Bugünlerde ölümünün 50. yılı dolayısıyla Musa Carullah Bigiyev, Türkiye’de ve Tataristan’da anılıyor; tanıtım için sempozyumlar düzenleniyor. Bu münasebetle; bu zat kimdir, fikirleri nelerdir, neler yapmıştır? bunun üzerinde durmak istiyorum.(DURMAK İSTİYORUM!... bu ifade yakışmış, ne kadar kolay dimi bir insanı karalamak)
İsterseniz konuyu biraz geriden alayım: Batı Devletleri özellikle de İngiltere, dünya hakimiyetini elde edebilmek için, bütün hesaplarını Osmanlı’yı yıkma üzerine yapmıştı... Osmanlı’nın özünün de, İslâmiyet olduğu gerçeğini bildiklerinden, bütün güçlerini İslamiyeti bozmaya yönelttiler...
İslamiyeti güç kullanarak yıkmalarının mümkün olmadığını birçok acı tecrübeden sonra anlayınca içeriden yıkma planları yaptılar. İslamiyeti içeriden bozmak için de din adamlarının elde edilmesi gerekiyordu. Bu iş için de daha rahat hareket edebildikleri Mısır’daki El-Ezher’i seçtiler. Burada yetiştirdikleri adamları vasıtasıyla bütün Müslüman ülkelere Osmanlı düşmanlığını aşıladılar. Osmanlı düşmanlığı adı altında da tabii ki din düşmanlığını yaydılar.
Osmanlı düşmanlığını sadece Arap ülkelerinde yaymakla kalmadılar. Türkistanda; Tataristan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Türk devletlerinde de bu faaliyete devam ettiler. Buralarda açıkca Osmanlı düşmanlığı yapamadılarsa da, dolaylı yoldan bunu yaptılar.
Mesela hep şunu tekrarladılar, “Osmanlı ictihad kapısını kapatarak İslamiyete büyük zarar vermiştir.”
İctihaddan maksadları da, dinde reform yaparak dini değiştirmek, yani yok etmek...
Bu işte kullandıkları adamlardan biri de, ne yazık ki, tanıtımı yapılan Musa Carullah Bigiyev’dir.
Musa Carullah Bigiyev (1875-1949), tahsiline Kazan Külbuyu medresesinde başladı. Daha sonra, tahsilini Mısır’da yapması tavsiye edildiği için reformist üretim merkezi olan Mısır’a gitti. Tanınmış reformculardan ders aldı. Tahsilini tamamladıktan sonra birçok ülkeyi gezdi.
Türkistan’da ceditçiler yani yenilikçiler hareketini başlattı. Reformcu gazete ve dergilerin yayın heyetinde görev aldı. İslamiyete ters düşen fikirlerinden dolayı İslâm alimleri tarafından şiddetli tenkit görerek reddedildi. (sanırım islamiyet ve kuran farklı şeyler)
Reformculuğu sadece Müslüman ilim adamları tarafından değil yabancı yazarlar tarafından da dile getirilmiştir. Batı’da “İslamın Luther’i” olarak tanınmıştır. Meselâ, A.Bennigsen’in “L’islam en union Sovietique “ kitabında şöyle bahsedilir Musa Carullah Bigiyev’den:
“Mercanî ve talebesi Musa Carullah Bigiyev gibi yenilikçiler, Müslüman aleminin geri kalmışlığının sebebini dinde görüyorlardı. :)
Bunun için dinde reform şart diyorlardı.:)
Klâsik eğitim görmüş bütün İslâm alimlerine hücum ediyorlardı. Din adamlarını “parazit sınıf” olarak görüyorlardı. Bu ve bunun gibi ithamlardan din adamları büyük yara almıştı. Bu yüzden de, İslâm âlemi tarafından büyük tepki topluyorlardı. Kısa zamanda bu fikirler İslâm camiasının dışına itildi.
Buna rağmen, Modern Liberal “Cedîd”lerin sayıları bazı bölgelerde hızla arttı. Cedîdler ilerici genç burjuvalardı. Reform için çarpışmaya hazırdılar. (bir başka bakış açısıyla şöyle de denebilir: gerçek islama ulaşmak için canını vermeye hazır, ilerici, okumuş, aydın ve zengin gençler) Bunlara karşı duran gruplar ise “Kadîmciler” adını taşıyor ve muhafazakâr tavırlarını korumaya çalışıyorlardı. 1905’te Cedîd’ler sahneyi tamamen doldurmuşlardı. Kadîmciler ise, bir grup Kazanlı Türk aydını tarafından destekleniyor, daha fazla kırsal alanda ilgi görüyorlardı. (kırsal alanda dimi, yani çadırda yaşayan okuma yazma bilmeyen cahil halk arasında yani, saptırma mı var sanki, ne kadar kolay dimi bir insanı karalamak)
Bunların yüzünden, Rusya Müslüman topraklarının hiçbiri, Kazan ülkesi kadar dinî kargaşalığa şahit olmamıştır. Aslında, Kazak steplerinde dinî reform diye bir konu kesinlikle yoktu... Müslüman Kazaklar, cedlerinin yolunda yürümekten mutluluk duyuyorlardı. (:) tabi canım aralarında hiç fark yok, tek fark kazakların okul ve okuma nedir bilmemeleri ve orta asyada hoca,ilim,tahsil deyince kazan akla gelmesi dışında, mutluluklar sizinle elem yok olsun, ne kadar kolay dimi bir insanı karalamak)
Türkistan Cedîd’leri ise, ne yaptılarsa ülkeyi yerinden oynatamadılar. Çünkü Müslümanlar her zaman güçlüydü. Türkistan, Komünizm İhtilâline kadar Kadimciler’in kalesi olarak kaldı. Kuzey Kafkasya’da ve Dağıstan’da durum aynı oldu.
Türkiye’de ise din, uzun zamandan beri reformcuların hücumlarına uğruyordu. Fakat, asırlardır devam eden sağlam yapıyı bozamıyorlardı.” (tabi canım ne güzel cariyelerle yürek yüreğe kadir geceleri kutlamak yani nesini eleştirecez o yapının dimi? bozamadılar dimi? ne kadar kolay bir insanı karalamak)
Bu kitabın dipnotunda da şöyle bir ifadeye yer veriliyor: Bigiyev, cüretli bir din adamı olarak tanındı. Dini değiştirmeye yönelik reformcu hareketleri Türk devletlerinde ve Türkiye’de şiddetli tartışmalara yol açı. Bigiyev, 1917’den sonra yani komünizm ihtilalinden sonra da Rusya’da kalmayı tercih ederek, (Bilahare rusyadan kaçtığını yazmak zor tabi, ve ailesinin bu yüzden öldürüldüğünü de ne kadar kolay bir insanı karalamak)
İslâm ile komünizmin arasını bulmaya çalıştı. Marksizme hiç çatmadı. (siz kemalizme çata çata bir hal oldunuz ne kadar kolay değilmi bir insanı karalamak)
1930’da ümitlerini tamamen kaybetti.” (Not: Rusya müslümanları kongresinin bildirgesini kimse yanına almaya yanaşmadı bildirgeleri dışarıya o çıkardı, tüm riskleri göze alarak, ne kadar kolay dimi birini karalamak)
Kurtuluş savaşı sıralarında, Moskova’ya görevli giden bir diplomatımızın hatıralarından da bir alıntı yaparak yazımı bitirmek istiyorum: “Musa Carullah, tuhaf bir adamdı; asabi, hisslerine tâbi, ileriyi göremeyen biriydi. Bir kitap yazmıştı; müsveddelerini bana verip, Ankara’da bastırmamı ve kendisine görev verilmesini istedi. Zamanın Adliye vekili Abdullah Azmi Bey’e dileğini ilettim. Kitabın basılmasına razı olmadığı gibi bana şu cevabı verdi: Musa Carullah, ictihat kapısı açmak, dini değiştirmek isteyen, dinle ilgisi olmayan biridir. Böylelerini burada hizmete alamayız!”
Şimdi sormak lazım: Memleketimizde tanınmayan, bilinmeyen sicili bu kadar kabarık bir kimseyi elli yıl sonra reklâm etmenin kime ne faydası var?
Mehmet ORUÇ Türkiye gazetesi
ALLAH RAZI OLSUN " Memleketimizde tanınmayan, bilinmeyen sicili bu kadar kabarık " bu kelimeler her şeyi anlatıyor.sil geri kalanını tanımıyor ve bilmiyorsunuz bu kadar basit.
peki neden mısırda öldüğünde kütüphanesini TÜRKİYE CUMHURİYETİNE vasiyet etmiş bu hain?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder