılar. Dersler yarıda bırakıldı fazla kargaşaya yol açmamak için istifa edip Oranburg'dan ayrıldı. Aleyhinde yazılar devam etti. Kendisi konuyu "Rahmeti İlahiyye Burhanları" kitabında neşretti.
1910 da Lutfullah İshaki ile birlikte Finlandiya' ya gitti. Uzun Günlerde Ruze'yi bu seyahati Kuzey kutbunda Akşam, Yatsı ve Sabah namazı ile oruç meşakkatlerinde isabetli bir içtihada varmak için, batmayan güneşi görmek üzere gerçekleştirdiğini söyler.
1913 de Petersburg'ta Emanet Matbaasını kurdu. Ayaz İshaki ile birlikte İL gazetesini çıkardı.
1914 Haziran'ında toplanan Rusya Müslümanları 4. Kurultayı'na katıldı. Rusya'nın her tarafından gelen Türk delegelerden oluşan Kongre'ye Sadri Maksudi, Rızaeddin Fahreddin , Ali Merdan'da katıldı.
Rus İlmi Heyet Cemiyeti üyesi olduğunu söyler Alimcan el-İdrisi. Ay ve Güneş tutulmaları esnasında, yakından takip etmek için seyahatlar düzenler. 1. Dünya Savaşı'ndan sonra gerçekleşen güneş tutulmasını daha uygun bir mahalden tedkik etmek için, bu hususa dair eski ve yeni birçok eseri yanına alarak "Brest Litovski" şehrine seyahat eder. Olağanüstü hal sebebiyle Rus zabıtası, halinden şüphelenerek O'nu tutuklar. 4 ay sonra bırakılır. Gözlem yapamamıştır.
Mayıs 1917 de 5. Kongre'ye katılır. Burada sunduğu tebliğler büyük gürültülere yol açtı. "İslam'da Kadın Hakları". Bu Kongre'nin Divan Başkanlığı'na seçilen 12 kişiden biridir. Ayrıca 10 kişiden oluşan Milli Şura'ya seçildiği gibi, Müftülüğe aday olarak gösterilen 5 kişi arasında da vardır. Bunların arasından Alimcan el-Barudi oy çokluğu ile Müftü oldu.
Önceleri 1917 ihtilalinin hürriyet getireceğini düşünür. 1915 de satışa çıkaramadığı Islahat Esasları Kitabını piyasaya sürer. Kitab'a yeni bir önsöz yazarak "Esaret bitti ta ebed dönmez" der. Şartlar değişir yüzlerce aydın ülkeden kaçar. O içerde mücadele kararı alır.
1918 de Petersburg'da el-Minber adında bir dergi çıkardı. İç harbin alevlendiği günlerde ve daha sonra hep bu kentte kalıp ara sıra Moskova'ya gidip geldi. Hindistan alimlerinden Mevlana Bereketullah'ı evinde 6 ay misafir etti. İngilizler'in sürgününe uğrayıp Moskova'ya gelen Hind Müslümanlarından Mevlana Ubeydullah, Ebu Said el-Arabi, Mevlana Abdurrab, M.Abdulcabbar, Raca Pürtab la görüştü.
16-20 Eylul 1920 de Ufa şehrinde toplanan ve binlerce kadın ve erkeğin katıldığı Kongre'ye katıldı. Burada Ziyaeddin Kemali ve KırımMüftüsü İbrahim Efendi'nin konuşmalarından sonra Rusya Müslümanları'nın Halife'ye bağlılıklarını resmen ilan edildi.
1922 de Mısır'da basılan TBMM'ne Müracat adlı eserini yazdı. Meclis'e Müslümanlar lehine yön vermeye çalıştı. 1921 de Türkistan'a gelen TBMM üyesi Suysallı İsmail Subhi Bey'e bu eseri vererek Mustafa Kemal'e takdim etmesini istedi. Mustafa Kemal ilgi göstermedi.
236 maddelik Anayasa niteliği taşıyan İslamiyetin Elifbası'nı kaleme aldı. İlk 68 maddesi Rusya Müslümanlarının hallerine ve ihtiyaçlarına dair, 168 maddesi ise bütün Müslümanları ve İslam ülkelerini ilgilendirmektedir. Hilafet, insan Hakları, Savaş Hukuku, Sözleşmeler, Kadın Hakları başlıkları vardı. Eseri basmadan önce Ufa'da toplanan Ulama Nedvesi'nde iki gün 2,3 Fasıla ile okumuş ve takdir toplamıştı. Bu eserindeki maddeler Ufa Kurultayı'ndan sonra da birçok toplantıda okumuş, nüshaları çoğaltılarak Türkistan, Kaşgar, Afganistan ve Türkiye Matbalarına gönderilmiştir.
Eserin adı ilhamını bir takım Komunist Partisi liderleri ile birlikte idam edilen Buharin'in Abzuka Kommunizma ( Komunizm' in Elifbası) adlı eserinden alır. Bu eserini Rusya'da bastıramadı.
1923 de 236 maddenin önüne uzunca bir mukaddime koyarak, bastırılması ricasıyla Finlandiya'ya yerleşen Kazan Türkleri'nin İmamı Veli Ahmed Hakim Efendi'ye gönderir. Eser, müellifin isteği üzerine Dini Edebi İçtimai Siyasi Meseleler Tedbirler Hakkında İslam Milletlerineadı altında Berlin'de basıldı. Berlin'de Sovyet Muhalifi siyasi mülteci Ayaz ishaki eseri tashih edip bazı notlar ilave etmişti. Carullah bu sebeble Petrograd'dan Moskova'ya götürülerek bir çok Müslümanla zindana atıldı. Eserin geliri I. Dünya Savaşı Müslüman şehidlerinin yetimlerine bağışlanmış, Eser Çanakkale kahramanlarına adanmıştı.
Tutuklanmak istenir. Şehrin pazarına hakim olan Petersburg Türkleri O'na desdek verir. Rus ve Türkistan Türklerinin istiklali, islam'ın tecdidi için mücadelesini sürdürür.
Lenin'in huzurunda aralarında uzun bir konuşma geçer. Lenin'in ölümünden sonra (ö.1924) takibat tekrar başlar.
Finlandiya'daki Müslümanlar TC Hariciye Vekili İsmet İnönü'ye telgraf çekerek Sovyet Hükümeti katında temaslarda bulunmasını isterler. Telgraf istanbul'da Vakit, Cumhuriyet, Ankara'da Hakimiyeti Milliye ve Yeni Gün gazetelerinede çekilir.
Zindandan tahliyeden sonra 3 yıl Moskova'da gözaltında tutulur. Bu sıralarda Pravda Gazetesi'ne verdiği bir beyanatın yankıları İstanbul'a kadar ulaşır. Hilafet'in ilgasını alkışlamaktadır. Komunizm'i övmektedir. Bu baskı altında bir beyanattır.
Ekim Kasım 1925 de Kırım'a gelerek halk ve hocalarla sohbet eder. Akmescid de çıkan Asri Müslümanlık Dergisi'nde Makaleler yayınladı.Müskirat Meselesi burada hazırlandı.
1926 da Ufa Diniyye Teşkilatı, Mekke'de gerçekleşecek olan Dünya Müslümanları Kongresi'ne davet edilir. 7 kişilik bir heyetle gider. Kaşgarlı Müslümanlar'ın delegesidir. Bu Kongre'den sonra el-Mu'temerru'l- Mekki ve Küllü ma Cera fihi ve Küllü Mesailihi rRsalesini neşreder. Dönüşte heyetten ayrılarak İstanbul'a, oradan da Ankara'ya uğrar. Hariciye Bakanı Tevfik Rüşti ile görüşür. 4-5 saat TBMM Meclis müzakerelerini dinler. İkdam muhabiriyle yaptığı mülakatta Kahire'de yapılacak Hilafet Kongresi'ne katılacağını söyler.
Kahire'ye gider. 1927 de Hac için Ruslardan izin alır. Tekrar İstanbul'a uğrar, Müskirat Kitabını burada bastırır. el-Veşia adlı eserinde buradan Kudus'e geçerek II.Hilafet Kongresi'ne katıldığını söyler.
1930 Kasım'ında "Kerimelerini, oğullarını, rahmetli hürmetli analarını menfaatların şiddetli, zilletli azapları içinde bırakarak tek başına firar eder. Türkistan'ın Rusya hududuna yakın şehri Simhane'ye gizlice geçer. Oradan bir tüccarın deve kervanına katılarak Kaşgar'a varır. Amacı bu şehrin medreselerinde görev alarak buraya tamamen yerleşmektir. Çin hükümeti izin vermez. 4 ay süren bir at yolculuğu ile Küçük Pamir yaylaşını aşarak Afganistan'a gider.
Moskova İmamı Abdullah Süleymani ve pek çok Müslüman O'nun kaçmasına yardım ettiği suçlamasıyla tutuklanır. Geri dönmesi için ailesine baskı yapılır.
Afgan Şah'ı Nadir O'nu yi karşılar. Burada 40 gün kaldıktan sonra Şah'ın yardımıyla edindiği bir Pasaportla Hindistan'a, Bombay'a geçer. Eski dostlarının yanında misafir olur.
1931 de Mısır'a geçer. TBMM ne Müraaat adlı eserini bastırır. 1932 de Finlandiya'ya gelirken Türkiye'ye uğrar. Ankara'da I.Türk Tarih Kongresi müzakerelerini takip eder. Afet İnan, Yusuf Hikmet Bayur'un tebliğini dinlediğini Hatun adlı eserinde yazmaktadır. Elmalı Hamdi Yazır ile görüşür.
Finlandiya'da bir ay kaldıktan sonra Berlin'e geçer. 1933 de Berlin'de Avrupa'daki İslam Münevverlerini biraraya getirerek yeni bir hareket başlatmak için Matbaa tesis eder. Bastığı Hatun'un iç kapağında ve başka yerlerde verdiği ilanda şöyle der: "Medeniyet dünyasının büyük merkezinde ilmi ve dini bir merkez. Büyük Inkılab tufanlarıyla fikirleri ve kalemleri boş kalıp, lisanları susmuş içtihad ehli arzu ederlerse mühim ve faydalı eserleri neşrederiz."
Kur'an'ı kerim'in Nurları Huzurunda Hatun, Kur'an'ı Kerim Ayet-i Kerimelerinin Muciz İfadelerine Göre Ye'cuc Meselesi, Tarihin Unutulmuş Safifeleri...
Verdiği bir ilanla 20 kadar eserini bastıracağını vadeder. Bir süre sonra maddi imkanının bu işe elvermiyeceğini ve bu işi yürütemeyeceğini anlar.
1934 de tekrar Finlandiya'ya geçerek İran ve Irak'a yapacağı seyahat için İran Konsolosluğu'na baş vurur. İstanbul yoluyla önce İran'a gider. İran'da bir gözlemci olarak halka karışır onlarla sohbetlerde bulunur. Okullarını ziyaret eder. Medrese talebeleri ve Mollalarla görüşür. Daha sonra Şia, Hadis ve Fıkıh kitapları üzerinde çok ciddi araştırmalar yapar. Bu arada İran'ı ziyarete gelen Muhsin Emin Hüseyni el-Amili (1867-1952) ile görüşür ve kendisine araştırmaları sonunda hazırladığı Şia fıkhı ve akaidi ile ilgili 20 kadar soru yöneltir. İran'ın Meşhed, Tebriz ve Tahran kentlerinde gezip birçok Şia Müçtehidi ile görüştükten sonra Bağdad'a geçer. 26 gün Necef'te kalır.
Bağdad'dan bir dostuna yazdığı mektupta şöyle der: "İmamı Azam'ın gayet mamur kabri ile odamın arası 5-6 metreden fazla değildir. Ben Hanefi'yim. Ebu Hanife Ravzası'nda kalbim biraz ikamet etmek istedi. Odamda 2 haftadan ziyade itikaf gibi bir halde kalıp gayet mühim kitaplar okudum. Biri 15 ciltlik ve herbiri 450 sahife olan Tarihi Bağdad, diğeri 30 ciltlik el-Mebsut. Hepsini dikkatle okudum, faydalandım."
Geceleri Bağdad alimleriyle ilmi sohbetler tertibler. Daha önce İran'da alimlere sorduğu soruları onlara yöneltir. Sorular elden ele dolaşarak yazılı cevaplar verilmeye başlar. Bunlardan en önemlisi Abdulhuseyin Şerefuddin el-Amili'nin kaleme aldığı el-cibetü Musa Carullah adlı 150 sayfalık eseridir. [1]
İran Irak gezisi bir yıldan fazla sürer. Köklü düşünce değişikliği geçirir. Müderrislik teklifini kabul etmez. Vize almadığı için Şam kapılarından tekrar Bağdad'a dönüp Filistin yolu ile hareket etmek için İngiliz konsolosluğuna müracat eder. Konsolosluğun kefalet olarak istediği 60 altını veremediği için vizeyi alamaz. Nusaybin istasyonu'na kadar gelerek 2. kez Suriye'ye geçmek ister ancak yine geri çevrilir. Sonunda Musullu münevverlerin hazırladığı bir planla Türkiye'ye geçer ancak hudutta yakalanarak Cizre karakolunda nezarete atılır. 4 gün sonra Mardin'e getirilerek sorguya tabi tutulur. Mardin Valisi şöhretinden haberdar olduğu için iyi muamelede bulunur. Mardin'den Adana'ya oradan da İstanbul'a geçer.
1935 sonlarında yarım kalan bazı çalışmalarını tamamlamak için Kahire'ye hareket eder. İran-Irak araştırmalarının ürünü olan el-Veşia Fi Nakdi Akaidi'ş-Şia adlı eserini bastırır. İran Irak Mısır'da eseri tartışılır.
İslam'da Mikat ve Takvim ile ilgili eserini yayınlar: Nizamu't-Takvim fi'l-İslam, Nizamu'n-Nesi inde'l-Arab ve Eyyamu Hayati'n-Nebi.
Kahire'de dostlar edinir: Ahmed Emin, Mustafa el-Meragi, Ali Abdurrazık, Mansur Fehmi, Abdulvahhab Azzam.
1937 de Hindistan'a gider. Bombay'da bir süre kaldıktan sonra Benares'e geçer. Burada Sanskritce öğrenerek Muhabaratha ile DörVeda'yı asıllarından tetkik eder. Bir mektubunda şöyle yazar: "Ben Benares'te Hindu Brahmanları'nın en büyük alimleri huzurunda mübtedi bir talebe sıfatıyla Hind'in en eski Vedalarını Hind Peygamberleri'nin semavi kitaplarını, Hind Filozoflarının Felsefelerini, Hikmetlerini tamamıyla değilse de biraz öğrenmeye çalışıyorum."
1938 de Japonya'ya kaçan arkadaşı Kadı Abdurreşid İbrahim'den davet alır. Japonya'da O'nunla İslam'ı yayma çalışmalrına iştirak eder. Çin, Cava ve Sumatra'ya düzenlenen bir tebliğ heyetine katılır. 1939 da II.Dünya savaşı patlak verir.
Hindistan'a geçer. Kabil'e yerleşmek ister. Peşaver'de İngilizlerce yakalanır. 2 seneye yakın zor şartlar altında hapis yatar. Phobal hükümdarı Muhammed Hamidullah'ın müdahalesi ile kurtulursada 1945 e kadar burada gözhapsinde tutulur. İlmi çalışmalarını sürdürür, teliflerine devam eder. Arapça 8 eser yazar. Elde ettiği parayı kendisi muhtaç olduğu halde Bombay'daki muhacir çocukları için yapılan Medrese'ye bağışlar.
Mart 1946 da Delhi'ye, oradan tekrar Bombay'a geçer. Sıhhati bozulmuştur. 2 ay hastanede yatar, Ameliyat olur.
1947 de Kahire Maarif Vekili Evkaf Nazırı Ali Abdurrazık Paşa'ya çektiği telgrafta sıhhatinin çok bozulduğunu, Kahire'ye gelmesi için kendisine yardım etmesini ister ve Kahire'ye gider.
Hanımı ile Berlin'den yaptığı telefon konuşması dışında irtibatı yoktur. Kahire'de Yusuf Uralgiray'a: "Oğlum görüyorsun ki ben artık yaşlandım, hem de içimde dinmeyen sürekli bir sızı var. hanımımı ve çocuklarımı terkettim. Elbette zavallılara çok çektirmişlerdir. Çok yaşlıım, buna rağmen Komunistler beni öldüreceklerse varsın öldürsünler fakat ben kararlıyım Rusya'ya döneceğim" diyerek Pasaportunu verip kendisi için Rus vizesi almasını ister.
İstanbul'a uğradı. Uçak mühendisi olan oğlu Ahmed'in II.Dünya Savaşı'nda Almanlara sığındığını öğrenir. Yusuf Uralgiray, Ahmed'in adresini temin ederek mektuplaşmalarını sağlar. Parasızlık nedeni ile oğlu ölümünden önce gelip babası ile görüşemez.
1947 yaz sonlarında Aksu adlı Türk vapuru ile Mısır'dan İstanbul'a hareket eder. Yolda vapurun güvertesinde düşerek kolunu ve bacağını kırdığı için Galata Rıhtımı'ndan Sedyeye konarak Guraba hastanesine götürülür.
Hastane'den çıktıktan sonra Ankara'ya uğrdı. Burada 10 gün kalıp Kazanlı hemşehrilerini ziyaret ettikten sonra İstanbul'a döner. Kışı İstanbul'da geçirdi. Sıhhati bozuldu. Rusya'ta gitme fikrinden vazgeçip Kahire'ye döndü.
Ali Abdurrazık Paşa vasıtasıyla Kalavun Hastanesi'ne yatırıldı. Kendisine 6 Cüneyh aylık bağlandı. Mesane ve katarakt ameliyatı geçirdi. Kalp yetmezliği görüldü. Kadı Abdurreşid İbrahim'in kızı Fevziye Hanım ve Alimcan İdrisi kendisi ile ilgilenir. Surumunu Hidiv Tevfik'in kızı Hatice Hanım'a aktarırlar. Daha önce Mehmet Akif Ersoy'u da himaye eden bu Hanı annesinin Mısru'l-Kadim'de yaptırdığı kimsesizler huzurevinde doktorlu ve hizmetkarlı bir oda tahsis ettirir. 28 Ekim'de orada vefat eder.
29 Ekim tarihli el-Ahram'ın haberine göre cenaze namazı Seyyide Nefise Camii'nde kılındı. Afifi'deki Hidviyye Ailesi'nin Kraliyet mezarlığına defnedildi.


[1] 1935 de Necef'de, 1936 da Sayda'da basılır. 1966 da 2. baskısı yapılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder