Kadın…öyle terimleşmiş bir kelime ki sanki artık kadın denince bir insandan bahsedilmiyor da farklı bir yaratılış mertebesinden bahsediliyor…Kimi övüyor göklere çıkarıyor,meleklerle yarıştırıyor kimi ise ruhunun olduğundan şüphe duyuyor.Her tutumun ifradı ve terfidi yanlış olduğu gibi bu konu hususunda da her iki uç tutum yanlıştır oysa.
Dünya varolduğundan beri,hemen hemen istisnasız tüm tarih dönemlerinde bazen koruma amaçlı, bazen anlaşılmayan art niyetlerle kontrol altına almak amaçlı,bazen din adına,bazen de kendi elleriyle kurdukları toplum ve bu toplumun gelenek görenek ve kuralları adına kadın arka planda bırakılmış;tabi burada bırakılmış fiilinin failini sorarsak kadın olmayanlar yani erkekler sonucuna götürür düz mantık bizi,ancak ben bu sonuçtan çok emin değilim açıkçası bu benim için bir “faili meçhul olgu” ,hatta bir ara bunu Yaratıcının iradesi olarak görmedim de değil zira bu kadar kesintisiz ve istikrarlı bir geride kalış hiçbir güçle sağlanamazdı.Hele ki tüm toplum bireylerinin mutlaka bir kadın tarafından büyütüldüğünü düşününce..yoksa kadın mı kendi eliyle kendini bu konumda tutmak,gölgede kalmak istemiştir…Ve yahut bu bir arz talep meselesi miydi? Kadınlar erkeklerde hep güçlü,eğilmez,cesur,akıllı,hükümran olmaları gibi manevi meziyetler arayarak onların bu yönde gelişmelerine sebep olurken, erkekler kadınlarda hep maddi güzellikler arayıp kadınları kendi dış görünüşlerinden başka bir şey düşünemez duruma gelmelerine ve böylece toplumda belirleyici unsur olma yeteneklerini kaybetmelerine mi sebep olmuştur; yani kalıplaşmış ifadesi ile her başarılı erkeğin arkasında başarısız bir kadın mı vardır? Musa Carullah Bigiyev yüzyılın başında yazdığı Hatun adlı eserinde bunu şöyle ifade etmiş:“Eğer kadın vücudunu tezyin ediyor ,zinet ve süse fazla meylediyorsa bu erkeklerin kusurdur.Medeniyet dünyasının modalarına bu derece mübtela olmaları erkeklerin günahıdır….Erkekler dış güzelliğe bu kadar önem vermeyip,manevi cemalden ve ebedi kemalden haz alsalardı,hatunların edeplerini ve ictimai faziletlerini takdir etselerdi kadınlar süs ve güzellikte değil,ictimai faziletler hususunda birbiriyle yarışacaklardı”.Elbette bu hususta kadının fıtratı ve güzelliğe ,bununla takdir edilmeye meyli gözardı edilemez.Erkekleri tek suçlu ilan etmek de hakkaniyete uymaz.
Evet,tarih boyunca kadının ictimai vazifeler ve dolayısıyla haklar bakımından arka planda kalmasına bu ve bunun gibi birçok sebeb bulunabilir.Sanırım benim açıklamam da şöyle olurdu:Toplumlar aileye o kadar önem verdi ki kadını hep ailenin huzuru ve bekası için gayret ve fedakarlığa yöneltti,kadında da evladına ve aile efradına öyle fıtri bir bağlılık vardı ki şahsi menfaat ve haklarını gözü görmedi.Aklının ve meziyetlerinin buna yetmediği açıklamasını yapanlara genetik,biyoloji ve tıp araştırmaları hatta bu noktada meziyetlerini sergileyen kadınların bizzat kendileri gereken cevabı zaten verdiler .Ancak şimdi toplumu başka bir tehlike bekliyor:bekçisiz kalan yuvalardaki yavru kuşların biçareliği ve artık yuva yapmayan dişi kuşlar:Aileyi kim ayakta tutacak? Kadına gereken değerin verilmemesi sonucu böyle bir bedel ödüyor şimdi erkekler ,kadın en ufak bir sıkıntıda yuvayı terk edebiliyor artık
Konu merkezinden kaydı biraz.Benim bugün sizinle paylaşmak istediğim aslında kadının imtihanı değildi,başlıkta belirttiğim üzere İslam’ın kadınla imtihanı idi.Gerçekten de kim ne zaman İslam’a bir eleştiri getirecekse bu hep İslam’ın kadınla ilgili hükümleriyle ilgili oluyor.Müslümanlar kadının şahidliği,miras hukuku,teaddüd-ü zevcat,boşanmadaki edilgenliği,tesettürü konularında devamlı eleştiriliyor.Sanki tüm toplumlar ve dinler kadına değer vermiş İslam da gelmiş bu gidişatı durdurup kadını ait olduğu derekeye indirmiş gibi.
Bunun bir örneği de Almanya’da görüldü. Almanya`nın Frankfurt kentinde eşi tarafından tehdit edildiği için acil boşanma talebinde bulunun Fas asıllı kadının isteği hakime Datz Winter tarafından “Kuran`ın Nisa Suresi`nin 34. ayetine göre kadının üzerinde erkek hakimiyeti vardır. Bu yüzden acilen boşanmanıza gerek yok,böyle durumlar sizin kültürünüzde normaldir gerekçesiyle reddedildi.İslamı böyle tanıyanlara mı yoksa böyle tanıtanlara mı kesilmeli bunun faturası veya şöyle soralım suç İslam’ın mı,Müslümanların mı yoksa İslamı bilmek ve tanımak istemeyen objektif yaklaşamayacak kadar dine öfke duyanların mı?Haberi duyan bu öfkeli kesim “gördünüz mü şeriat şeriat diyordunuz alın size şeriat” edasıyla hakime hanımın kararını yerinde bulurken aklı başındaki hukukçular tepkilerini gösterdi.Tabi olan yine İslam’ın algılanışına daha doğrusu algılanamayışına ve yanlış algılanışına oldu.
Oysa bu nasların yanlış anlaşılmalarını ve uygulamalarını düzeltecek açıklamalar ve yorumlar da da yapıldı İslam dünyasında,mesela Musa Carullah “bazı konularda Kur`an`ın tedricilik prensibinin nüzûl süreci ile sınırlı olmadığını söylemiştir. Ona göre Kur`anı Kerim, kadın konusunda getirdiği hükümlerin önünü açık bırakmıştır. Başka bir ifade ile, Kur`an Müslümanlara kadın hakkında çizdiği çerçeve ile yetinmeyip, zaman içinde daha ileri adımlar atmalarını em retmiştir. Ne var ki, Müslümanlar tarih içinde Kur`anı Kerim`in bizzat çizdiği çerçeveyi dahi yakalayamamış ve Kur`an öncesi düşünceler İs lam toplumlarında hayatiyetini, hem de İslam görüntüsü altında devam ettirmiştir. Kadim din ve kültürlerin Müslümanlara tesiri, yerleşik kültür ve geleneklerin dine baskın çıkması, dinin ve dinî metinlerin yanlış anlaşılması ve yanlış yorumlanması yanında, Müslümanların ahlaki zaafları da bu tür düşüncelerin yaşa masına ve kökleşmesine zemin teşkil etmiştir.” Böyle cesur ve gür bir sadanın çıkıp İslam kadına zulmü ve şiddeti öngörmüyor,şahidlikte ve mirasta yarım bırakılışı imani bir genel geçer kural ve şart değil,boşanma hakkı var demesi mevcut ayetler üzerinde ictihad yapması gerekiyor ama biz Kur’an ı okumayıp kılıfına sarıp duvara asan saygıda kusur etmemek için ona dokunamayan bir ümmetiz.Acaba böyle saygı mı göstermiş oluyoruz.Muhafazakarlık adı altında dinin yanlış anlaşılmasına sebebiyet vermiyor muyuz bir düşünmeli.Birazcık fikir yürütmek isteyenlere senin imanın eksik diyerek nükleer silahla saldırmak dini dokunulmaz yaptı ama işlevsiz de kıldı.
11 Ocak 2014 Cumartesi
BUTİ VE CARULLAH
Muhammed Said Ramazan el Buti ile Musa Carullah birbirlerine zıt iki portre ve ekolü temsil ederler. Musa Carullah, savruk ve liberal meşrep bir İslamcıdır. Bununla birlikte hakperest bir yönü vardır. Bu onu arayıştan arayışa itmiştir. 20’inci yüzyılın muzdariplerinden birisidir. Bir yerde de karar kılmamıştır. Belki de en kararlı olduğu nokta Şia’yı ve Şia ulemasını tanıdıktan sonra Şia aleyhtarlığında karar kılmasıdır. Bu hususta tecrübelerini kaleme almış ve bunları El Veşia kitabında toplamıştır. ‘El-Veşia fi nakdi akaidü’ş-şia’ kitabı dalında bir şaheser olmuştur. Şia’yı içeriden ve derinden kavramıştır. Muhibbiddin Hatip, 30 yıl Şii ulema ile ahbaplıktan sonra onlarla yollarını ayırmıştır. Reşid Rıza başta el İrfan dergisi gibi Şia dergi ve mevkuteleriyle yazışmalarından ve yıllarca kader ortaklığı yaptıktan ve 26 yıllık Şii alimleriyle ahbaplıktan sonra Muhibbiddin Hatip ile aynı noktaya gelmiştir. Mustafa Sibai için de aynısı söylenebilir. Yusuf Karadavi de Ayetullah Teshiri gibilerle aynı çatıyı paylaştıktan sonra 2008 yılında yollarını ve taraflarını ayırmıştır. Buti ise teorikte Ehl-i sünnet çizgisinin müdafii olmakla birlikte Siyasi teşeyyü üzerinden onlara yakınlaşmış ve Suriye rejiminin Tahran’daki inanç eksenli kuzenleriyle ilişkilerini görmezlikten gelmiştir. Bununla birlikte, Buti, Fethülislam Medresesi gibi, mezheplerin yakınlaşması projesine karşıdır. Mezhepler arası yakınlaşma projesinin faydasız olduğunu ve Şiilerin takiyyeden vazgeçmedikçe sağlıklı ilişki ve köprü kurulamayacağını söyler. Onun ötesinde Şiilerin (İran) İslam aleminde parayla Şiileştirme faaliyetlerine sürdürdüklerine değinir (Avruba: Minettakniyyeti ile’n ruhaniye, Darul’l Fikr el Muasır, S. 48, 1999). Daha sonra teorideki bu tavrını pratikte sürdüremeyecektir. Fethi Yeken’in durumuna düşecektir. Özellikle de oğul Beşşar döneminde. Burada dikkat çekici husus şudur: Musa Carullah Bigiyev, Bolşevizmin patlak vermesinden ve kopmasından sonra komünist odaklardan umudunu kesmemiş ve 15-20 yıl onlarla uzlaşmaya çalışmış ve onların intibaha gelmelerini ve reşit olmalarını beklemiştir. Olmayınca onlardan umudun kesmiş ve yollara düşmüş ve geride kalan bazı akrabalarını komünizme kurban vermiştir. Buti de belki hem kendisini hem de torununu bu yasak ilişkiye kurban vermiştir. Lenin’in ifadesiyle komünizm siyasi bir çocukluktur. Baasçılık da komünizmin Arap dünyasında çocuğu ve iz düşümüdür. İdeolojik bir miyopluk ve siyasi çocukluktur.
¥
Musa Caralluh saflığına yenilerek liberal zeminden komünistlere kredi açmıştır. Parantezi kapattığında büyük bedeller ödemiş ve acılar yaşamıştır. Onunki bir fikri sergüzeşt ve macera olmuştur. Buti de, Musa Caralluh Bigiyev’in izinden giderek Baas ve Baasçılara kredi açmıştır. Şaşırtıcı olan nokta şurasıdır: Nasıl oluyor da liberal bir İslamcı ile muhafazakar bir alim aynı noktada buluşabiliyorlar? Buti son ana kadar rejimin mevzilerini ve cephelerini savunuyor. Kimileri seferberlik konusunda Başmüftü Ahmed Bedreddin Hassun ile ters düştüğünü söylüyor. Keşke bu doğru olsa! İki zıt istikametten gelen iki alimin orta noktada buluşmasını kör noktalarına hamletmek gerekir. Muhammed Hayr Ferec gibi kimi ulema Buti’nin tutumunun içtihadi olduğu kanaatindedir. Gerçekten de kısmi bir maslahat düşüncesi dışında Baas veya komünist rejimlere icazet verilebilir mi? Siyasi meselelerde içtihadi pozisyon üzerinden birçok yanlış aklanmakta ve dolayısıyla Nuseyri yazarlarından Ahmet Ali Recep’in ifade ettiği gibi bu durum tebrir (mazeret ve bahane üretme) mesleğini ortaya çıkarmaktadır. Buti ve Carullah’ın benzer taraflarından birisi Buti’nin Şam ve Carullah’ın Anadolu vurgusudur. Bu vurgu doğru olmakla birlikte bu vurgunun üzerinden aykırı rejimlerin aklanması kabul edilemez. Elbette doğru değildir.
¥
Buti’nin tekmili birden baba ve oğul Esat’larla yakın ilişkilerine mukabil Musa Carullah Stalin ve Lenin ile görüşmüş ve onlarla müdavele-i efkarda bulunmuştur. Sovyet liderleriyle anlaşma ümidinde olmuştur (Ahmet Kanlıdere Kadim ile Cedit arasında Musa Carullah, Dergah yayınları, s:96). Seyyid Bey hilafetin kaldırılmasının gerekçelerini teorikleştirmeye çalışmıştır. Hilafetin tarih içinde ideal formundan koptuğunu ileri sürerek hilafetten arınmaya savunmuştur. Musa Carullah da keza hilafetin kaldırılmasını ya siyasi baskılar altında ya da hür kanaatiyle alkışlamıştır. Bunlar içtihada hamledilecek meseleler midir?
Bigiyef’in hayatı hep yolculukta geçmiş ve hep arayış içinde olmuştu. Buti ise hep aynı yerde olmuş ve hiç durak değiştirmemişti. Lakin her ikisi de statik noktalarda buluştular. Musa Carullah’ın ceditçiliği ile Buti’nin kadimciliğinin buluştuğu mizansız veya düzensiz veya statik noktalar var. Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin ifadesiyle Bigiyef hem Bolşevik hem de Ankara mezhebine göz kırpmıştır. Bolşevizmden umudunu kesse de Ankara’dan umudunu kesmemiştir. Bigiyef’in boşlukta yüzen ceditciliği ile Buti’nin sabit ve değişmez kadimciliği ilginç bir noktada kesişmiştir. Bigiyef yenilik adına en azından ilk yıllarda Sovyetler Birliğine sahip çıkarken Ankara mezhebinden kaçarak Şam’a yerleşen Buti ailesi ise Muhammed Said Ramazan el Buti’nin şahsında son demlerinde Ankara mezhebiyle kardeş olan Şam rejimiyle bütünleşecektir. Çıkılan idealler ile varılan gerçekler arasında böyle tezatlar veya farklar ortaya çıkmaktadır. Carullah ‘perennial philosophy’ adı verilen dini çoğulculuk veya ezeli hikmet doktrinine inanan ve bu uğurda Rahmet-i İlahiye Burhanlarını yazan kişidir. Şeyhülislam Mustafa Sabri ise ona karşı Yeni İslam Müçtehitlerinin Kıymet-i İlmiyesi adıyla reddiye yazmıştır. Ceditçiliğin bir nişanesi olarak Musa Carullah içtihat kapısının açık olduğuna inanıyordu. Buti ise kadimci ekol gibi bu konuda ihtiyatlı idi.
¥
Musa Caralluh saflığına yenilerek liberal zeminden komünistlere kredi açmıştır. Parantezi kapattığında büyük bedeller ödemiş ve acılar yaşamıştır. Onunki bir fikri sergüzeşt ve macera olmuştur. Buti de, Musa Caralluh Bigiyev’in izinden giderek Baas ve Baasçılara kredi açmıştır. Şaşırtıcı olan nokta şurasıdır: Nasıl oluyor da liberal bir İslamcı ile muhafazakar bir alim aynı noktada buluşabiliyorlar? Buti son ana kadar rejimin mevzilerini ve cephelerini savunuyor. Kimileri seferberlik konusunda Başmüftü Ahmed Bedreddin Hassun ile ters düştüğünü söylüyor. Keşke bu doğru olsa! İki zıt istikametten gelen iki alimin orta noktada buluşmasını kör noktalarına hamletmek gerekir. Muhammed Hayr Ferec gibi kimi ulema Buti’nin tutumunun içtihadi olduğu kanaatindedir. Gerçekten de kısmi bir maslahat düşüncesi dışında Baas veya komünist rejimlere icazet verilebilir mi? Siyasi meselelerde içtihadi pozisyon üzerinden birçok yanlış aklanmakta ve dolayısıyla Nuseyri yazarlarından Ahmet Ali Recep’in ifade ettiği gibi bu durum tebrir (mazeret ve bahane üretme) mesleğini ortaya çıkarmaktadır. Buti ve Carullah’ın benzer taraflarından birisi Buti’nin Şam ve Carullah’ın Anadolu vurgusudur. Bu vurgu doğru olmakla birlikte bu vurgunun üzerinden aykırı rejimlerin aklanması kabul edilemez. Elbette doğru değildir.
¥
Buti’nin tekmili birden baba ve oğul Esat’larla yakın ilişkilerine mukabil Musa Carullah Stalin ve Lenin ile görüşmüş ve onlarla müdavele-i efkarda bulunmuştur. Sovyet liderleriyle anlaşma ümidinde olmuştur (Ahmet Kanlıdere Kadim ile Cedit arasında Musa Carullah, Dergah yayınları, s:96). Seyyid Bey hilafetin kaldırılmasının gerekçelerini teorikleştirmeye çalışmıştır. Hilafetin tarih içinde ideal formundan koptuğunu ileri sürerek hilafetten arınmaya savunmuştur. Musa Carullah da keza hilafetin kaldırılmasını ya siyasi baskılar altında ya da hür kanaatiyle alkışlamıştır. Bunlar içtihada hamledilecek meseleler midir?
Bigiyef’in hayatı hep yolculukta geçmiş ve hep arayış içinde olmuştu. Buti ise hep aynı yerde olmuş ve hiç durak değiştirmemişti. Lakin her ikisi de statik noktalarda buluştular. Musa Carullah’ın ceditçiliği ile Buti’nin kadimciliğinin buluştuğu mizansız veya düzensiz veya statik noktalar var. Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin ifadesiyle Bigiyef hem Bolşevik hem de Ankara mezhebine göz kırpmıştır. Bolşevizmden umudunu kesse de Ankara’dan umudunu kesmemiştir. Bigiyef’in boşlukta yüzen ceditciliği ile Buti’nin sabit ve değişmez kadimciliği ilginç bir noktada kesişmiştir. Bigiyef yenilik adına en azından ilk yıllarda Sovyetler Birliğine sahip çıkarken Ankara mezhebinden kaçarak Şam’a yerleşen Buti ailesi ise Muhammed Said Ramazan el Buti’nin şahsında son demlerinde Ankara mezhebiyle kardeş olan Şam rejimiyle bütünleşecektir. Çıkılan idealler ile varılan gerçekler arasında böyle tezatlar veya farklar ortaya çıkmaktadır. Carullah ‘perennial philosophy’ adı verilen dini çoğulculuk veya ezeli hikmet doktrinine inanan ve bu uğurda Rahmet-i İlahiye Burhanlarını yazan kişidir. Şeyhülislam Mustafa Sabri ise ona karşı Yeni İslam Müçtehitlerinin Kıymet-i İlmiyesi adıyla reddiye yazmıştır. Ceditçiliğin bir nişanesi olarak Musa Carullah içtihat kapısının açık olduğuna inanıyordu. Buti ise kadimci ekol gibi bu konuda ihtiyatlı idi.
MUSA CARULLAH BİGİYEV
- Ayrıntılar
- Kategori: Müslüman Düşüncesini Etkileyenler
- Çarşamba, 30 Kasım -0001 00:00 tarihinde yayınlandı.
- UlumulHikme.De tarafından yazıldı.
- Gösterim: 160
Dedesi Abdulkerim Efendi Devlikamoğulları soyundandır. Babası Yarullah hocası Şeyh Habibullah Efendi'nin kızı Fatıma Hanım ileevlendi. Yarullah Moskova ve Rostov şehirleri arasında döşenen demiryollarında müteahhidlik yaptı. Rostav'a yerleşti. Orenburg MüftüsüSelimgiray, hacca giderken Rostov'a uğradığında O'na misafir olmuş ve O'nu aynı zamanda Rostov Şehrine Ahunt olarak tayin etti. 1870 de doğan çocuğuna Muhammed Zahir, 1875 de doğana da Musa Carullah adını verir. Musa, Avrupa Rusya'sında, Don ırmağı kıyısında, Azak kalesinin biraz kuzeyinde ( Rostov-Na-Don) şehrinde dünyaya geldi. Babası 1881 de vefat etti
Annesi küçük Musa'ya eski usulle yazılmış kitaplardan ders vererek gerekli ilk bilgileri verdikten sonra, 11 yaşındayken O'nu Rostov'dakiReal Devlet Lisesi'ne yazılır. 13 yaşında iken buradan alarak Kazan'daki Gölboyu Medresesine, ağabeyi Zahir'in yanına gönderir. Ancak Medrese hayatına uyum sağlayamaz. Tekrar Rostov'a dönerek yarım kalan lise tahsilini tamamlar.
Daha sonra Buhara'ya gitti. Arapça, Farsça ve İslami ilk bilgileri elde etti. Buhara'da tecdid taraftarı olan Damolla İkram Efendi ileDamolla İvaz Efendi'den Fıkıh ve Felsefe dersleri aldı. Matematik ve Astronomi bilgini Damolla Şerif Efendi'den de bu iki ilmi tahsil etti. Öklid, Pisagor ve Arşimet'in Riyazıyatını, Platon ve Aristoteles'in Felsefelerini okudu. Descartes ve Bacon'u mutaala etti. Matematik sahasında yazılan bazı Rusça kitapları hocası Mir Şerif için Türkçe'ye tercüme etti. Matematiğe olan ilgisi gittikçe artmaya başlar.
Muhiti, Musa Efendi'ye Mektep ve Medrese beğendiremedi. 1896 da Rusya'ya dönerek Fen Fakultesi'ne girmek istedi. Latince bilmediği için kabul edilmedi. İlerde Metodoloji olarak Matematikle Sosyal Bilimleri birleştirme önerisini atacaktır.
Rostov'a döndükten annesini ika ederek İstanbul'a geldi. Mühendislik Mektebi'ne kaydolduysa da Mülkiyeyi Şahane ve HarbiyeMektebleri'nde Rus dili ve ve İlm-i Servet Muallimliği yapan hemşehrisi Musa Akyiğitzade onu bu fikrinden vazgeçirerek başlattığı İslami İlimleri tamamlamasını tavsiye eder. Aradığını bulamadığından Mısır'a gider.
Aradığını Kahire'de de bulamaz. Medreselere itimadı kalmadığı için, müstakil çalışmaya karar verir, ayrı ayrı üstadlardan ders alır.Abduh'un derslerine katıldı. Şeyh Bahit Efendi den ders aldı. Diğer atarftan Daru'l-Kutubi'l-Mısriyye'de mevcut Mushaflar ve Qur'an Tarihi üzerinde araştırmalara başlar.
Hicaz'a geçti. Mekke'de çeşitli ders halkalarına katıldı. Şeyh Salih'ten en-Nesai'nin Sünen'ini okudu. Medine'de Muvatta'yı tetkik etti.
İki yıl sonra Hindistan'a geçti. Diyobent Medresesi'nde altı ay kaldı.
Tekrar Kahire'ye döndü. Buradaki Qur'an Tarihi ve İlimleri çalışmalarını daha sonra yazıya döktü. "Tarihu'l-Qur'an ve'l-Mesahif". Mısır'da 3 yıl kaldı.
Beyrut'a geçti. Eli dar olduğu için buradan Şam'a yaya gittiği söylenir. 11 yıllık bu sehayatlerinde istediğini bulamamış olarak memleketine döndü.(1904).
Bu tür ilim yolculuğundan dönenlerin yaptığı gibi hocalığa başlamadı. Kahire'de tanıştığı Kazan'ın Çistay kasabasında imam ve müderris olan Şeyh Zahir'in oğlu İbrahim Şevket Kemal'in bacısı Esma Aliye Hanım'la evlendi( 1905). 6 kız 2 oğlu dünya'ya geldi.
Hanımını annesinin yanına bırakarak Petersburg'a gitti. Rus Hukuk Fakultesi'ne kaydoldu. Kazan'da misafir olan Fas'lı Ahmed eş-Şankıti( 1872-1913) ile tanıştı. O'nunla beraber Cahiliyye şairlerinden Tarafe ibnu Abd'ın (ö.564) meşhur Divan'ı üzerinde çalıştı.
Rus-Japon Harbi'nin Rusya'nın yenilgiyle sonuçlanması üzerine başlayan ayaklanmalar, II.Nikolay'ın Meşrutiyete dönmesine yol açtı. 1905 ihtilali Müslümanların hürriyetlerini genişletti.
Carullah bu hürriyeti Gazete çıkararak kullandı. el-Asru'l-Cedid ve Vakit gazetelerinde makaleler yazdı. Kadı Abdurreşid İbrahim ile işbirliği yaparak Ülfet gazetesini çıkardı. Türkçe Tilmiz gazetesinde yazdı.
Siyasi, içtimai etkinliklerde bulundu. Yapılan 5 büyük Kurultay'da hazır bulundu. 16-21 Ağustos 1906 da Nijni Novogorod'daki Müslüman Kurultayı'nda baş katiplik yaptı. Toplantı zabıtlarını Kitap haline getirerek yayınladı. O'nun Islahat Esasları eseri bu hususta sağlam bilgiler verir. Bu 3. Kurultay'da "Müslüman İttifak" adlı bir Siyasi Parti'nin kurulmasına karar verildi. 15 kişilik komite içinde o da yer aldı.
1907 de hürriyetler geri alındı. Ülfet Gazetesi kapatıldı. Abdurreşid İbrahim Japonya'ya kaçtı. Carullah Kazan'a gelerek ŞarkKütüphanesi sahibi Ahmed İshaki Efendi ile tanıştı. Burada 1917 devrimine kadar 20 ye yakın eser yayınladı.
- Ebu'l-Ala el-Maarri'nin (368-444) el-Luzumiyyat adlı manzum eserinden seçerek çıkardığı fikir hürriyeti telkin eden beyitlerin tercümesi.
-eş-Şatıbi'nin (ö.790) el-Muvafakat adlı eserini dipnotlarla izah ederek bastı.
-Başmüftü Rızaeddin Fahreddin Efendi' nin isteği üzerine Rusya Müslümanları için Mecelle-i Ahkamı Şeriyye'nin hazırlanması görevini aldı. Kavaidi Fıkhıyye eseri bu Mecelle'nin bir ön hazırlık çalışmasıdır.
1910 da ıslah edilmiş Medreselerden, Huseyniye Medresesi'nde Arapça ve Dinler Tarihi derslerini bermek üzere Orenburg'a davet edildi. Müderrislik hayatı uzun sürmedi. İbnu Arabi'nin (1164-1240) Rahmeti İlahiyye'nin umumiyyeti; yani müşrikler dahil hiçkimsenin cehennemde ebedi olarak kalmayacağı görüşünü anlatmasıyla başlar. Rızaeddin ibnu Fahreddin Efendi'nin çıkardığı Şura dergisinde bunları yayınlayınca Medrese Hoca ve İradeleriyle arası açıldı. Orenburg Cemiyeti Hayriyye salonunda bunları anlatınca halktan da tepkiler aldı. Medrese Müdürü ve hocaları, aleyhinde büyük kampanyalar başlattılar. Dersler yarıda bırakıldı fazla kargaşaya yol açmamak için istifa edip Oranburg'dan ayrıldı. Aleyhinde yazılar devam etti. Kendisi konuyu "Rahmeti İlahiyye Burhanları" kitabında neşretti.
1910 da Lutfullah İshaki ile birlikte Finlandiya' ya gitti. Uzun Günlerde Ruze'yi bu seyahati Kuzey kutbunda Akşam, Yatsı ve Sabah namazı ile oruç meşakkatlerinde isabetli bir içtihada varmak için, batmayan güneşi görmek üzere gerçekleştirdiğini söyler.
1913 de Petersburg'ta Emanet Matbaasını kurdu. Ayaz İshaki ile birlikte İL gazetesini çıkardı.
1914 Haziran'ında toplanan Rusya Müslümanları 4. Kurultayı'na katıldı. Rusya'nın her tarafından gelen Türk delegelerden oluşan Kongre'ye Sadri Maksudi, Rızaeddin Fahreddin , Ali Merdan'da katıldı.
Rus İlmi Heyet Cemiyeti üyesi olduğunu söyler Alimcan el-İdrisi. Ay ve Güneş tutulmaları esnasında, yakından takip etmek için seyahatlar düzenler. 1. Dünya Savaşı'ndan sonra gerçekleşen güneş tutulmasını daha uygun bir mahalden tedkik etmek için, bu hususa dair eski ve yeni birçok eseri yanına alarak "Brest Litovski" şehrine seyahat eder. Olağanüstü hal sebebiyle Rus zabıtası, halinden şüphelenerek O'nu tutuklar. 4 ay sonra bırakılır. Gözlem yapamamıştır.
Mayıs 1917 de 5. Kongre'ye katılır. Burada sunduğu tebliğler büyük gürültülere yol açtı. "İslam'da Kadın Hakları". Bu Kongre'nin Divan Başkanlığı'na seçilen 12 kişiden biridir. Ayrıca 10 kişiden oluşan Milli Şura'ya seçildiği gibi, Müftülüğe aday olarak gösterilen 5 kişi arasında da vardır. Bunların arasından Alimcan el-Barudi oy çokluğu ile Müftü oldu.
Önceleri 1917 ihtilalinin hürriyet getireceğini düşünür. 1915 de satışa çıkaramadığı Islahat Esasları Kitabını piyasaya sürer. Kitab'a yeni bir önsöz yazarak "Esaret bitti ta ebed dönmez" der. Şartlar değişir yüzlerce aydın ülkeden kaçar. O içerde mücadele kararı alır.
1918 de Petersburg'da el-Minber adında bir dergi çıkardı. İç harbin alevlendiği günlerde ve daha sonra hep bu kentte kalıp ara sıra Moskova'ya gidip geldi. Hindistan alimlerinden Mevlana Bereketullah'ı evinde 6 ay misafir etti. İngilizler'in sürgününe uğrayıp Moskova'ya gelen Hind Müslümanlarından Mevlana Ubeydullah, Ebu Said el-Arabi, Mevlana Abdurrab, M.Abdulcabbar, Raca Pürtab la görüştü.
16-20 Eylul 1920 de Ufa şehrinde toplanan ve binlerce kadın ve erkeğin katıldığı Kongre'ye katıldı. Burada Ziyaeddin Kemali ve KırımMüftüsü İbrahim Efendi'nin konuşmalarından sonra Rusya Müslümanları'nın Halife'ye bağlılıklarını resmen ilan edildi.
1922 de Mısır'da basılan TBMM'ne Müracat adlı eserini yazdı. Meclis'e Müslümanlar lehine yön vermeye çalıştı. 1921 de Türkistan'a gelen TBMM üyesi Suysallı İsmail Subhi Bey'e bu eseri vererek Mustafa Kemal'e takdim etmesini istedi. Mustafa Kemal ilgi göstermedi.
236 maddelik Anayasa niteliği taşıyan İslamiyetin Elifbası'nı kaleme aldı. İlk 68 maddesi Rusya Müslümanlarının hallerine ve ihtiyaçlarına dair, 168 maddesi ise bütün Müslümanları ve İslam ülkelerini ilgilendirmektedir. Hilafet, insan Hakları, Savaş Hukuku, Sözleşmeler, Kadın Hakları başlıkları vardı. Eseri basmadan önce Ufa'da toplanan Ulama Nedvesi'nde iki gün 2,3 Fasıla ile okumuş ve takdir toplamıştı. Bu eserindeki maddeler Ufa Kurultayı'ndan sonra da birçok toplantıda okumuş, nüshaları çoğaltılarak Türkistan, Kaşgar, Afganistan ve Türkiye Matbalarına gönderilmiştir.
Eserin adı ilhamını bir takım Komunist Partisi liderleri ile birlikte idam edilen Buharin'in Abzuka Kommunizma ( Komunizm' in Elifbası) adlı eserinden alır. Bu eserini Rusya'da bastıramadı.
1923 de 236 maddenin önüne uzunca bir mukaddime koyarak, bastırılması ricasıyla Finlandiya'ya yerleşen Kazan Türkleri'nin İmamı Veli Ahmed Hakim Efendi'ye gönderir. Eser, müellifin isteği üzerine Dini Edebi İçtimai Siyasi Meseleler Tedbirler Hakkında İslam Milletlerineadı altında Berlin'de basıldı. Berlin'de Sovyet Muhalifi siyasi mülteci Ayaz ishaki eseri tashih edip bazı notlar ilave etmişti. Carullah bu sebeble Petrograd'dan Moskova'ya götürülerek bir çok Müslümanla zindana atıldı. Eserin geliri I. Dünya Savaşı Müslüman şehidlerinin yetimlerine bağışlanmış, Eser Çanakkale kahramanlarına adanmıştı.
Tutuklanmak istenir. Şehrin pazarına hakim olan Petersburg Türkleri O'na desdek verir. Rus ve Türkistan Türklerinin istiklali, islam'ın tecdidi için mücadelesini sürdürür.
Lenin'in huzurunda aralarında uzun bir konuşma geçer. Lenin'in ölümünden sonra (ö.1924) takibat tekrar başlar.
Finlandiya'daki Müslümanlar TC Hariciye Vekili İsmet İnönü'ye telgraf çekerek Sovyet Hükümeti katında temaslarda bulunmasını isterler. Telgraf istanbul'da Vakit, Cumhuriyet, Ankara'da Hakimiyeti Milliye ve Yeni Gün gazetelerinede çekilir.
Zindandan tahliyeden sonra 3 yıl Moskova'da gözaltında tutulur. Bu sıralarda Pravda Gazetesi'ne verdiği bir beyanatın yankıları İstanbul'a kadar ulaşır. Hilafet'in ilgasını alkışlamaktadır. Komunizm'i övmektedir. Bu baskı altında bir beyanattır.
Ekim Kasım 1925 de Kırım'a gelerek halk ve hocalarla sohbet eder. Akmescid de çıkan Asri Müslümanlık Dergisi'nde Makaleler yayınladı.Müskirat Meselesi burada hazırlandı.
1926 da Ufa Diniyye Teşkilatı, Mekke'de gerçekleşecek olan Dünya Müslümanları Kongresi'ne davet edilir. 7 kişilik bir heyetle gider. Kaşgarlı Müslümanlar'ın delegesidir. Bu Kongre'den sonra el-Mu'temerru'l- Mekki ve Küllü ma Cera fihi ve Küllü Mesailihi rRsalesini neşreder. Dönüşte heyetten ayrılarak İstanbul'a, oradan da Ankara'ya uğrar. Hariciye Bakanı Tevfik Rüşti ile görüşür. 4-5 saat TBMM Meclis müzakerelerini dinler. İkdam muhabiriyle yaptığı mülakatta Kahire'de yapılacak Hilafet Kongresi'ne katılacağını söyler.
Kahire'ye gider. 1927 de Hac için Ruslardan izin alır. Tekrar İstanbul'a uğrar, Müskirat Kitabını burada bastırır. el-Veşia adlı eserinde buradan Kudus'e geçerek II.Hilafet Kongresi'ne katıldığını söyler.
1930 Kasım'ında "Kerimelerini, oğullarını, rahmetli hürmetli analarını menfaatların şiddetli, zilletli azapları içinde bırakarak tek başına firar eder. Türkistan'ın Rusya hududuna yakın şehri Simhane'ye gizlice geçer. Oradan bir tüccarın deve kervanına katılarak Kaşgar'a varır. Amacı bu şehrin medreselerinde görev alarak buraya tamamen yerleşmektir. Çin hükümeti izin vermez. 4 ay süren bir at yolculuğu ile Küçük Pamir yaylaşını aşarak Afganistan'a gider.
Moskova İmamı Abdullah Süleymani ve pek çok Müslüman O'nun kaçmasına yardım ettiği suçlamasıyla tutuklanır. Geri dönmesi için ailesine baskı yapılır.
Afgan Şah'ı Nadir O'nu yi karşılar. Burada 40 gün kaldıktan sonra Şah'ın yardımıyla edindiği bir Pasaportla Hindistan'a, Bombay'a geçer. Eski dostlarının yanında misafir olur.
1931 de Mısır'a geçer. TBMM ne Müraaat adlı eserini bastırır. 1932 de Finlandiya'ya gelirken Türkiye'ye uğrar. Ankara'da I.Türk Tarih Kongresi müzakerelerini takip eder. Afet İnan, Yusuf Hikmet Bayur'un tebliğini dinlediğini Hatun adlı eserinde yazmaktadır. Elmalı Hamdi Yazır ile görüşür.
Finlandiya'da bir ay kaldıktan sonra Berlin'e geçer. 1933 de Berlin'de Avrupa'daki İslam Münevverlerini biraraya getirerek yeni bir hareket başlatmak için Matbaa tesis eder. Bastığı Hatun'un iç kapağında ve başka yerlerde verdiği ilanda şöyle der: "Medeniyet dünyasının büyük merkezinde ilmi ve dini bir merkez. Büyük Inkılab tufanlarıyla fikirleri ve kalemleri boş kalıp, lisanları susmuş içtihad ehli arzu ederlerse mühim ve faydalı eserleri neşrederiz."
Kur'an'ı kerim'in Nurları Huzurunda Hatun, Kur'an'ı Kerim Ayet-i Kerimelerinin Muciz İfadelerine Göre Ye'cuc Meselesi, Tarihin Unutulmuş Safifeleri...
Verdiği bir ilanla 20 kadar eserini bastıracağını vadeder. Bir süre sonra maddi imkanının bu işe elvermiyeceğini ve bu işi yürütemeyeceğini anlar.
1934 de tekrar Finlandiya'ya geçerek İran ve Irak'a yapacağı seyahat için İran Konsolosluğu'na baş vurur. İstanbul yoluyla önce İran'a gider. İran'da bir gözlemci olarak halka karışır onlarla sohbetlerde bulunur. Okullarını ziyaret eder. Medrese talebeleri ve Mollalarla görüşür. Daha sonra Şia, Hadis ve Fıkıh kitapları üzerinde çok ciddi araştırmalar yapar. Bu arada İran'ı ziyarete gelen Muhsin Emin Hüseyni el-Amili (1867-1952) ile görüşür ve kendisine araştırmaları sonunda hazırladığı Şia fıkhı ve akaidi ile ilgili 20 kadar soru yöneltir. İran'ın Meşhed, Tebriz ve Tahran kentlerinde gezip birçok Şia Müçtehidi ile görüştükten sonra Bağdad'a geçer. 26 gün Necef'te kalır.
Bağdad'dan bir dostuna yazdığı mektupta şöyle der: "İmamı Azam'ın gayet mamur kabri ile odamın arası 5-6 metreden fazla değildir. Ben Hanefi'yim. Ebu Hanife Ravzası'nda kalbim biraz ikamet etmek istedi. Odamda 2 haftadan ziyade itikaf gibi bir halde kalıp gayet mühim kitaplar okudum. Biri 15 ciltlik ve herbiri 450 sahife olan Tarihi Bağdad, diğeri 30 ciltlik el-Mebsut. Hepsini dikkatle okudum, faydalandım."
Geceleri Bağdad alimleriyle ilmi sohbetler tertibler. Daha önce İran'da alimlere sorduğu soruları onlara yöneltir. Sorular elden ele dolaşarak yazılı cevaplar verilmeye başlar. Bunlardan en önemlisi Abdulhuseyin Şerefuddin el-Amili'nin kaleme aldığı el-cibetü Musa Carullah adlı 150 sayfalık eseridir. [1]
İran Irak gezisi bir yıldan fazla sürer. Köklü düşünce değişikliği geçirir. Müderrislik teklifini kabul etmez. Vize almadığı için Şam kapılarından tekrar Bağdad'a dönüp Filistin yolu ile hareket etmek için İngiliz konsolosluğuna müracat eder. Konsolosluğun kefalet olarak istediği 60 altını veremediği için vizeyi alamaz. Nusaybin istasyonu'na kadar gelerek 2. kez Suriye'ye geçmek ister ancak yine geri çevrilir. Sonunda Musullu münevverlerin hazırladığı bir planla Türkiye'ye geçer ancak hudutta yakalanarak Cizre karakolunda nezarete atılır. 4 gün sonra Mardin'e getirilerek sorguya tabi tutulur. Mardin Valisi şöhretinden haberdar olduğu için iyi muamelede bulunur. Mardin'den Adana'ya oradan da İstanbul'a geçer.
1935 sonlarında yarım kalan bazı çalışmalarını tamamlamak için Kahire'ye hareket eder. İran-Irak araştırmalarının ürünü olan el-Veşia Fi Nakdi Akaidi'ş-Şia adlı eserini bastırır. İran Irak Mısır'da eseri tartışılır.
İslam'da Mikat ve Takvim ile ilgili eserini yayınlar: Nizamu't-Takvim fi'l-İslam, Nizamu'n-Nesi inde'l-Arab ve Eyyamu Hayati'n-Nebi.
Kahire'de dostlar edinir: Ahmed Emin, Mustafa el-Meragi, Ali Abdurrazık, Mansur Fehmi, Abdulvahhab Azzam.
1937 de Hindistan'a gider. Bombay'da bir süre kaldıktan sonra Benares'e geçer. Burada Sanskritce öğrenerek Muhabaratha ile DörVeda'yı asıllarından tetkik eder. Bir mektubunda şöyle yazar: "Ben Benares'te Hindu Brahmanları'nın en büyük alimleri huzurunda mübtedi bir talebe sıfatıyla Hind'in en eski Vedalarını Hind Peygamberleri'nin semavi kitaplarını, Hind Filozoflarının Felsefelerini, Hikmetlerini tamamıyla değilse de biraz öğrenmeye çalışıyorum."
1938 de Japonya'ya kaçan arkadaşı Kadı Abdurreşid İbrahim'den davet alır. Japonya'da O'nunla İslam'ı yayma çalışmalrına iştirak eder. Çin, Cava ve Sumatra'ya düzenlenen bir tebliğ heyetine katılır. 1939 da II.Dünya savaşı patlak verir.
Hindistan'a geçer. Kabil'e yerleşmek ister. Peşaver'de İngilizlerce yakalanır. 2 seneye yakın zor şartlar altında hapis yatar. Phobal hükümdarı Muhammed Hamidullah'ın müdahalesi ile kurtulursada 1945 e kadar burada gözhapsinde tutulur. İlmi çalışmalarını sürdürür, teliflerine devam eder. Arapça 8 eser yazar. Elde ettiği parayı kendisi muhtaç olduğu halde Bombay'daki muhacir çocukları için yapılan Medrese'ye bağışlar.
Mart 1946 da Delhi'ye, oradan tekrar Bombay'a geçer. Sıhhati bozulmuştur. 2 ay hastanede yatar, Ameliyat olur.
1947 de Kahire Maarif Vekili Evkaf Nazırı Ali Abdurrazık Paşa'ya çektiği telgrafta sıhhatinin çok bozulduğunu, Kahire'ye gelmesi için kendisine yardım etmesini ister ve Kahire'ye gider.
Hanımı ile Berlin'den yaptığı telefon konuşması dışında irtibatı yoktur. Kahire'de Yusuf Uralgiray'a: "Oğlum görüyorsun ki ben artık yaşlandım, hem de içimde dinmeyen sürekli bir sızı var. hanımımı ve çocuklarımı terkettim. Elbette zavallılara çok çektirmişlerdir. Çok yaşlıım, buna rağmen Komunistler beni öldüreceklerse varsın öldürsünler fakat ben kararlıyım Rusya'ya döneceğim" diyerek Pasaportunu verip kendisi için Rus vizesi almasını ister.
İstanbul'a uğradı. Uçak mühendisi olan oğlu Ahmed'in II.Dünya Savaşı'nda Almanlara sığındığını öğrenir. Yusuf Uralgiray, Ahmed'in adresini temin ederek mektuplaşmalarını sağlar. Parasızlık nedeni ile oğlu ölümünden önce gelip babası ile görüşemez.
1947 yaz sonlarında Aksu adlı Türk vapuru ile Mısır'dan İstanbul'a hareket eder. Yolda vapurun güvertesinde düşerek kolunu ve bacağını kırdığı için Galata Rıhtımı'ndan Sedyeye konarak Guraba hastanesine götürülür.
Hastane'den çıktıktan sonra Ankara'ya uğrdı. Burada 10 gün kalıp Kazanlı hemşehrilerini ziyaret ettikten sonra İstanbul'a döner. Kışı İstanbul'da geçirdi. Sıhhati bozuldu. Rusya'ta gitme fikrinden vazgeçip Kahire'ye döndü.
Ali Abdurrazık Paşa vasıtasıyla Kalavun Hastanesi'ne yatırıldı. Kendisine 6 Cüneyh aylık bağlandı. Mesane ve katarakt ameliyatı geçirdi. Kalp yetmezliği görüldü. Kadı Abdurreşid İbrahim'in kızı Fevziye Hanım ve Alimcan İdrisi kendisi ile ilgilenir. Surumunu Hidiv Tevfik'in kızı Hatice Hanım'a aktarırlar. Daha önce Mehmet Akif Ersoy'u da himaye eden bu Hanı annesinin Mısru'l-Kadim'de yaptırdığı kimsesizler huzurevinde doktorlu ve hizmetkarlı bir oda tahsis ettirir. 28 Ekim'de orada vefat eder.
29 Ekim tarihli el-Ahram'ın haberine göre cenaze namazı Seyyide Nefise Camii'nde kılındı. Afifi'deki Hidviyye Ailesi'nin Kraliyet mezarlığına defnedildi.
[1] 1935 de Necef'de, 1936 da Sayda'da basılır. 1966 da 2. baskısı yapılır.
İLAHİ ADALET RAHMETİ İLAHİYE TANITIM
Musa Carullahın cehennem azabının ebedi olmadığı, putperest, ehl-i kitap, mecusi, budist tüm insanların gerçekte Allaha ibadet ettiği gibi görüşlerini topladığı Rahmet-i İlâhiye Bürhanları isimli kitabı ve bu kitaba en kapsamlı cevabı ve ciddi tenkidi yazan son şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendinin Yeni İslâm Müctehidlerinin Kıymeti İlmiyesi adlı eserini bu kitapta bir arada bulacaksınız.
Asr-ı saadetten uzaklaştıkça, yabancı kültürlerin etkisiyle İslam aleminde Kur'an'dan sapmalar başgöstermiş ve birçok bozuk görüşler, inançlar ve fırkalar türemiştir. Bunların desteklenmesi amacıyla da hadisler uydurulmuş; Kur'an ayetleri, keyfi tevillerle tahrif edilmiştir. Bu bozuk görüşlerden biri de 'cehennem azabının ebedi olmadığı fikridir. Buna bağlı olarak da cehennemde bir çeşit cennet hayatı yaşanacağı, azabdan zevk alınacağı, ebedi azabda hikmet olamayacağı, ilahi rahmetin mü'min-kafir herkesi kapsadığı, her türlü inancın hak ve doğru olduğu ve nihayet putperest, ehl-i kitap, mecusi, budist...tüm insanların gerçekte Allah'a ibadet ettiği' gibi görüşler ileri sürülmüştür.
|
İSLAM TECDİD GELENEĞ1 VE MUSA CARULLAH BİGİYEV
Dr. Mehmet GÖRMEZ
İSLAM TECDİD GELENEĞ1 VE MUSA CARULLAH BİGİYEV
İslam tecdid geleneği derken, genel bir temayül olarak 19. asırla başlatılan ve kimilerinin İslam çağdaşçılığı veya islam modem izmi, bazılarının da İslami yenilikçilik, dini intibah ve teceddilt veya reformizm olarak adlandırdıklan düşünce hareketlerini kastediyor değilim.
Hatta Musa Carullah' ın yetiştiği çevrede neşvü nema bulan ve daha çok bir yenilikçi maarif hareketi olarak ortaya ç ıkan usul-i cedid veya cedidcilik olarak şöhret bulan hareketi de kast etmiyorum .1
Zira Musa Carullah'ın da sık sık dolaylıda olsa ifade ettiği gibi, başlangıçtan itibaren bünyesinde ictihad gibi bir müessesenin varl ığınıbulunduran, hatta ictihadı hayatın en büyük farizası olarak gören bir düşünce geleneğinde, tarihin her anında ortaya çıkan problemlere, islamın evrensel mesajınıesas alarak yeni çözümler getirmek anlamında tecdid hareketini 19.yüzyıldan başlatmak doğru olmasa gerektir. Kaldı ki, Carullah'a göre ictihad, naslardan hüküm çıkartmak, yani istinbat değil, islamın, her asırda hayat ile olan irtibatını kurmaktır.2
Yanlış olmakla birlikte Islam tecdid geleneğini 19. yüzyılda başlatanlann, böyle bir hareketi Mısır'da Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh ve Reşit Rıza; Hind alt kıtasında Seyyid Ahmet Han, Muhammet Ikbal ve Fazlurrahman gibi isimlerle sınırlı tutmaları-eğer kasıtlı değilse- ya dönemin sosyo-politik şartlarıya da bu sahalarda araştırma yapanların, idil-Ural bölgesinde yetişen Abdunnask Kursavl, Şihabuddin Mercani ve Musa Carullah Bigiyev gibi şahsiyetlerden habersiz olmaları ile izah edilebilir.
Gerek hayatında ve gerekse vefatından sonra Musa Carullah' ı gerek övmek ve gerekse yermek için değerlendirenlerin kendilerince atfettikleri olumlu veya olumsuz anlamda bir reform hareketi içinde göstermeye çalıştıkları doğrudur. Ancak mühim olan yaşadığı asırda tartışılan her meselede eser vermiş bir şahsiyeti başkalarının nasıl tanımladığı değil, onun kendisini nerede gördüğü ve eserlerinde ne dediğidir.
Henüz 1911 yılında Türkiye'de Haşim Nahid Türkiye için Nectit ve rtild yolları adlıeserinde şöyle demişti: "Hnstiyanlar içinde hakikatperest bir müceddit çıktı, İncili tercüme etti ve anladıklan dakikadan itibaren ağır zincirlerin hal
1 Cedidcilik hareketi ve Musa Carullah' ın bu hareket içindeki yeri konusunda henüz yeni tamamlanan
ve İbrahim Maras tarafından hazırlanan " İdil-Ural Tiirkleıinde Cedidcilik (yenilikçilik) Hareketi
(1850-1917)" adlıdoktora tezine mtiracat edilebilir.
2 Bk. M. G&Wlab, Likamiyat Kazan, 1907, s. 28, 62.
kalan çözülmeye, Allah' ın vekili gibi gözüken papazlar küçülüp İncil'in ilahı yükselmeye başladı. Nihayet fikrin ve vicdan ın esaretini kırmaya muvaffak oldular. İslamiyet'in Luther'i de şimdi Asya'da zuhur etti. Bu müceddit, bu müceddid-i din Kazan'll Musa Bigiyev'dir."3
Bundan iki yıl sonra, 1913 yılında Rusya'da yaşayıp Rus basınında Alisev imzası ile makaleler neşreden İngiliz yazarı Williams, büyük Rus fikir dergilerinden birinde Musa Carullah hakkında "Müslüman Luther'i" ba şlıklı bir makale kaleme alır.
Makalede Musa Carullah' ın islarra bir reform hareketi başlattığını, bu hareketin bütün islam dünyasına yayılacağını iddia etmişve onun bir müslüman Luther'i olacağı fikrini ileri sürmüştür.4
Musa Carullah hakkında bu ve buna benzer pek çok değerlendirme yapıldığı
doğrudur. Ayrıca bu değerlendirmeler Musa Carullah'ın hasımlarıtarafından da
hep aleyhine kullan ılmıştır.
Oysa Musa Carullah'ın "efkar-ıislamiyede bir inkılab hareketi meydana getirmek" gibi bir gayesi olsa da5 "reform", " ıslahat-ıdiniye" ve "islamiyeti medeniyete tatbik" sözleri onun en çok hoşlanmadığı ifadelerdir.
"Büyük Memularda Ufak Fikirler" adlıeserinde şöyle demiştir: "Bir çok meselede
ehl-i ilmin reylerine, mezheplerine hatta bazen icmalanna muhalefet etti ğim doğrudur.
Ancak ben her meselede islamın öğretilerine cemal olabilecek ciheti iltizam ederdim.
Hiçbir meseleyi kuru iddia olsun diye yahut reformatörlük hevesiyle yazmad ım."6
Edebiyet-ıArabiye'de ise şöyle demiştir: "Kütüb-i Fıkhıyye talimlerini zamanın
cereyanlarına tevfik etmek hevesleri bende yoktui. Hayat ın zaruretleri karşısında
islamın hükümlerini terk etme acizli ği de bende yoktur."7
Bir başka eserinde şöyle der: "Benim nazarımda islamiyet ıslahat-ıdiniyelerin
hiçbirine muhtaç de ğildir. İctimai, dini ve siyasi hastal ıklar islamiyette de ğil bizim
özümüzdedir. 0 öldürücü hastalıklardan arınmak için çarelerini aramak elbette lazımdır.
Hrıstiyanlık dünyasında reforrnasyon devri vardı. Lakin islam tarihini Hrıstiyanlık
tarihine taklid ettirmek doğru değildir."8
Bir diğer eserinde de şunlarısöylemiştir: "Bizde nam ucuzdur. Liberal laflardan
dem vurup bir iki kitap yazsa reformatör olur. Lakin ben şu güne kadar 25'den
fazla yazdım ise de bundan sonra belki daha fazla yazsam da ucuz pahaya verilecek
reformatörlük lakaplannıislamiyet şerefine bir kenara bırakırım. Benim nıhumun
izzetinde ref ormatörlük lakaplan ziynet olamaz. Nebiy-i Kerim Hz. Muhammed
(sav)'in fuytizat-ınebeviyesinden feyiz alıp durucu insan Luther'in
kemaline meskenet elleri Lızatamaz."8
3 Haşim N'Ahid, Türkiye için Necat ve hit& Yollan, Istanbul, 1911, s. 213
4 bk. Togan, Zeki Velidi, Tasvir Gazetesi, 24 Eylül, 1947.
5 Bk. M. arullah, Uzun Günlerde Raze, Kazan, 1911, s. 12
6 M. Carullah, Büyük Mevzuarda Ufak Fikirler, Peterspurg, 1914, s. 92
7 M. arullah, Edebiyat-lArabiye, ile ulüm-i islamiye, Kazan, ty. s. 17.
8 Büyük Mevalarda Ufak Fikirler,5.
9 M. Carullah, Mülahaza, Kazan, 1909, s. 53.
Musa CArullah' ın Kur'an, sünnet, icma ve kıyas gibi islamın en temel kaynaklarıhakkında
yeni gibi görülen pek çok fikir serdetti ği, yaşadığı dönemde gerek
müslümanların ve gerekse insanlığın yaşadığı pek çok probleme geleneksel din anlayışımızın
hiçbir çözüm getiremeyeceğini ve dolayısıyla pek çok yeni öneri de bulunduğu
doğrudur. Ancak bütün bunlarıyaparken Musa Carullah' ın pek çok konuda
diğer yenilikçilerden farklıbir çizgide yer ald ığınısöyleyebilirim.
Ben burada Musa Carullah' ı19. asırda islam tecdid hareketinin önciileri olarak
bilinen diğer şahsiyetlerle mukayese edecek de ğilim. Bunun bir tebliğin sınırlarını
aşacağı muhakkaktır. Ancak bir ön fikir vermesi bakımından bazımillahazalarımı
ifade etmekle yetineceğim:
1. Musa Carullah' ın çağdaşı olan pek çok tecdid hareketi ve bu hareketlerin
önctilerinde "tecdid", bilhassa ritiellere ait bir takım bidatlerle mücadeleye
indirgenirken, Musa Cârullah'a göre tecdid (kald ıki kendisi bu kavramıpek
kullanmaz) sosyal hayatıKur'an ayetleri, Nebilerin öğretileri, ictima ayetleri,
tabiat ayetleri ve akl-ıselirn ışığında yeniden tanzim etmektir.°
2. Çağdaşı pek çok tecdid hareketinde tevhide yapılan aşırıvurgu ile insanın
teşri veya yasamaya dair her türlü faaliyeti bir nevi şirk olarak değerlendirilirken,
Musa Carullah insanın sadece ictihad yetkisinden de ğil,
teşri yetkisinden de söz etmiştir.
Musa Carullah'a göre insan ın yeryüzünde hilafeti iki kısma ayrılır:
a. Tabiatta hilafet
b. Teşri'de hilafet
Allah: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" derken bu her iki vazifeyi de
kast etmiştir. Tabiat dünyasında tasarruf vazifelerine halife lulınmış insan teşri vazifelerinde
de elbette halife kılınmıştır. Hilafet şerefi sadece tabiatımamur etmekte
değil, heyet-i ictimaiye külliyelerinde ders okuyup imtihan olmu şinsanoğluna şeref
olarak verilmişbir imtiyaz, bir miikafât ve bir şArilik ve hukukşinaslık diplomasıdır. n
İnsan kendi hayatıiçin yiyecek, giyecek ve mesken ihtiyaçlarınınasıl arayıp buluyorsa,
medeni hayatıiçin zorunlu olan tedbirleri ve kanunlar ıarayıp bulacaktır.
Birincisini tabiat hazinelerinden, ikincisini de Kur'an ayetlerinden, Nebilerin ve hekimlerin
öğretilerinden ve ictima ayetlerinden çıkarıp tatbik edecektir.12
Musa Carullah'a göre nübilvvetin sona erişi insan aklının rüşdüne ermesi, velayet,
ehliyet ve ihtiyar yetkisini kazanmasıdemektir. insanlık asırlarca Allah' ın
gönderdiği peygamber vasıtasıyla terbiye edildi. En son muallim olmak üzere
Nebiy-i İslam Hz.Muhammed'in gönderilmesi artık aklın, vasilerin himayesinden ve
velilerin terbiyesinden"Azad kalabilece ği anlamına geliyordu. Kitab ve hikmetin bu
10 Bk. M. arullah, Şeriat Esaslan, Kazan, 1915, s. 12.
11 Şeriat Esaslan 5-7
12 a.y.
son en büyük muallimi kebir Nebiyy-i islam Hâterni.il-Enbiya Muhammed
Emin'in beliğlisanıyla hem de Medine'nin ilk yıllarında "Muhammed sizden hiçbir
adamın babası değildir. Fakat o, Allah'ın Raseli.i ve peygamberlerin sonuncusudur..."
13 Denilmişolmasıilahi bir mtijdedir. Bu ilahi miijdeye göre akıl, liyakat
ve ehliyetine kavuşmuşvasiler himayesinde hukuksuzluktan, veliler terbiyesinde
şakirdlikten necat bulmuştur.
Zira aramak ve bulmak insan ın akıl irade ve ihtiyarınıterbiye eder. Her şey hazırlanmış
olsa idi insanlar tembel olurdu. Herşey beyan kılınmış olsaydıaklın klymet-
i harbiyesi kalmaz, insanın ihtiyannda faaliyet bulunmazd ı.
3. Hanbeli İbn Teymiye ile Kaliki Ebu ishak eş-Şatibi arasında yapılacak bir
mukayese, Musa Carullah' ın başlatmak istediği tecdid ile diğer bazı tecdid hareketleri
arasında yapılmış bir mukayese sayılacaktır. Zira Usul'den çok funi ile ilgili
meseleler üzerinde duran ibn Teymiye, neo selefi olarak bilinen yenilikçilere ne
kadar ilham kaynağı olmuşsa, fıluh usulünde yenilik yapan, Kur'an ve sünneti yorumlarken
laf zın delaletinden çok ş'Ariin maksadını ve toplumun maslahatını esas
alan Ebu ishak eş-Şâtibi Musa Carullaffa o derece kaynaklık etmiştir.
4. Herhangi bir dünya görüşü anlam ve tutarlılığmı nihai atıf çerçevesi olarak
adlandırabileceğimiz bir paradigmada bulur. Bu açıdan bakıldığında, eleştirilebilecek
pek çok yönü olmakla birlikte, Musa Carullah' ın hiçbir meselede bu
paradigmayı yok saydığı iddia edilemez. Ancak, o kendi dar düşünceleri islamın
nihai atıf çerçevesi olarak görenlerle de hep mücadele etmiştir. Kelamcılan topyekOn
karşısına almasıda bundandır. Ona göre bu paradigma üç esas üzerine bina
edilmiştir:
a. Halis tevhid inancı
b. Ahiret inancı
c. Hayat-ıinsaniyede hidayet yollan
Bu sonuncusu Allah' ın bizzat insanlara verdiği haklar, vazifeler ve ahlak ilkelerinden
ibarettir. Bunlar evrenseldir ve hiçbir zaman değiştirilemez.14
5. Yenilikçi hareketlerde en önemli sorun islamın değişkenleri ile sabitelerini
tespit etme knterleridir. Musa Cartıllah bunlarıbelirlerken dış etkenlerden çok islamın
iç dinamiklerini esas almıştır. 0 Şatibi'den aldığı.ilhamla bunu Usul'ud-Din
ve usul-i filch çerçevesinde yapmaya çalışmıştır.
Musa Carullah'a göre; insanlık medeniyet derecelerine tabiatm hareminde ve
nıbubiyetin hadanesinde asırlarca eğitilerek ulaşmıştır; hayatın kanunlanna ve maişetin
hukuklannı hayat mekteplerinde uluhiyyet muallimleri huzunındı okuduğu
derslerden öğrenmiştir. Bu sebeple şedatler asırlann, zamanların ve milletlerin değişmesi
ile değişmiştir. Binaenaleyh tekamül sünnet-i ilahiye'sine tabi olmak üzere
13 33. Alızab, 40.
14 Şeriat Esasları, 24-32.
islam şeriatı kendisinden önceki bütün şeriatlerin kemale ermişbir nilshasıolmuş,
medeniyet tarihi boyunca zaman ın elinde ıslah edilerek gelen bütün şeriatlerden
sonra şeriat-ıilahiye olmak sıfatıyla nazil olan islamiyet, evvelki bütün şeriat ve kanunların
saf cevherlerini ve güzel esaslannıcem ederek insanlık dünyasına evrensel
bir rahmet olmuştur.15
Ancak ona göre Kur'an-ıKerim'in nasslan ve Şari-i Hakim'in masum lisan ıile
beyan edilen hilkümler iki k ısma ayrılır:
a. Ahkam-ıIbtidaiyye
b. Ahkarn-ıVifakiyye
Ahkam-ıibtidaiyye, herhangi bir şeye tabi olmayıp insanların insanlık cihetiyle
zaruretlerine, hacetlerine, kemallerine, hukuklanna, vazifelerine ve edeplerine ait
hükümlerdir. Bu hükümler, fed konularda değişebilse de esas bakımından değişim
kabul etmezler. Yani ebedi ve evrensel hilkürnlerdir. Ahkarn-ı Vifakiyye ise asrın
derecesine, vaktin ehernmiyetine, Inekan ın haline Ommetin tabiat-ıedebiyesine,
ahvalin iktizasına ve halin hususiyetine göre vaz' kılınmış 1-ıükümlerdir. Bu tür hilkümler
adalet, doğruluk ve hakkaniyet esaslarına uyduğu sürece kabul ve tatbik
edilir. Ancak ebedi ve evrensel olmazlar, zaman ın ve mekanın haline, halkın tabiatına
ve ahvalin iktizasına göre değişirler.16
Musa Carullah'a göre Kur'an-ıKerim insanın hayatına dair öğretilerini ve sosyal
hayatın esaslarınıiki şekilde beyan etmiştir.
a. Tandid ve tayin tariki
b. Tandidsiz beyan tariki
Yani Kur'an'da bazıhilkümler, sebepleri, şartları ve rilkünleri ile birlikte bir
takım kayıtlara bağlanarak ifade edilirken, bazıhilkümler herhangi bir sınırlamaya
tabi olmadan, herhangi bir kayıtla takyid edilmeden ifade edilmi şlerdir. Mesela taabbudi
olan esaslarla Şeair-i islamiye olarak adlandırılan birtakım uygulamalar birinci
tarikle ifade edilmiştir; yani On bunların rükünlerini, şartlarını, sebeplerini ve
edeplerini bütün yönleriyle izah etmi ştir.
Diğer taraftan yeryüzünde adaleti ayakta tutmak, toplumsal hayat ın nizamını
tesis etmek, insanlar arasında barış ve huzuru temin etmek, aile nizam ınımuhafaza
etmek ve ahlaklıbir toplum oluşturmak için gönderilen hilkümler ikinci
tarzda, yani tandidsiz beyan tarikiyle ifade edilmişlerdir.
İşte Carullah'a göre Kur'an-ıKerim'de tandid ve tayin tarikiyle ifade edilen hilkümler
sabittir, hiçbir zaman değişmezler. Salt ibadet ile ilgili olan hükümlerin
neden değişmeyeceği malumdur. Şeair-i islamiye olarak adland ırılan bir takım uygulamaların
değişmezliğini ise islamiyetin kendi mensuplar ının lisanlarınıtevhid
şian ile tezyin etmek, yüzlerini ayn ıkıbleye çevirerek, birlik oluşturmak, her yerde
15 Şeriat Fçaslan, s. 2.
16 Şeriat Esasları 16-23.
ve her asırda müslümanlara tek bir ruh, tek bir kimlik ve haviyet kazand ırmak istemesine
bağlamıştır.
Ancak ona göre ikinci şekilde, yani tandidsiz beyan tarikiyle ifade edilen hakümlerin
uygulanmasıinsanlara bırakılmıştır. Şari-i Hakim, bu konularda akl-ıselimin
deraletini, tab-i selirnin zevkini ve basiretin rehberli ğini kabul etmiştir. Kaldı
ki, milletlerin tabiatları, zamanların ihtiyaçlarıve mekanların özellikleri her bakımdan
farklılık arzeder. Binaen aleyh, her millet kendi asrına, tabiatına iklim ve
coğrafyasına göre intizam kanunlarını, adalet usullerini ve idare esaslarınıkendi
aklı, iradesi, ihtiyarıve tecrübesi ile tespit eder 17
17 Şeriat Esasları, s. 6-10.
İSLAM TECDİD GELENEĞ1 VE MUSA CARULLAH BİGİYEV
İslam tecdid geleneği derken, genel bir temayül olarak 19. asırla başlatılan ve kimilerinin İslam çağdaşçılığı veya islam modem izmi, bazılarının da İslami yenilikçilik, dini intibah ve teceddilt veya reformizm olarak adlandırdıklan düşünce hareketlerini kastediyor değilim.
Hatta Musa Carullah' ın yetiştiği çevrede neşvü nema bulan ve daha çok bir yenilikçi maarif hareketi olarak ortaya ç ıkan usul-i cedid veya cedidcilik olarak şöhret bulan hareketi de kast etmiyorum .1
Zira Musa Carullah'ın da sık sık dolaylıda olsa ifade ettiği gibi, başlangıçtan itibaren bünyesinde ictihad gibi bir müessesenin varl ığınıbulunduran, hatta ictihadı hayatın en büyük farizası olarak gören bir düşünce geleneğinde, tarihin her anında ortaya çıkan problemlere, islamın evrensel mesajınıesas alarak yeni çözümler getirmek anlamında tecdid hareketini 19.yüzyıldan başlatmak doğru olmasa gerektir. Kaldı ki, Carullah'a göre ictihad, naslardan hüküm çıkartmak, yani istinbat değil, islamın, her asırda hayat ile olan irtibatını kurmaktır.2
Yanlış olmakla birlikte Islam tecdid geleneğini 19. yüzyılda başlatanlann, böyle bir hareketi Mısır'da Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh ve Reşit Rıza; Hind alt kıtasında Seyyid Ahmet Han, Muhammet Ikbal ve Fazlurrahman gibi isimlerle sınırlı tutmaları-eğer kasıtlı değilse- ya dönemin sosyo-politik şartlarıya da bu sahalarda araştırma yapanların, idil-Ural bölgesinde yetişen Abdunnask Kursavl, Şihabuddin Mercani ve Musa Carullah Bigiyev gibi şahsiyetlerden habersiz olmaları ile izah edilebilir.
Gerek hayatında ve gerekse vefatından sonra Musa Carullah' ı gerek övmek ve gerekse yermek için değerlendirenlerin kendilerince atfettikleri olumlu veya olumsuz anlamda bir reform hareketi içinde göstermeye çalıştıkları doğrudur. Ancak mühim olan yaşadığı asırda tartışılan her meselede eser vermiş bir şahsiyeti başkalarının nasıl tanımladığı değil, onun kendisini nerede gördüğü ve eserlerinde ne dediğidir.
Henüz 1911 yılında Türkiye'de Haşim Nahid Türkiye için Nectit ve rtild yolları adlıeserinde şöyle demişti: "Hnstiyanlar içinde hakikatperest bir müceddit çıktı, İncili tercüme etti ve anladıklan dakikadan itibaren ağır zincirlerin hal
1 Cedidcilik hareketi ve Musa Carullah' ın bu hareket içindeki yeri konusunda henüz yeni tamamlanan
ve İbrahim Maras tarafından hazırlanan " İdil-Ural Tiirkleıinde Cedidcilik (yenilikçilik) Hareketi
(1850-1917)" adlıdoktora tezine mtiracat edilebilir.
2 Bk. M. G&Wlab, Likamiyat Kazan, 1907, s. 28, 62.
kalan çözülmeye, Allah' ın vekili gibi gözüken papazlar küçülüp İncil'in ilahı yükselmeye başladı. Nihayet fikrin ve vicdan ın esaretini kırmaya muvaffak oldular. İslamiyet'in Luther'i de şimdi Asya'da zuhur etti. Bu müceddit, bu müceddid-i din Kazan'll Musa Bigiyev'dir."3
Bundan iki yıl sonra, 1913 yılında Rusya'da yaşayıp Rus basınında Alisev imzası ile makaleler neşreden İngiliz yazarı Williams, büyük Rus fikir dergilerinden birinde Musa Carullah hakkında "Müslüman Luther'i" ba şlıklı bir makale kaleme alır.
Makalede Musa Carullah' ın islarra bir reform hareketi başlattığını, bu hareketin bütün islam dünyasına yayılacağını iddia etmişve onun bir müslüman Luther'i olacağı fikrini ileri sürmüştür.4
Musa Carullah hakkında bu ve buna benzer pek çok değerlendirme yapıldığı
doğrudur. Ayrıca bu değerlendirmeler Musa Carullah'ın hasımlarıtarafından da
hep aleyhine kullan ılmıştır.
Oysa Musa Carullah'ın "efkar-ıislamiyede bir inkılab hareketi meydana getirmek" gibi bir gayesi olsa da5 "reform", " ıslahat-ıdiniye" ve "islamiyeti medeniyete tatbik" sözleri onun en çok hoşlanmadığı ifadelerdir.
"Büyük Memularda Ufak Fikirler" adlıeserinde şöyle demiştir: "Bir çok meselede
ehl-i ilmin reylerine, mezheplerine hatta bazen icmalanna muhalefet etti ğim doğrudur.
Ancak ben her meselede islamın öğretilerine cemal olabilecek ciheti iltizam ederdim.
Hiçbir meseleyi kuru iddia olsun diye yahut reformatörlük hevesiyle yazmad ım."6
Edebiyet-ıArabiye'de ise şöyle demiştir: "Kütüb-i Fıkhıyye talimlerini zamanın
cereyanlarına tevfik etmek hevesleri bende yoktui. Hayat ın zaruretleri karşısında
islamın hükümlerini terk etme acizli ği de bende yoktur."7
Bir başka eserinde şöyle der: "Benim nazarımda islamiyet ıslahat-ıdiniyelerin
hiçbirine muhtaç de ğildir. İctimai, dini ve siyasi hastal ıklar islamiyette de ğil bizim
özümüzdedir. 0 öldürücü hastalıklardan arınmak için çarelerini aramak elbette lazımdır.
Hrıstiyanlık dünyasında reforrnasyon devri vardı. Lakin islam tarihini Hrıstiyanlık
tarihine taklid ettirmek doğru değildir."8
Bir diğer eserinde de şunlarısöylemiştir: "Bizde nam ucuzdur. Liberal laflardan
dem vurup bir iki kitap yazsa reformatör olur. Lakin ben şu güne kadar 25'den
fazla yazdım ise de bundan sonra belki daha fazla yazsam da ucuz pahaya verilecek
reformatörlük lakaplannıislamiyet şerefine bir kenara bırakırım. Benim nıhumun
izzetinde ref ormatörlük lakaplan ziynet olamaz. Nebiy-i Kerim Hz. Muhammed
(sav)'in fuytizat-ınebeviyesinden feyiz alıp durucu insan Luther'in
kemaline meskenet elleri Lızatamaz."8
3 Haşim N'Ahid, Türkiye için Necat ve hit& Yollan, Istanbul, 1911, s. 213
4 bk. Togan, Zeki Velidi, Tasvir Gazetesi, 24 Eylül, 1947.
5 Bk. M. arullah, Uzun Günlerde Raze, Kazan, 1911, s. 12
6 M. Carullah, Büyük Mevzuarda Ufak Fikirler, Peterspurg, 1914, s. 92
7 M. arullah, Edebiyat-lArabiye, ile ulüm-i islamiye, Kazan, ty. s. 17.
8 Büyük Mevalarda Ufak Fikirler,5.
9 M. Carullah, Mülahaza, Kazan, 1909, s. 53.
Musa CArullah' ın Kur'an, sünnet, icma ve kıyas gibi islamın en temel kaynaklarıhakkında
yeni gibi görülen pek çok fikir serdetti ği, yaşadığı dönemde gerek
müslümanların ve gerekse insanlığın yaşadığı pek çok probleme geleneksel din anlayışımızın
hiçbir çözüm getiremeyeceğini ve dolayısıyla pek çok yeni öneri de bulunduğu
doğrudur. Ancak bütün bunlarıyaparken Musa Carullah' ın pek çok konuda
diğer yenilikçilerden farklıbir çizgide yer ald ığınısöyleyebilirim.
Ben burada Musa Carullah' ı19. asırda islam tecdid hareketinin önciileri olarak
bilinen diğer şahsiyetlerle mukayese edecek de ğilim. Bunun bir tebliğin sınırlarını
aşacağı muhakkaktır. Ancak bir ön fikir vermesi bakımından bazımillahazalarımı
ifade etmekle yetineceğim:
1. Musa Carullah' ın çağdaşı olan pek çok tecdid hareketi ve bu hareketlerin
önctilerinde "tecdid", bilhassa ritiellere ait bir takım bidatlerle mücadeleye
indirgenirken, Musa Cârullah'a göre tecdid (kald ıki kendisi bu kavramıpek
kullanmaz) sosyal hayatıKur'an ayetleri, Nebilerin öğretileri, ictima ayetleri,
tabiat ayetleri ve akl-ıselirn ışığında yeniden tanzim etmektir.°
2. Çağdaşı pek çok tecdid hareketinde tevhide yapılan aşırıvurgu ile insanın
teşri veya yasamaya dair her türlü faaliyeti bir nevi şirk olarak değerlendirilirken,
Musa Carullah insanın sadece ictihad yetkisinden de ğil,
teşri yetkisinden de söz etmiştir.
Musa Carullah'a göre insan ın yeryüzünde hilafeti iki kısma ayrılır:
a. Tabiatta hilafet
b. Teşri'de hilafet
Allah: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" derken bu her iki vazifeyi de
kast etmiştir. Tabiat dünyasında tasarruf vazifelerine halife lulınmış insan teşri vazifelerinde
de elbette halife kılınmıştır. Hilafet şerefi sadece tabiatımamur etmekte
değil, heyet-i ictimaiye külliyelerinde ders okuyup imtihan olmu şinsanoğluna şeref
olarak verilmişbir imtiyaz, bir miikafât ve bir şArilik ve hukukşinaslık diplomasıdır. n
İnsan kendi hayatıiçin yiyecek, giyecek ve mesken ihtiyaçlarınınasıl arayıp buluyorsa,
medeni hayatıiçin zorunlu olan tedbirleri ve kanunlar ıarayıp bulacaktır.
Birincisini tabiat hazinelerinden, ikincisini de Kur'an ayetlerinden, Nebilerin ve hekimlerin
öğretilerinden ve ictima ayetlerinden çıkarıp tatbik edecektir.12
Musa Carullah'a göre nübilvvetin sona erişi insan aklının rüşdüne ermesi, velayet,
ehliyet ve ihtiyar yetkisini kazanmasıdemektir. insanlık asırlarca Allah' ın
gönderdiği peygamber vasıtasıyla terbiye edildi. En son muallim olmak üzere
Nebiy-i İslam Hz.Muhammed'in gönderilmesi artık aklın, vasilerin himayesinden ve
velilerin terbiyesinden"Azad kalabilece ği anlamına geliyordu. Kitab ve hikmetin bu
10 Bk. M. arullah, Şeriat Esaslan, Kazan, 1915, s. 12.
11 Şeriat Esaslan 5-7
12 a.y.
son en büyük muallimi kebir Nebiyy-i islam Hâterni.il-Enbiya Muhammed
Emin'in beliğlisanıyla hem de Medine'nin ilk yıllarında "Muhammed sizden hiçbir
adamın babası değildir. Fakat o, Allah'ın Raseli.i ve peygamberlerin sonuncusudur..."
13 Denilmişolmasıilahi bir mtijdedir. Bu ilahi miijdeye göre akıl, liyakat
ve ehliyetine kavuşmuşvasiler himayesinde hukuksuzluktan, veliler terbiyesinde
şakirdlikten necat bulmuştur.
Zira aramak ve bulmak insan ın akıl irade ve ihtiyarınıterbiye eder. Her şey hazırlanmış
olsa idi insanlar tembel olurdu. Herşey beyan kılınmış olsaydıaklın klymet-
i harbiyesi kalmaz, insanın ihtiyannda faaliyet bulunmazd ı.
3. Hanbeli İbn Teymiye ile Kaliki Ebu ishak eş-Şatibi arasında yapılacak bir
mukayese, Musa Carullah' ın başlatmak istediği tecdid ile diğer bazı tecdid hareketleri
arasında yapılmış bir mukayese sayılacaktır. Zira Usul'den çok funi ile ilgili
meseleler üzerinde duran ibn Teymiye, neo selefi olarak bilinen yenilikçilere ne
kadar ilham kaynağı olmuşsa, fıluh usulünde yenilik yapan, Kur'an ve sünneti yorumlarken
laf zın delaletinden çok ş'Ariin maksadını ve toplumun maslahatını esas
alan Ebu ishak eş-Şâtibi Musa Carullaffa o derece kaynaklık etmiştir.
4. Herhangi bir dünya görüşü anlam ve tutarlılığmı nihai atıf çerçevesi olarak
adlandırabileceğimiz bir paradigmada bulur. Bu açıdan bakıldığında, eleştirilebilecek
pek çok yönü olmakla birlikte, Musa Carullah' ın hiçbir meselede bu
paradigmayı yok saydığı iddia edilemez. Ancak, o kendi dar düşünceleri islamın
nihai atıf çerçevesi olarak görenlerle de hep mücadele etmiştir. Kelamcılan topyekOn
karşısına almasıda bundandır. Ona göre bu paradigma üç esas üzerine bina
edilmiştir:
a. Halis tevhid inancı
b. Ahiret inancı
c. Hayat-ıinsaniyede hidayet yollan
Bu sonuncusu Allah' ın bizzat insanlara verdiği haklar, vazifeler ve ahlak ilkelerinden
ibarettir. Bunlar evrenseldir ve hiçbir zaman değiştirilemez.14
5. Yenilikçi hareketlerde en önemli sorun islamın değişkenleri ile sabitelerini
tespit etme knterleridir. Musa Cartıllah bunlarıbelirlerken dış etkenlerden çok islamın
iç dinamiklerini esas almıştır. 0 Şatibi'den aldığı.ilhamla bunu Usul'ud-Din
ve usul-i filch çerçevesinde yapmaya çalışmıştır.
Musa Carullah'a göre; insanlık medeniyet derecelerine tabiatm hareminde ve
nıbubiyetin hadanesinde asırlarca eğitilerek ulaşmıştır; hayatın kanunlanna ve maişetin
hukuklannı hayat mekteplerinde uluhiyyet muallimleri huzunındı okuduğu
derslerden öğrenmiştir. Bu sebeple şedatler asırlann, zamanların ve milletlerin değişmesi
ile değişmiştir. Binaenaleyh tekamül sünnet-i ilahiye'sine tabi olmak üzere
13 33. Alızab, 40.
14 Şeriat Esasları, 24-32.
islam şeriatı kendisinden önceki bütün şeriatlerin kemale ermişbir nilshasıolmuş,
medeniyet tarihi boyunca zaman ın elinde ıslah edilerek gelen bütün şeriatlerden
sonra şeriat-ıilahiye olmak sıfatıyla nazil olan islamiyet, evvelki bütün şeriat ve kanunların
saf cevherlerini ve güzel esaslannıcem ederek insanlık dünyasına evrensel
bir rahmet olmuştur.15
Ancak ona göre Kur'an-ıKerim'in nasslan ve Şari-i Hakim'in masum lisan ıile
beyan edilen hilkümler iki k ısma ayrılır:
a. Ahkam-ıIbtidaiyye
b. Ahkarn-ıVifakiyye
Ahkam-ıibtidaiyye, herhangi bir şeye tabi olmayıp insanların insanlık cihetiyle
zaruretlerine, hacetlerine, kemallerine, hukuklanna, vazifelerine ve edeplerine ait
hükümlerdir. Bu hükümler, fed konularda değişebilse de esas bakımından değişim
kabul etmezler. Yani ebedi ve evrensel hilkürnlerdir. Ahkarn-ı Vifakiyye ise asrın
derecesine, vaktin ehernmiyetine, Inekan ın haline Ommetin tabiat-ıedebiyesine,
ahvalin iktizasına ve halin hususiyetine göre vaz' kılınmış 1-ıükümlerdir. Bu tür hilkümler
adalet, doğruluk ve hakkaniyet esaslarına uyduğu sürece kabul ve tatbik
edilir. Ancak ebedi ve evrensel olmazlar, zaman ın ve mekanın haline, halkın tabiatına
ve ahvalin iktizasına göre değişirler.16
Musa Carullah'a göre Kur'an-ıKerim insanın hayatına dair öğretilerini ve sosyal
hayatın esaslarınıiki şekilde beyan etmiştir.
a. Tandid ve tayin tariki
b. Tandidsiz beyan tariki
Yani Kur'an'da bazıhilkümler, sebepleri, şartları ve rilkünleri ile birlikte bir
takım kayıtlara bağlanarak ifade edilirken, bazıhilkümler herhangi bir sınırlamaya
tabi olmadan, herhangi bir kayıtla takyid edilmeden ifade edilmi şlerdir. Mesela taabbudi
olan esaslarla Şeair-i islamiye olarak adlandırılan birtakım uygulamalar birinci
tarikle ifade edilmiştir; yani On bunların rükünlerini, şartlarını, sebeplerini ve
edeplerini bütün yönleriyle izah etmi ştir.
Diğer taraftan yeryüzünde adaleti ayakta tutmak, toplumsal hayat ın nizamını
tesis etmek, insanlar arasında barış ve huzuru temin etmek, aile nizam ınımuhafaza
etmek ve ahlaklıbir toplum oluşturmak için gönderilen hilkümler ikinci
tarzda, yani tandidsiz beyan tarikiyle ifade edilmişlerdir.
İşte Carullah'a göre Kur'an-ıKerim'de tandid ve tayin tarikiyle ifade edilen hilkümler
sabittir, hiçbir zaman değişmezler. Salt ibadet ile ilgili olan hükümlerin
neden değişmeyeceği malumdur. Şeair-i islamiye olarak adland ırılan bir takım uygulamaların
değişmezliğini ise islamiyetin kendi mensuplar ının lisanlarınıtevhid
şian ile tezyin etmek, yüzlerini ayn ıkıbleye çevirerek, birlik oluşturmak, her yerde
15 Şeriat Fçaslan, s. 2.
16 Şeriat Esasları 16-23.
ve her asırda müslümanlara tek bir ruh, tek bir kimlik ve haviyet kazand ırmak istemesine
bağlamıştır.
Ancak ona göre ikinci şekilde, yani tandidsiz beyan tarikiyle ifade edilen hakümlerin
uygulanmasıinsanlara bırakılmıştır. Şari-i Hakim, bu konularda akl-ıselimin
deraletini, tab-i selirnin zevkini ve basiretin rehberli ğini kabul etmiştir. Kaldı
ki, milletlerin tabiatları, zamanların ihtiyaçlarıve mekanların özellikleri her bakımdan
farklılık arzeder. Binaen aleyh, her millet kendi asrına, tabiatına iklim ve
coğrafyasına göre intizam kanunlarını, adalet usullerini ve idare esaslarınıkendi
aklı, iradesi, ihtiyarıve tecrübesi ile tespit eder 17
17 Şeriat Esasları, s. 6-10.
İLAHİ RAHMET VE ULUHİYET TANITIM
İlahi Rahmet ve Uluhiyet, Musa Carullah'ın çok tartışma meydana getiren, yayınladığında kendisini şiddetli saldırılara maruz bırakan bir eseri. Kitapta yer alan görüşlere bugün de katılmayanlar olacaktır. Ancak Musa Carullah'ın samimi, muvahhid bir Müslüman olduğuna, onun geçmişte yetiştirdiği ve bugün de yetişmeye devam eden talebelerinin İslami duruşları ve yaşayışları şehadet etmektedir. Musa Carullah, tefsir, hadis, fıkıh, usul ilimlerinin yanısıra siyasi ve sosyal meselelere dair, yüzden fazla kitap ve bir çok makale yazdı.
KAYIP TEFSİR
EK
Mesa C.artıllah Bigiyein otuz yıl Türkçe Kur'an Terctimesi üzerinde çalışan ancak bu tercümenin yayınlanmadığını, bilinmeyen sebeplerle kayıplara kanştığınıaz önce ifade etmişbulunuyoruz.
Kayıp plan bu Türkçe Kur'an Tercilmesinin muhtevasma dair tek bilgi, yazarın henüz çalışmaya başlamadan
önce, 1912 yılında, Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinde "Tercemede Benim Esaslanm" başlığı altında yazdıklanndan ibarettir.
Müsa Carullah belki de, tercüme etmeye başlamadan, tercümede riayet edeceği esas ve prensipleri kaleme alan ilk yazardır.
Biz Kur'an'ıTürkçe'ye tercüme edenlere veya edecek olanlara ışık tutar ümidiyle onun bu makalesini aynen yayınlamayı uygun gördük.
Tercemede Benim Esaslarım
1-Ehl-i Ilim Kalemiyle Yazılmış Tefsirler:
kütübhanemde her bir tefsir bulunur. Her bir ayet-i kelimeyi terceme ederken tefsirlerin her birine müracaat ettim. 0 saatlerde bende müsahele yok idi. Ağırlığın onda dokuzu tefsirlerin bereketiyle asan oldu.
2-Kur'an-ıKerim in özü:
Ayet-i kerimeleri tefsir ederken, yahut tefsirlerin birini diğerine tercih ederken ben tefsir bilkitab (Kur'ân'm Kur'an'la tefsiri) yollanna sülük ettim. Kur'an-ı Kerim'in biri diğerine müteşabih ayetleri, biri diğerini tefsir eder.
3-Tercemede Benim En Mutemed Esasım Lisanın Deliletidir:
Kelimeterin maddelerini dikkatle teftişettim. Kelime hey'etlerinin (şekil çekim) delaletlerini sarfianesiyle (yard ımıyla) tahlil ettim. Kelimelerin basit rna'nalarına bila kusûr (eksiksiz) itina ettim. Cümlelerin ma'nalanna terkiplerin ihtimallerine her şeyden ziyade itibar ettim.
Mesela ........... gibi cümlelerde mübteda (ve) haberi tayn hususlannda ihtiyat ettim. 41.04:1 mübteda olursa ma'nası bir, haber olursa manası diğer olur. irabçılar `o da bu da muhtemeldir deseler de tefavut (fark) büyüktür.
Nebilerine inad etmiş herifler iki manadan elbette yalnız birini kasd etmişlerdir.
Böyle cürnlelerde halin, kastın delaletiyle iki manadan birini ta'yin ederim. Her biri kasd kılınabilirse o vakit birini sebt ederim (belirtirim).
Men ma gibi isimlere cümle sıla olur ise ma'nasıbir, sıfat olursa ma'nası diğer olur. Mesela: ei.,3 di-at sıla ma'nasıyla sıfat ma'am aralarında büyük tefavet (farklılık) mülahaza ederim.
4- Kıraat ihtilafları bulunur ise her birini itibar ederim:
Kıraatler bazen kelimelerin maddelerinde, bazen bünyelerinde bazen
irablarında ihtilaf ederler. Eger öyle ihtilaf hasebiyle ayetlerin muhtelif
olur ise, her birini sebt ederim. Zira muhtelif kıraatler müte'addid ayetler
gibidir.
5. Cümle, Müteaddid Ma'nalar Ihtimil Tutup da 0 Ma'nalarm Her birini Kasd
Kılınabilir Ise, 0 Ma'nalarm Her Birini Beyin Ederim:
Muhtemel ma'n'ilann bazen yalnız biri lcasd kıhrıabilir. Bazen her biri kasd
lulinabilir. Eiger her biri irade lal ınabilir ise, tercemede her birini zikrederim.
Bir cümle Arabi olmak cihedyle miiteaddid rna'nalara vazıh surette delalet
eder ise, Kuein-1 Kefunicie gaflet mümkün değildir. Buna göre o ma'nalann her
biri hide kıhrur. Böyle ayetler Kueln-1 Kerim'de goptıır (çoktur).
6. Nazm-ıMu'ciz'i Isiah Da'valanna Hiçbir Vakit Cesaret Etmedim:
Nahviyyün Kueln-1 Keılm'in ayetlerini hazf hem takdir usulleriyle Isiah ederler.
Bu adet miifessirlerin elc,serinde vardır:
Mesela: I+) 131—ii e..pal 4.,;,.11.1.4; al 1;3JI II yet-i kerimesi gibi [17. Ism 16].
Burada ehi-i tefsir .1.412.114 sözünü takdir edip 21 uai ı:j.1 demişler. Böyle
talcclider Naım-1 Mu'ciz i tamamıyla tahnItir. Bana göre, tıt>.A. qr., emir ederiz
müsrifletini manasuıdadır. Buna „.n sliCtS kerimesi
de [6. En'am 1231 tT luraat-i mütevitiresi'de delllet eder.
7. Kelam Usullerine, Yeni Hem Eski Felsefe' Nazarlanna ayet-i Kerimelerin
Delaletlerini Tatbik Etmek Seyyielerinden Salan ınm.
8. Nazm-ıMu'ciz'in Dellletlerini Taaddl Etmekten Salarımm:
Ehl-i Tefsirin eksen, ya rivayet tesiriyle ya hut tefsir arzusuyla Nazm-ı
Mu'ciz'in delaletlerini taaddi edip, ahylnen (bazen) ayet-i kerimelerin manalannıtahrif
ederler.
mesera: J.u.; ıs ı; -,ALL-ayet-i keıimelerinde [7. A'raf 117;
20. Taha 691 As ipleri çöpleri yuttu demek gibi. Böyle tefsir (ve)ya tercüme
Kuean-ıKerim'i tahrif olur. Hem de ...ukAt 'As' J.12.1.3 34I kerimelerinin
[7. A'raf 1181 açık delaletlerine muhalif olur.
,11,1.; ' h lit; cilmlelerinde asa ipleri dayaldan yuttu maws
• 26. $uara Suresinin 111. ayetirıin bir parçasıolan bu ifade yukarıdaki gibi isim camlesi
......................şeklinde fıil cümlesidir. Ancak Müsa C.An ıllih bir başka kıraatini tercih etmişohnalıdır
96 Islamiyat 1(1998), sayı2
na delalet edebilir bir harf yoktur.
Sahirlerin sihirleri kuvvetiyle iplere, dayaklara yılan suretleri verilmişgibi
olsa hayal gözüne gözükür o sureder as berkesiyle (sayesinde) batıl olduktan,
as o surederi yutmuş gibi olsa as iplerin dayaklann özlerini yuttu demek
Nazm-ıMu'ciz'i tahrif olur.
Böyle misaller tefsirlerde goptur. Tercememde öyle misallerin birini ıslah
edebilir isem birkaç sene zahmederimin ecri hisıl oldu demek. Yüzünü ya daha
ziyadeyi ıslah şerefine nail olur ise tercememi ne şretmek bana farz oldu demek.
Isiah sözünü yalnız dakik hem hafi hatalara nispede söyledim. Yoksa el-
Exfam soresinde t..1.444 ut.,JJ Nazm-ıMu'cizini 16. En'am 91 "ve anı
anlann giydilderiyle seuederdik" söztlyle tefsir etmi şMevakib* gibi lisan bilmez
cahillerin kalemiyle yazılmış tefsirlerde bulunur (bulunan) hesab ıyok fahiş
hatalar hakkında Isiah sözü söylenmez.
Dersaaderte Meclis-i Teftiş-i Masahif-i Şerife mühriiyle tab kılıntruşKuran-ı
Kerim'in harnişinde Coyle tefsideri görürken gönül müteessir olur.
Usul-i Fılah yazmış, filah kitaplarıyaznuş, tabiat, siyaset, ilctisad, hukuk gibi,
fenlerde büyük kitaplar te'lif etmişMahmud Es'ad Efendi Hazrederinin Medhal-i
Tarih-' Islam isimli kitabında (12. Fasıl, 54. Madde, 118. Sahife)de ve kendi
libaslanyla ilbas eder idik tefsirini de görür ise Meclis-i Tefti ş-i Masahif-i Şerife
mühründe bulunur hatalarıda mazur görür. Lakin Islamiyerte edebin,
dinin o kadar sukütuna gönül yanar.
9. Tercemede Hiçbir ayet-i Kerime'de Tefsir ya Tc'yi! Yollarma Sülük Etmedim:
Tefsir, Te'vil nasıl ise de insanın fikri olur. Tercümede ben Kuran-ıKerim'in
yalnız örflerini, lisan-ıArab'ın delaletlerini itibar ettim. Hiçbir harfte hiçbir insanın
nazaruu esas etmedim. Kuran-ıKerim'in büyük mukaddes rnanalann ı
özürnün ufak a& filcirierinde beraber yazmalctan elbette tenzih ederim. Öyle
edecek heriflere Allah'ın, meleklerin, heme (bütün) insanlann lanetleriyle beraber
ben de lanet okurum.
10. Kuran-ıKerim'in Marıalan Nazmi Gibi Sabittir. Buna Göre Tercilmesi
Mümkündür.
Kuran-ıKerim'in her bir kelimesi, harekeleri sükunlanyla nas ıl rnahfuz
kalmış ise, kelimelerin, cOndelerin, rnangan da öyle rnahfuz kalmıştır. Islam
kalendyle telif kılumuşulum-i Islaıniye kitaplarının her biri Kur'an kelimelerinin,
cümlelerinin manalaruu bila tagyir h ıfzetmek için gene idi. Lügat kitaplar ı,
fıkıh kitapları, usul-i filch kitapları, kelimelerin, cümlelerin manalann ıbila
tagyir lufzetmek için olmuşidi.
Masum ümmet-i Islamiye himmedyle, Kuran-ıKerim'in hem nazmıhem
manasıbila tagyir sabit oldu.
Mevildb: Hüseyin el-lCişift b. All D. 903/1497-81 tarafından Farsça olarak kaleme al ınan "Mevahibi
Ledimiyye• adlıtefskin Osmanlıca terctimesidir. Mütercimi Divin-ıMualLi erkinından hiceganIsmail Ferruh Efendi Iö. 18401'clir. 124611830-1 yılıılan bu tercüme 1282/1865-6 yılında
nda yap
Matbaa-i Amirede bas ılmıştır.
Btstyej'terı(0. 1949) Tarthçt:Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Manası da nazmıgibi =lit= ise, Kur'an-1 Kerim'i tercüme bizzarure
mümkün olur. Manasımahfuz olduktan son(ra) da tercüme mümkün değildir
demek Kur'an-ıKerim'in manalan hiçbir vakit anlanmaz demek gibidir.
Bazen bir cürnleden mefhum olur mana, asır ihtilafiyle yahut ümmetlerin
örflerinde ihtilaf hasebiyle muhtelif olur. Bu surette harfiyyen terceme dürüst
olmaz. örften, (ve)ya evvelki manas ından gafil adam terceme ederse hata eder.
Meseta örfiimilzden gafil Arapların birine kuvvetim uçtu sözün
terceme edersek hata etmişoluruz.
Bazen öyle olur ki, cilmlelerin manalan muhtelif olmasa da, o manalara
mütelzim suretler Muhtelif olur. Halleri ya hayalleri metefavit iki insan bir
cürnleyi işitir iken bir mana o iki adamın dirnağlannda muhtelif iki sürede ihata
kıhrur. Birinde belki gayet dehşetli, birinde belki gayet di (normal) sfiret olur.
Buna göre, bir cümle birine tesir eder, diğerine tesir etmez. Buna göre, roman,
şiir gibi edebiyatın tercemeleri bazen asıllan gibi olamaz. Zira kelimelerin manaları
belki dürüst terceme Minim§ olur. Lakin şair'in kuvve-i hayaliyesiyle tasvir
kıhrunış suretleri miltercim efendi tişince (gereğince) tasvir edemez. Buna göre,
terceme ruhsuz çıkar. Yahut hiçbir mümkün olmaz. çünkü lisan kum manalan
nakleder. Amma hayat gölderinde teessür kuvvetiyle uçar suretleri avlanmaktan
bazen adz olur.
Manalann, surederin ihtilaflan hasebiyle terceme bazen mümkün olmaz
dedik. Dürüst (doğrudur). Lakin Kuran-ıKerim kelimelerinin ciimlelerinin
rnanalan ti kıyamet sabittir. Hayal suretleri de ğil belki hakikattir.
Buna göre,
Kur'an-ıKerim'i tercüme Icat'en mümkündür, şer'an farzdır.
Bin lisana tercüme lohns ın ol mahfuz hemin.
Mesa C.artıllah Bigiyein otuz yıl Türkçe Kur'an Terctimesi üzerinde çalışan ancak bu tercümenin yayınlanmadığını, bilinmeyen sebeplerle kayıplara kanştığınıaz önce ifade etmişbulunuyoruz.
Kayıp plan bu Türkçe Kur'an Tercilmesinin muhtevasma dair tek bilgi, yazarın henüz çalışmaya başlamadan
önce, 1912 yılında, Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinde "Tercemede Benim Esaslanm" başlığı altında yazdıklanndan ibarettir.
Müsa Carullah belki de, tercüme etmeye başlamadan, tercümede riayet edeceği esas ve prensipleri kaleme alan ilk yazardır.
Biz Kur'an'ıTürkçe'ye tercüme edenlere veya edecek olanlara ışık tutar ümidiyle onun bu makalesini aynen yayınlamayı uygun gördük.
Tercemede Benim Esaslarım
1-Ehl-i Ilim Kalemiyle Yazılmış Tefsirler:
kütübhanemde her bir tefsir bulunur. Her bir ayet-i kelimeyi terceme ederken tefsirlerin her birine müracaat ettim. 0 saatlerde bende müsahele yok idi. Ağırlığın onda dokuzu tefsirlerin bereketiyle asan oldu.
2-Kur'an-ıKerim in özü:
Ayet-i kerimeleri tefsir ederken, yahut tefsirlerin birini diğerine tercih ederken ben tefsir bilkitab (Kur'ân'm Kur'an'la tefsiri) yollanna sülük ettim. Kur'an-ı Kerim'in biri diğerine müteşabih ayetleri, biri diğerini tefsir eder.
3-Tercemede Benim En Mutemed Esasım Lisanın Deliletidir:
Kelimeterin maddelerini dikkatle teftişettim. Kelime hey'etlerinin (şekil çekim) delaletlerini sarfianesiyle (yard ımıyla) tahlil ettim. Kelimelerin basit rna'nalarına bila kusûr (eksiksiz) itina ettim. Cümlelerin ma'nalanna terkiplerin ihtimallerine her şeyden ziyade itibar ettim.
Mesela ........... gibi cümlelerde mübteda (ve) haberi tayn hususlannda ihtiyat ettim. 41.04:1 mübteda olursa ma'nası bir, haber olursa manası diğer olur. irabçılar `o da bu da muhtemeldir deseler de tefavut (fark) büyüktür.
Nebilerine inad etmiş herifler iki manadan elbette yalnız birini kasd etmişlerdir.
Böyle cürnlelerde halin, kastın delaletiyle iki manadan birini ta'yin ederim. Her biri kasd kılınabilirse o vakit birini sebt ederim (belirtirim).
Men ma gibi isimlere cümle sıla olur ise ma'nasıbir, sıfat olursa ma'nası diğer olur. Mesela: ei.,3 di-at sıla ma'nasıyla sıfat ma'am aralarında büyük tefavet (farklılık) mülahaza ederim.
4- Kıraat ihtilafları bulunur ise her birini itibar ederim:
Kıraatler bazen kelimelerin maddelerinde, bazen bünyelerinde bazen
irablarında ihtilaf ederler. Eger öyle ihtilaf hasebiyle ayetlerin muhtelif
olur ise, her birini sebt ederim. Zira muhtelif kıraatler müte'addid ayetler
gibidir.
5. Cümle, Müteaddid Ma'nalar Ihtimil Tutup da 0 Ma'nalarm Her birini Kasd
Kılınabilir Ise, 0 Ma'nalarm Her Birini Beyin Ederim:
Muhtemel ma'n'ilann bazen yalnız biri lcasd kıhrıabilir. Bazen her biri kasd
lulinabilir. Eiger her biri irade lal ınabilir ise, tercemede her birini zikrederim.
Bir cümle Arabi olmak cihedyle miiteaddid rna'nalara vazıh surette delalet
eder ise, Kuein-1 Kefunicie gaflet mümkün değildir. Buna göre o ma'nalann her
biri hide kıhrur. Böyle ayetler Kueln-1 Kerim'de goptıır (çoktur).
6. Nazm-ıMu'ciz'i Isiah Da'valanna Hiçbir Vakit Cesaret Etmedim:
Nahviyyün Kueln-1 Keılm'in ayetlerini hazf hem takdir usulleriyle Isiah ederler.
Bu adet miifessirlerin elc,serinde vardır:
Mesela: I+) 131—ii e..pal 4.,;,.11.1.4; al 1;3JI II yet-i kerimesi gibi [17. Ism 16].
Burada ehi-i tefsir .1.412.114 sözünü takdir edip 21 uai ı:j.1 demişler. Böyle
talcclider Naım-1 Mu'ciz i tamamıyla tahnItir. Bana göre, tıt>.A. qr., emir ederiz
müsrifletini manasuıdadır. Buna „.n sliCtS kerimesi
de [6. En'am 1231 tT luraat-i mütevitiresi'de delllet eder.
7. Kelam Usullerine, Yeni Hem Eski Felsefe' Nazarlanna ayet-i Kerimelerin
Delaletlerini Tatbik Etmek Seyyielerinden Salan ınm.
8. Nazm-ıMu'ciz'in Dellletlerini Taaddl Etmekten Salarımm:
Ehl-i Tefsirin eksen, ya rivayet tesiriyle ya hut tefsir arzusuyla Nazm-ı
Mu'ciz'in delaletlerini taaddi edip, ahylnen (bazen) ayet-i kerimelerin manalannıtahrif
ederler.
mesera: J.u.; ıs ı; -,ALL-ayet-i keıimelerinde [7. A'raf 117;
20. Taha 691 As ipleri çöpleri yuttu demek gibi. Böyle tefsir (ve)ya tercüme
Kuean-ıKerim'i tahrif olur. Hem de ...ukAt 'As' J.12.1.3 34I kerimelerinin
[7. A'raf 1181 açık delaletlerine muhalif olur.
,11,1.; ' h lit; cilmlelerinde asa ipleri dayaldan yuttu maws
• 26. $uara Suresinin 111. ayetirıin bir parçasıolan bu ifade yukarıdaki gibi isim camlesi
......................şeklinde fıil cümlesidir. Ancak Müsa C.An ıllih bir başka kıraatini tercih etmişohnalıdır
96 Islamiyat 1(1998), sayı2
na delalet edebilir bir harf yoktur.
Sahirlerin sihirleri kuvvetiyle iplere, dayaklara yılan suretleri verilmişgibi
olsa hayal gözüne gözükür o sureder as berkesiyle (sayesinde) batıl olduktan,
as o surederi yutmuş gibi olsa as iplerin dayaklann özlerini yuttu demek
Nazm-ıMu'ciz'i tahrif olur.
Böyle misaller tefsirlerde goptur. Tercememde öyle misallerin birini ıslah
edebilir isem birkaç sene zahmederimin ecri hisıl oldu demek. Yüzünü ya daha
ziyadeyi ıslah şerefine nail olur ise tercememi ne şretmek bana farz oldu demek.
Isiah sözünü yalnız dakik hem hafi hatalara nispede söyledim. Yoksa el-
Exfam soresinde t..1.444 ut.,JJ Nazm-ıMu'cizini 16. En'am 91 "ve anı
anlann giydilderiyle seuederdik" söztlyle tefsir etmi şMevakib* gibi lisan bilmez
cahillerin kalemiyle yazılmış tefsirlerde bulunur (bulunan) hesab ıyok fahiş
hatalar hakkında Isiah sözü söylenmez.
Dersaaderte Meclis-i Teftiş-i Masahif-i Şerife mühriiyle tab kılıntruşKuran-ı
Kerim'in harnişinde Coyle tefsideri görürken gönül müteessir olur.
Usul-i Fılah yazmış, filah kitaplarıyaznuş, tabiat, siyaset, ilctisad, hukuk gibi,
fenlerde büyük kitaplar te'lif etmişMahmud Es'ad Efendi Hazrederinin Medhal-i
Tarih-' Islam isimli kitabında (12. Fasıl, 54. Madde, 118. Sahife)de ve kendi
libaslanyla ilbas eder idik tefsirini de görür ise Meclis-i Tefti ş-i Masahif-i Şerife
mühründe bulunur hatalarıda mazur görür. Lakin Islamiyerte edebin,
dinin o kadar sukütuna gönül yanar.
9. Tercemede Hiçbir ayet-i Kerime'de Tefsir ya Tc'yi! Yollarma Sülük Etmedim:
Tefsir, Te'vil nasıl ise de insanın fikri olur. Tercümede ben Kuran-ıKerim'in
yalnız örflerini, lisan-ıArab'ın delaletlerini itibar ettim. Hiçbir harfte hiçbir insanın
nazaruu esas etmedim. Kuran-ıKerim'in büyük mukaddes rnanalann ı
özürnün ufak a& filcirierinde beraber yazmalctan elbette tenzih ederim. Öyle
edecek heriflere Allah'ın, meleklerin, heme (bütün) insanlann lanetleriyle beraber
ben de lanet okurum.
10. Kuran-ıKerim'in Marıalan Nazmi Gibi Sabittir. Buna Göre Tercilmesi
Mümkündür.
Kuran-ıKerim'in her bir kelimesi, harekeleri sükunlanyla nas ıl rnahfuz
kalmış ise, kelimelerin, cOndelerin, rnangan da öyle rnahfuz kalmıştır. Islam
kalendyle telif kılumuşulum-i Islaıniye kitaplarının her biri Kur'an kelimelerinin,
cümlelerinin manalaruu bila tagyir h ıfzetmek için gene idi. Lügat kitaplar ı,
fıkıh kitapları, usul-i filch kitapları, kelimelerin, cümlelerin manalann ıbila
tagyir lufzetmek için olmuşidi.
Masum ümmet-i Islamiye himmedyle, Kuran-ıKerim'in hem nazmıhem
manasıbila tagyir sabit oldu.
Mevildb: Hüseyin el-lCişift b. All D. 903/1497-81 tarafından Farsça olarak kaleme al ınan "Mevahibi
Ledimiyye• adlıtefskin Osmanlıca terctimesidir. Mütercimi Divin-ıMualLi erkinından hiceganIsmail Ferruh Efendi Iö. 18401'clir. 124611830-1 yılıılan bu tercüme 1282/1865-6 yılında
nda yap
Matbaa-i Amirede bas ılmıştır.
Btstyej'terı(0. 1949) Tarthçt:Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Manası da nazmıgibi =lit= ise, Kur'an-1 Kerim'i tercüme bizzarure
mümkün olur. Manasımahfuz olduktan son(ra) da tercüme mümkün değildir
demek Kur'an-ıKerim'in manalan hiçbir vakit anlanmaz demek gibidir.
Bazen bir cürnleden mefhum olur mana, asır ihtilafiyle yahut ümmetlerin
örflerinde ihtilaf hasebiyle muhtelif olur. Bu surette harfiyyen terceme dürüst
olmaz. örften, (ve)ya evvelki manas ından gafil adam terceme ederse hata eder.
Meseta örfiimilzden gafil Arapların birine kuvvetim uçtu sözün
terceme edersek hata etmişoluruz.
Bazen öyle olur ki, cilmlelerin manalan muhtelif olmasa da, o manalara
mütelzim suretler Muhtelif olur. Halleri ya hayalleri metefavit iki insan bir
cürnleyi işitir iken bir mana o iki adamın dirnağlannda muhtelif iki sürede ihata
kıhrur. Birinde belki gayet dehşetli, birinde belki gayet di (normal) sfiret olur.
Buna göre, bir cümle birine tesir eder, diğerine tesir etmez. Buna göre, roman,
şiir gibi edebiyatın tercemeleri bazen asıllan gibi olamaz. Zira kelimelerin manaları
belki dürüst terceme Minim§ olur. Lakin şair'in kuvve-i hayaliyesiyle tasvir
kıhrunış suretleri miltercim efendi tişince (gereğince) tasvir edemez. Buna göre,
terceme ruhsuz çıkar. Yahut hiçbir mümkün olmaz. çünkü lisan kum manalan
nakleder. Amma hayat gölderinde teessür kuvvetiyle uçar suretleri avlanmaktan
bazen adz olur.
Manalann, surederin ihtilaflan hasebiyle terceme bazen mümkün olmaz
dedik. Dürüst (doğrudur). Lakin Kuran-ıKerim kelimelerinin ciimlelerinin
rnanalan ti kıyamet sabittir. Hayal suretleri de ğil belki hakikattir.
Buna göre,
Kur'an-ıKerim'i tercüme Icat'en mümkündür, şer'an farzdır.
Bin lisana tercüme lohns ın ol mahfuz hemin.
Carullahın Kutaya cevabı
MtIsâ. CArullAh Bigiyer ten (ö. 1949)
Tarihçi-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
MEHMET GÖRMEZ
DR., ANKARA O. ILAHIYAT FAKÜLTESI
yavria, ne son zamanlarda suni gündem oluşturan "Türkçe ibadet', ne de
Bki nin ifadesiyle 'anadilde kulluk hakkı'(!) ele alınacaktır. Kutiu/uştun
ve Cumburiyet'in Manevi Mimarlan adlıeserin yazan Cemal Kutay ve onunkaleme aldığı diğer 170 eserden herhangi birini değerlendirmek de bu yazının
kapsamıiçinde yer almayacalcur. Hatta, yazının yazılınasma vesile olsa da,
"ini
Kutay'm Atatürk'ün Beraberinde Gltardügei Hasret: Türkçe !Wet adlıeserini
bütünüyle ele almak ve değerlendirmek niyetinde de değiliz. Asıl gayernizSayın Kutay'm kısa sürede on baskıyapan bu son eserinde "dünyan ın en büyükIslam düşünürü" olarak tavsif ettiği bir zit' kendi in& fikir ve düşüncelerine
nasıl Met ettiğini gözler önüne sermek ve söz konusu zatın bu konudaki gerçekfikir ve düşüncelerini kendi eserlerinden hareketle kamuoyuna göstermektir.
Ancak asıl konuya geçmeden önce bir iki hususa işaret etmekte fayda mülahaza
ediyoruz.
Sayın Kutay adıgeçen eserine şu cümlelerle başlamıştır:
Ilhiyatçı(Tannbilimci, Teolog) değilim. Bu gerçek içinde elinizdeki kitabın
konusunu belki yadırgayacalcsınız. Fakat sanırım gerçekler sıralandıkca
tarihin genişullcundan yoksun kalmış dinsel varlığın çağın gerisindekimasal olduğunu kavrayacak, doksan yaşının merdivenlerindeki, ülkeninkıdemli tarihçisi ben Cemal Kutay'm bir dünya rekoru sayılan 171 kitabından
sonra bu konuyu neden kucaldadığım
Peşinen ifade edelim ki, hiçbir ilahiyatçı171 esere imza atmış bir tarihçi
yazarın böyle bir konuyu ele almasını asla yadırgamaz. Zira illhiyatglar,
esaslara riayet edildiği müddetçe, mahza hayat olan dini ve din/ meseleleritedkik etmek için ilahiyatçıolmanın şart olmadığınıbilirler. Ancak ilahiyatplann
asıl yadırgayacağı şey, tarihin geniş ufkundan meseleye bakmak değil, bütün
dinlerin en temel esas ıolan ibadetin mübalağa kültürünün temel unsurlanylabireysel, toplumsal ve konjonktürel önyargılarla değerlendirilmesidir. Tarihin
genişufkundan yoksun kalmış illhiyatplann dinsel varlığı çağın gerisindeki bir
masala dönüştürmesi muhtemel bir felaket olabilir. Ancak ilim ve hakikat ölçülerini
bir tarafa bırakarak çağdaş masallardan hareketle dinsel varlığı ele almak
daha büyük bir felaket olsa gerektir. En büyük felaket ise sadece edebiyatta
lslamlyat 1 (1998), say! 2
görülmesi gereken milbilaga sanatının tarih ilmine taşınmasından; gerek tarihi
hadise ve şahsiyederi, gerekse filch; düşünce ve felsefeleri değerlendirirken
medhiye ve hicviyelerden kurtulamamaktan ve dogru bilgiye, fimi, objektif
tenkid kriterlerine başvurmamaktan neşet eder. Bu takdirde ne doksan yaşına
merdiven dayayıp en ludemli tarihçi olmak, ne de ulu çınar olarak tesmiye edilmek
kişiye bir ayncalık kazandıracaktır. Hatta böyle bir tutum ve davran ış geride
kalan ve bir dünya rekoru olarak takdim edilen 171 esere de şüphe ve şaibe
getimıekten başka bir işe yaramayacaktır.
Sayın Kutay Masi Carullilfa ayırdığı satır aralarında haklıolarak Ilihiyat
Fakültelerine ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na, böylesine büyük bir Islam Um ve
mütefeklcirine bigine kaldıklarıiçin serzenişte bulunuyor. Ona göre, gerek
ilihiyitglann, gerekse "Hac ticareti, vakıf rnilyarlan ve ordu varlığınıaşmış din
kadrolarıyla uğıaşmaktan asıl vazifesine göz lcapayan Diyanet'in" Masi Owllih'a
ve eserlerine ilgi göstermemesinin iki temel sebebi vardın Biri, bunları
yorundamak için, felsefe, sosyoloji ve çağşuuru gibi şartlarıhaiz olmamaları;
diğeri ise Masi Cirullih'ın Türkçe ibadet, her milletin anadiliyle kulluk hakkı
özgürlüğünü savunuyor olmasıdır.
Ilihiyityllarımızın felsefe, sosyoloji ve çağşuuru bilgileri tartışılabilir. Ancak
bu sandann yazarının 1988 yılından bu yana, on yıldır Masi Cirullilfa ait en
ufak bilgi lanntısmın peşinde koşturan bir ilihiyitg olduğunu ve bu meyanda
hazırladığı miitevizi bir çalışmasının 1994 yılında Türkiye Diyanet Vakfıtarafından
yayınlandığınıifade etmek isterim.
Sayın Kutay'm gösterdiği ikinci gerekçeye, yani Masi Cirullih' ın Türkçe
ibadetin son yıllarda en büyük müdfıfli olduğu iddiasına gelince, bu, hilaf-i
hakikat olmaktan öte, kırk yıl önce ebedi hayata göçmü şbüyük bir alime açık
bir iftiradır. Zaten bu yazının yazılmasma vesile olan da bu yanlışlıgıtashih vazifesidir.
Bizim Sayın Kutay'dan beklediğimiz, Masi Cirullah'a ayırdıgı25 sayfada,
Mustafa Rahmi Balaban' ın Islam Tetkik/eri Enstitüsü Dergisi'nde [c.l. 19541
yayınlanan makalesini yanhşlada tekrarlamak, yahut pek çoğu kiitilphinelerimizde
bulunan eserlerinin ldişelerini takdim etmek değildir. Ona düşen, kendisine
en büyük mesned ittihaz ettiği Masi C,inıllih'ın Türkçe ibadet yahut kendi
ifadesiyle anadilde kulluk hakkıile ilgili fikir ve düşüncelerini bizzat kendi eserlerindens
bulup çıkarmak ve biz okuyuculanna takdirn etmekti. Oysa kitab ından
edindigintz intiba odur ki, klişelerini verdiği hiçbir eserini okuma zahmetine
dahi katlannıamıştır. Ancak Sayın Kutay'm bu konudaki iddialarına ve Mersa
Carullah'm kendi eserlerinden hareketle bu iddialara verdiği cevaplara geçmeden
önce 171 esere imza atmış bir tarihçi-yazarın 25 sayfaya ne kadar yanlış
bilgiler sıgdırabildigini okuyucularunıza birkaç ömekle göstermek istiyoruz.
Bilfsl Hataları:
S. 86 da, "Masi Carullih 1875 tarihinde Azak Kalesi'nde doğdu" denmektedin
Oysa Azak Kalesi o tarihlerde meskfin bir bölge değildir. Masi arullih'ın
doğduğu yer Azak Kalesi değil, kalenin kuzeyinde bulunan Rostov şehridir.
Aynıparagrafta açocuklugunda çevrenin tanınmış din adamlarından Şeyh
Habibullahlan medrese bilimlerini öğrendi" ifadesi yer alır. Oysa Şeyh Habibullah
Masi Candlah'ın hocasıdeğil, dedesi ve babasının hocasıdır. 0 tahsil hayatı
masd Cdrufrdb Btgiyeften al 1949) Taribp-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
na atıldığında Şeyh Habibullah dünyada yoktur. Ayrıca Mesa Mullah ilk
medrese tahsiline Rostov'da değil, Kazanda Gölboyu Medresesi'nde başlamıştır.
Yine aynıparagrafta: "Istanbul'a geldi. Mühendis Mektebi (Teknik OniversitOnde
okudu" denmektedir. Oysa Masi Carullah'm Istanbul'a gelip Mühendis
Mektebi'ne kaydolduğu doğru ise de, burada okuduğu yanlıştır. Hemşehrisi
Musa Alcyiğitzikle onu bu fikrinden vazgeçinniş, o da bu tavsiyeye uyarak
Islami ilimlerde derinleşmek gayesiyle Kahire'ye gitmeye karar vermiştir..
Aynısayfanm Ikinci pazagrafinda "Mfisa Carullah'm tahsil hayatınıbitirip
Kazarea döndüğünde Abdurreşid Ibrahim ile taruşıp beraberce Arapça Al-
Tilmir gazetesini çıkardığı" ifade edihnektedir. Oysa merhumun Abdurreşid
Ibrahim ile çıkardığı gazete Al-Tilmiz değil, Clfettir. Al-Tilmiz. de yol gösteren
değil öğrenci/talib demektir.
Aynıparagrafta şu malumata yer verilmektedir: "1916 da Kazanda gstayşehrinde, Zilch. Işan Bey'in kızıEsma hanımla evlendi. Eşi Petersburg'da batı
dilleriyle öğrenim yapan koleji bitirmişti. Burada beraberce Emanet isimli
matbaayıkurdular." Masi Canıllah'm 1916'da değil 1915'te Esma Aliye Hanım
ile evlendiği doğrudur. Ancak Esma Hanım'ın batıdilleriyle öğrenim yapankolej bitirdiği yanlıştır. Sayın Kutay'm neden böyle bir ilaveye ihtiyaç duydu ğunu
anlamakta zorluk çektik doğrusu. Zira evrensel ilahi mesajın orijinal ifadelerini
namazda terennam etmeyi Arap emperyalizmi olarak de ğerlendiren bir
yazarın batıdilleriyle Öğrenim yapan kolej okumayıbir fazilet olarak telaldd etti
ğ
ini düşenemezdik elbette... Ayrıca Esma Hanım ile evlendikten sonra C.kullah,
Petersburg'a onunla birlikte yerleşmediği gibi, Emanet Matbaas ı'm da onunla
birlikte değil, Şimal Türklerinin en büyük edibi olarak bilinen Ayaz Ishalci ilebirlikte 1913'te kurmuştur. Aynışekilde s. 27'deki "Ölümünde sayısı56'yıbulan
eserlerinin bir bölümünü cezaevinde tamamladıve eşi yayınladı" ifadesinin de
hiçbir doğru tarafıyoktur.
S. 87'de Sayın Kutay iki farklızamanda ve yanlış tarihlerde Müsa Carullah'm
uzun zamanlar hapislerde yattığınısöylemekte ve her ikisine de, onun rejimin
dinler üzerindeki teorisine karşı gelmesini gerekçe göstermektedir. Milsa
Carullah'ın iki defa hapse atıldığı doğrudur. Fakat birincisi 1918'den önce yıllarca
değil, sadece dört ay, ikincisi de 1918'den sonra iki y ıl değil, sadece üç aystirmilştür. Kaldıki birinci tevkifin sebebi olağanüstü hal dolayısiyle, BrestLitovski şehrinde uyandırdığı yanlış bir şüphe; ikincisinin sebebi ise, Berlin'de
Ayaz Ishald tarafından bastırılan islamiyerin ElifixIst adlıeseridir. (Genişbilgiiçin bkz. Azeri, "Masi' Carullah' ın TevIcifi", Yeni Kafkasya, Yıl 1. Sayı6, Istanbul
1923. Ayrıca, Ictihdd VII. 166, 1st. 1924; Sebilurreşelc4 XXIII. 581, 1st. 1923,
s.128.1
Aynısayfada Sayın Kutay M. Carullah'ın Hindistan'da hapse Wiwi ise şöyleanlatmaktadır: "II. Minya harbinin başlamasıyla Hindistan'a gitti. Bu defa daIngilizler karşısına çıktılar. Afganistan'a geçmek üzereyken tevkif ettiler.
Mahatma Gandhi ve Muhammed Ali Cinnah'm bulundu ğu cezaevine koydular."
MOsa Carullah'ın ikinci cihan harbinin patlak vermesiyle japonya'dan
Hindistan'a geçtiği ve buradan Afganistan'a geçerken Ingilizler tarafından hapse
atıldığı doğrudur. Ancak Mahatma Gandhi, M. Ali Chmah ve MOs Mullah%
aynıgün ve tarihlerde, Peşaver cezaevinde biraraya getirmek için Whin
IslamVat 1(1998), say: 2
hadiseleri sadece mübalağa külta ve muhayyile gacü ile kaleme alan bir tarihçi
olmak gerekir. [Genişbilgi için bkz. Gandhi, Bir özyaşam Öyküsü, çev. Vedat
Günyol, Cem Kültür yayınları, 1st 19971.
25 sayfada yer alan bilgi yanlışlildan elbette bunlardan ibaret değil; ancak
biz bir fikir vermesi bakımından bu kadarıyla iktifa ederek asıl konuya geçmek
istiyoruz.
Bir Türkçe Kur'an TercamesPnin Serencinu
Masi Cirullah'a göre, Kur'an-ı Kerim ile ilgili olarak, Islam ünunetine iki
büyük vazife tevdi edilmiştir
Nazm-ıKeriml fufz vazifesi,
Nazm-ıKerinein manalaruu beyan ve tebliğvazifesi.
Carullih'a göre birinci vazife, bizzat Şiri-i Hakim'in aldığı tedbir ile if edilmiştir:
Her şeyden önce Kuein-ı Kerim henüz Hz. Peygamber (s.a.v) hayatta
iken fedvin edilmişve bu şeref sadece Kur'an-ıKerinfe nasip olmuştur. Ilk iki
halife döneminde ashab-ıkiram'ın icrnaryla dokuz ayrımushaf kaleme alınmış
ve bunlardan sayısız nashalar elde edilerek bütün Islam beldelerine taksim edilmiş,
ilk awn bütün him ve mescideri bu mukaddes mushaflarla tezyin lahnmıştır.
Yine bu dönemde en çok rağbet edilen şey, Kur'an-ıKerimi baştan sona
hıfzetmek olmuştur. Zira bu asırda Kueareın hamil ve War olmak kadar kişiye
şeref ve itibar kazandıran bir mevki olmarruştır. Binaenaleyh, Kur'an-ıKerim'in
harfleri, kelimeleri, vecihleri, nakteleri gayet büyük bir dikkat ile zapt lahnınıştr.
timmetin uhdesine verilen ikinci vazifeye, yani Nazm-ıKerim'in manalannı
beyan ve tebliğvazifesine gelince, Masi Carullih'a göre, bu vazife, iimmetin
kendi himmetine ve hüsn-i ihtiyarma bırakılmış, umuma açık bir müsabalca
meydanıolarak kalmasıtercihe şlyin olmuştur. Zira Şari-i Hakim, Lisa= delaletine
ve tinunetin anlayışına itimad etmiş, hayatın ve fikrin hareketlerini kendi
tabii seyrine bırakmayımurad etmiştir. Binaenaleyh gerek sahabe asnncia ve
gerekse titian döneminde, ehl-i ilim ve edep aras ında pek çok milfessir zuhür
etmiştir. Kur'an-ıMubIn'in tefsiri konusunda taldid edilmesi gereken mezhepler
oluşmamış, ictihad kapısıkapandığı gibi tefsir kapısıda kapanmamış ve kapısına
hacipler dikilmemiştir.
Masi Carullih'a göre bu genişlik ve hürriyet bizim için gayet büyük bir bereket
olmuştur. Zira bir kimse rivayederin tesiriyle veya tabi olduğu kelamın usulü
yahut da mezhebinin kayulanyla lyet-i kerimelerin manalann ıtahrif ederse bir
başkasıonun hata ve kusurlannıortadan kaldırma imkaruna sahip olmuşolur.
Masi Cirullah'a göre Kur'an-ıKerim'in her dile tercüme edilmesi de bu ikinci
vazifenin, yani Nazm-ıCelil'i tebliğve beyan vazifesinin en önemli bir parçasıdır.
0 hemen hemen bütün eserlerinde Kean% öz dilimize dogru ve güzel bir
şekilde tercüme etmenin gerekliliği üzerinde durmuşve bu vazifenin farz olduğunu
ifade etmiştir. Kuean'ıTürkçe'ye tercüme ederek bu vazifeyi hakkıyla
kucaklayan ilimler zümresine katılmak Masi Cirulli'h'ın hayatınıvakfettiği en
büyük emeli olmuştur.
Masti Carulklb Biglyeften (6. 1949) Tartbgt-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Henüz 1915 yılında Petersburg'da yayınladığı, Tdribul-Kur'ıin vel-Masdhif
adlıeserinde onun uzun vadeli böyle bir çalışmaya girdiğini anlıyoruz. Daha
sonra kaleme aldığı pek çok eser, bir mütercimin yahut bir müfessizin Kufan' ı
tercüme ve tefsir liyakatini haiz olmas ıiçin mikehhez olmasıgereken önemli
bilgileri ihtiva etmektedir. Kur'an' ın tarihi, Kuean'ın dil yapısı, Kuean'm icazı,
farklılaraatler ve bu luraaderin Kuearı'l anlamaya olan etkileri, Kuean'm sure
ve iyetleri arasındaki ilişkiler, Kur'an'da nesh gibi konularda müstakil eserler
kaleme almıştır. 1912 yılında kaleme aldığı Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlı
eserinde ise belki de ilk defa henüz Kur'an-ıKerim'i tercüme etmeye başlamadan
önce terctimeye esas teşkil eden usül ve prensipleri kaleme almıştır. Bu
usal ve prensipleri yazunızın sonunda bir ek olarak aynen yaymhyoruz.
Masi Mullah ve eserleri üzerinde araştırma yapan Wan yazarlar onun bu
uzun ve yorucu mesaiyi iki büyük eserie neticelendirdiğini, birisinin altıciltlik
Arapça Kur'an Teftiti, diğerinin ise Kur'an'tn Türkçe Tercüntesi (Cemal
Kutay'a göre 20.000 sayfadan ibarettir?) oldu ğunu söylerler. Kendi el yazısıyla
verdiği eserler listesinden de bu anlaşılmaktadır. M. Rahmi Balaban'a göre Masi
Cirullih Kur'an üzerinde elli yıl çalışarak ve Hindistanh Şih Veliyullih
Dihlevrnin felsefe sistemini esas eciinerek Arapça Tefsfrul-Kurdnel-Kerrtn adlı
eserini yazrruşve bu eseri Hindistarfda kalmıştır. Şahsi çabalannuzla elde ettiğimiz
bilgi, Pakistan ve Hindistan kiltılphanelerinde böyle bir eserin mevcut
olmadığı şeklindedir. Kanaatimizce Masi' Cinıllih'a ait eserlerin listesinde yer
alan bu tefsir, Masi Cirullih'm değil, meşhur Hindfi ilim Ubeydullih Sincli'nin
Masi Cirullih'a imla ettirdiği ve bugün elimizde rnatbu olarak bulunan
17bamu'r-Rahnıgn ifi Tefseril-Kur'an adlıeseridir. Gerek Masi Cirullih'ın bu
esere yazdığı mukaddimeden, gerekse eserin satır aralarındaki Masi Cinıllah'a
ait olduğu anlaşılan ifadelerden bu anlaşılmaktadır.
Ubeydullih Sincli 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Ingilizleein sürgüntine
uğrayıp Moskova'ya sığınmış, uzun süre Masi Carullih ile birlikte kalmıştır.
Masi Cirullih 1937 yılında Necid ve Yemen'e yapmak istediği bir seyahat dolayısıyla
Mekke'ye uğradığında Ubeydullih Sincfi ile karşılaşmış ve kendi ifadesi
ile, Kuean'a ve Kuean'm felsefesine adanmış bir hayatın birkaç gün de olsa boş
kalmasına gönlü razıolmamış, kendisine Ş.h Veliyyullih Dihlevinin felsefesini
esas alarak Kuean'ın tefsiri üzerinde bir çalışma yapmayıönermiştir. Ubeydulfah
Sin& bu teklifi kabul etmişve sevinçle karşılamıştır. Bundan sonrasmıMasi
Omni.' şöyle anlatır: "Besmeleyi çektik ve Imam Dihlevi' nin felsefesi ve usala
üzerine Kuean-ıKerim'in tefsirine başladık. Her gün sabah namazından sonra
başlıyor öğle namazına, bazen ikindi namazına kadar devam ediyorduk. 0
bana Arapça olarak imla ettiriyor ben de hiçbir kelimeyi, hiçbir harfi kaçırmamaya
çalışıyordum. 151 günde 2400 sayfa yazmışuk. 1352 Hicri yılı18
Cemadiye'l-Ula Pazartesi başladık. 13 Zi1-Kide 1356 yani; 1937 y ılının Temmuz
ayından 1938 yılının Ocak ayına kadar sürmüştü. üstaz Sin& hiç bıkmıyor, ben
de şiddetli hasta olmama ragmen, dinleyip yazdıkça şevkim artıyordu." [Geniş
bilgi için bkz. Ilhamu'r-Rab ıneinfl Tefstril-Kur'dn, Karaçi, 1-221
Türkçe Kur'an Terciimesi'ne gelince, yukanda da ifade edildi ği gibi, çeşitli
eserlerindeki kendi ifadeleri esas alınırsa, Masi Cirullih'ın yıllarca böyle bir
eser üzerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
klamtyat I (1998), sayı2
Münkaat adlıeserinde: "Kur'an-ı Kerim'i side, isin Türk ham ile tercüme
mini. Kabul lahruısa Millet Meclisi şerefine neşrederim" demiştir. 10 Kasım 1948
tarihinde Istanbul AltıncıNoter huzurunda yarım asırhk emeği ihtiva eden bu
tercilmenin Türkiye'de neşir hakkını bila kaydu şart Millet ve Hakka Dogru
sahibi Cemal Kutay'a tevdi ve tube ettiğini Sayın Kutay'm Türkçe ibadet adli
kitabının 96. sayfasında takdim ettiği belgeden anlamış bulunuyoruz. Ancak
Sayın Kutay'ın anlataklanna göre yayın halda noter huzurunda kendisine tevdi
edilen metinler Müsi Cirullih'ın elinde değildir. 0, çeviri ve yorum rnetinlerini
Ezher Kitaphğena emanet etmiştir. Bu emaneti almak üzere Mısır'a gitmiş, ne
var ki, ömrü vefa etmemişve 29 Ekim 1949'da Kihire'de vefat etmiştir.'
Kutay'm Erheee Meracaatı
Müsi Cirullih Türkiye'den ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra, Kahire'de vefat
edince yaymlanmadan şöhreti dünyaya yayılan Türkçe Kur'an Tercümesi
kayıplara lcanşrmş, yayın hakkıkendisine tevdi edilen Cemal Kutay bu şereften
mahrum kalmış ve Millet Gazetesi de okuyucularma yaptığı hannıgereğini yerine
getiremediğinden dolayıonların gözünde mahcub bir duruma düşmüştü.
Bunun üzerine Sayın Kutay elindeki vekiletnime ile Ezher'e miiricaat etmiş,
defalarca tekidine ragmen müsbet cevap alamamıştır. Sayın Kutay'ın aziz dostu
Tevfik Ileri o tarihlerde Milli Eğitim Balcatu'dır.. Onun vasıtasıhe müricaatım
yenileıniş, ne var ki, kendi ifadesi ile "Ezher bin bir bahi'ne ile bu muhteşem
emeğin Türk insanının irfan ve imamm aydınlatmasma izin vermemiştir."
Oysa Masi Cirullih'ın ifadesi ile Türkistan ve Türkiye Medreseleri gibi hazin
bir çölcüştin eşiğinde olan Ezher'in ve Ezher idaresinin bu konu he uzaktan
yakından hiçbir alakasıyoktur. Ortada yanlış bilgilerden hareketle doğru şeyleri
yanlış yerlerde aramak söz konusudur. Bunu şu şekilde izah etmek •mümkündür:
Her şeyden önce, noter huzurunda imzalanan hibe senedinden de anlaşıldığına
göre, Müsi Cirullih Mısır'a, Ezher'e emanet ettiği Türkçe Kur'an Terciimesi
hin metinlerini almak için değil, eserde yer almasıgereken Arapça metinleri
bastırmak için gitmiştir. Sayın Kutay'ın Ezher Dinfl-Fürgin'u dediği yer
bugün dahi bünyesinde bulunan eserlerin tasnifıni gerçekleştiremerniş, elindeki
koca serveti yirmi Mısır liras= çalıştırdığı müstandemlere teslim etmişbir
Oniversitedir. Binaenaleyh Ezheei tanıyanlar Masi Cindlih'ın eserini neden
böyle bir yere emanet ettiğini anlamakta güçlük çekerler.
Müsi Cirullitı, Türkiye'den ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra vefat etmiştir.
Hayatım vakfettiği eserini Ezheee teslim ettiğini vatsaysak bile bu süre zarfında
neden almaya teşebbüs etmişolmasın?
1988-1989 yıllarında Kahire'de köşe bucak Müsi Cirullil'a ait en küçük
bilgi lunntılanrun izini sürmeye çalışan bir ögrenci olarak sözkonusu eserin
muhtemel adresini bulmuştum Zira vefatı esnasında Masi' Cirullih'ın yanında
bulunanlar, onun sandık dolusu kitaplarınıAnkara'da kurulan Milli Kütiiphane'ye
verilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Mire Büyükelçiliği'ne teslim ettiğine
şahid olmuşlardır. 0 tarihlere ait bazıkayıtlarda bu bilgilerin mevcut olduğunu
tesbit etmişbulunuyorum. Ancak elçiliğirnizin bu eserleri sonradan ne
yaptığına dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Binaenaleyh Sayın Kutay'ın
Mara Cdrulldb Bigiyeften (6. 1949) Tarihçi-Yazar Canal Kutay'a Cevab
meracaat edeceği yer Ezber değil Türkiye Cumhuriyeti Kahire Büyükelçiliği ve
Türk Hariciyesi'dir.
MOsa Carullah'm Türkçe ibadet ile ilgili Görüşleri
Tarihçi-yazar Cemal Kutay'a göre "Masi Canal Bigiyef Batıbilim dünyasının
yimlinci yüzyılın en büyük Islam dilşünflit olarak kabul ettiği bir simadır.
Ne onun çağdaşlan, ne öncesi ve sonrasında hiçbir fikir şahAyeti, onun kadar
zengin, genişve şfimullii bilim ufkunu temsil edememiştir. Bunun en büyük
göstergesi de onun ömrünün yirmi senesini verdiği ve yinııi bin sayfayıaşan
Kufan'ın Türkçe metni ile Türk dünyasının ibadetini Türkçe'nin benimsedilderi
lehçeleriyle yerine getirmesini gaye edinmi şolmasıdır. Arapçasmın mükemmeliyetine
ve Mısır'daki Ezher Dinel-Funun'unda iki sene Kufan'ın muasır ilimlerle
mulcayesesi ve Kur'an mantığı tahsil etmesine ragmen milletin kendi öz diliyle
kulluk vazifesini yerine getirmesini istemişolmasıonun şahsi Him ve irfan seviyesini
göstermeye kafi bir delildir."
Masa Carullalem son asnn Islam alim ve mütefekkiderinden biri oldu ğu
doğrudur. Ancak ne Islam bilim dünyasının, ne de Batıbilim dünyasının onu en
büyük Islam daşiirliini olarak görüp kabul etti ği söylenebilir. Sayın Kutayln "ne
öncesinde ne de sonrasında hiçbir fikir şahsiyeti onun kadar zengin, genişve
şümullü bilim ufkunu temsil edemedi" sözleri ise iddiasının mesnedini olduğundan
daha büyük göstermeye matuf bir çaban ın ürünü olsa gerek. Müsa
Canıllah'ın Arapçaserun mükemmel olduğu doğrudur. Ancak iki yıl süreyle
Ezheede Kur'an mantığı tahsil ettiği tamamen kıırgudur.
Şimdi gelelim asıl meseleye, yani Sayın Kutay'a göre Masi Carullah'm şahsi
ilim ve irfan seviyesinin en büyük delili olan onun Tür' Icçe ibadet, yahut anadilde
kulluk vazifesi ile ilgili flickr ve dü şüncelerine. Hemen ifade edelim ki, Sayın
Kutay Mlis'a CarullalfıTürkçe ibadetin en büyük müdafii ve kendi kanaaderinin
en büyük mesnedi olarak takdim ederken onun bugiin elimizde mevcut
Osmanlıca, Ç,ağatayca veya Arapça herhangi bir eserinde mevcut olan herhangi
bir ifadesine dayanarak bunu söylüyor değildir. Yaptığı tek şey eserinin ilgili
bölümünde Mesa Carullah'ın bazıOsmanlıca eserlerinin Idişelerine yer vermek
ve bu Idişelerin altına kendi incll miltalaalannıyazrnalctan ibarettir. Kaldıki, bu
Mişelerden hiçbiri Türkçe ibadet ile ilgili değil, sadece bir tanesi Kuean'm
mesi ile ilgilidir: 0 da Carullah'm Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinin
son bölümünden bir sayfanın başkısmından ibarettir. Söz konusu sayfada önce
KazanlıMir Velioğlu Timur Ali Efendi adlızatın şu beytine yer verilmiştir.
Anlanır, ol da ater, korku gider, şeksiz inan
Bin lisana terceme kılınsın, ol mabfaz beman.
Bu beytin hemen altında da Mesa Carullah' ın şu ifadeleri yer alır: "Tabiatm,
belki bütün alem-i vücüdun tercemesi olan Kuean-ı öz llama=
dürüst, hem güzel üslüb üzerinde terceme etmek elbette liş(gerekli) idi. Şu
güne kadar terceme etmemek günah olmamış ise bundan son(ra) terceme
etmemek hiçbir surette günah olmaz." Görüldü ğü gibi burada Masi Carullah
Türkçe ibadet ile ilgili bir tek kelime sarf etmemektedir.
Ancak bu, aynıeserde, Müsi Carullah'ın Türkçe ibadetten hiç söz etmediği
IslamVat 1 (1998), says 2
anlamına gelmez. Birkaç sayfa sonra Kur'an' ın herhangi bir dilde tercilmesinin
namazda okunup okunamayacağı ile ilgili fikirlerini açıkça serdetmiştir. Ne var
ki Sayın Kutay, ya bu eseri baştan sona okumarnış ya da okuduğu halde bütün
iddialarını ortadan kaldıran bu ifadeleri kasıtlıolarak gizleme yoluna gitmiştir.
Bakın ayrıl eserin 86. sayfasında Masi Crufr.h bu konuda neler söylüyor:
Tilivet yalnız Arabi nazm ile olur. Namiz rek'aderinde, zikirleale, sevib
kasdlyla okuda (okurken), istidlil hususlaru ıda yalnız Arabi nazm mutebet
olabilir. Farz narnazIann aikünleri iyederin tercemeleriyle edi
maz. Zikir yalnız Arabi mum ile olur.
Halciln'kışu glyet büyük tedbiri önünde benim aklım, kalbim secde
eder. Mu'ciz naznun harflerini, kelimelerini, vilcuhlerini o kadar büyük
dikkatle zabtetmişimamların Kur'in-ıKerlin imanilannın milyonda bir
senalaruu söylemekten lisanım iciz kalır.
MOsi. Cirullih'a göre, Şin-i Ketinfin Nazm-ıCann ebediyete kadar muhafaza
etmek için aldığı en faydalı, en makul tedbir tilavettir. Zira Kur'an-ıKerirn'i
Arabi nazm ile tilavet etmek ehl-i Islam' ın en büyük zildrieri, en mukaddes
ibadetleri ve en lezzetli =ailed olarak kabul edilmi ştir. Her gün, beşvakit
namazın her rekatinde Kur'an-ıKerim'in ayet-i kerimelerini Arabi nazm ile
okumak mama= en önemli rüknü olarak görülmüştür.
Bu ifadelerden anlaşıldığına göre, Masi' Cirullil'ın dilşüncesinde
yalnız Arabi nazm ile olur ve dört yerde Arabi nazmdan asla vazgeçilemez:
Namazda tilavet ederken
Zikir (yapılırken)
Sevap kasayla okurken
Istinbatta bulunurken.
Kutay'm Mesa Carullah'a İzafe Ettiği Vasiyet
Tarihçi-yazar Cemal Kutay, Musa C.Arullih' ın bu ifadelerini görmemiş
olamaz. Kendisi onun bu konudaki fikir ve düşüncesini gayet iyi bilmektedir.
Bu sebeple eserinde yeni bir iddia ortaya atm ış ve Masi CinılLih'ın 1912 yıllarında
böyle düşünmüşolabileceğini, ancak hayatının sonlarına doğru bu fıkirlerinden
vazgeçtiğini öne silrmüştilr. Kutay, eserinin 113. sayfasında şöyle der:
Ben kendisinin elini ülkemize geldiği yıl 1948 de öptüm. Milletime en
büyük eserim dediği Kur'aıiın Türkçe metninin neşir hakkınıaynıyıl
bana likfetti. Noter belgesi elinizdeki sayfalardadır. Ömrünün bu son yılında,
bizlere emanet ettiği hakikatin içindeydi. Türk milleti, hayır, sadece
Cumhuriyet Türkleri değil, bildin insanlık, inandığı dine kendi öz diliyleibadet etrneliydi. Bu onun müsbet bilime, mantığa, akla, idrak aydınlığına
valtfedilınişömrünün son ve ölümsüz zamana hilkmeden vasiyetiydi.
Işte bu iddiaya göre, Masi' CirullAh hayat ının son yılında, daha önceki eserlerinde
yazdıldanndan sarf-ı nazar etmiş, sadece Türk milletinin değil, bütün
insanlığın kendi öz dilinde ibadet etmesi gerektiğini savunmaya başlamıştır. Bu
onun ölümsüz, zamana hilkmeden bir vasiyetidir. Ve o bu vasiyetini hayatında
bir kez gördüğü Cemal Kutay'a teslim edip öyle vefat etmiştir.
Müsi Carullih'ın onlarca eseri ve bu eserlerde Kur'an ile ilgili yazd ıklarını
bir tarafa bırakarak mikerred bir iddiaya dayanan mevhum bir vasiyete ne dere
mas4 Clintnab Bigiyeften (1 1949) Tarihçi-Yazar Cemal Kutaya Cevab
ce itibar edilebileceği izahtan varestedir. Maamafih Sayın Kutay'a düşen, iddiasınıisbat
etmek ve böyle bir vasiyetin varlığınıbelgelendirmektir. Elbette Masi
C...irullih'ın elimizdeki batan eserlerinde mevcut olan filch' ve düşıincelerden
sarf-ınazar ettiğini bildiren böyle bir vesika sunduğu takdirde söylenecek birşey kalmayacaktır. Ancak Türkçe ibadet ile ilgili 375 sayfalık eserinde Sayın
Kutay böyle bir vasiyetin varl ığınıortaya koyamarruşve 113. sayfada bir başka
eserine atıfla şöyle demiştin "Onun bu vasiyetini 1971 yılında yaymladığım
Rstat Paşa'nın Abllik Dünyasıadlıkitabımın 126. sayfasında alrmştun."
Heyecanla piyasada baskısıtükenmişIki Rifat Paşa'nın Abldk Dünyasıadlı
eseri ve bu eserin 126. sayfasma yöneldiğimde 171 esere imza atmalda öviinen
bir tarihçi-yazarın koca bir milleti nasıl aldatabileceğine hayretle şahid oldum.
Söz konusu eserin değil 126. sayfasında, hiçbir satmnda ve sayfasında böyle bir
vasiyetin esamesinin olcumnadığuu gördüm. Sayın Kutay bu eserinin 126. sayfasında
yine Masi Cirullih'm Halk Nazarma Bir Nice Mesele adh eserinin aynı
sayfasının ldişelerine yer vermişve Timur Ali Efendi'nin beytini de Masi
Cirullilı'a mal ederek yayınlarruştır. Işin en garip tarafı, Kazan Terkçesi ile yazılrruşOsmanlıca
metnin altında, bir vasiyet siisıl vererek, metin He zerre kadar
ilgisi olmayan Türkçe Ibadet fikrini Masi Cirullih'a mal etmi şolmasıdır.
Son olarak Masi Cirullih'ın Kur'in Tercemesi adlıeserinin yayın hakkım
Cemal Kutay'a tevdi etmek için noter huzurunda imzaladığı senede değinmekle
iktifa etmek istiyorum. Söz konusu belge tek ba şına Masi CirulLih'ın Türkçe
Kur'an konusundaki görüşlerini ifade etmeye ve Sayın Kutay'm iddialarınıortadan
kaldırmaya kifidir. Zamanın Bakırköy Milfalsil Ali Rıza Hayırh'mn da şahid
olduğu noter tasdikli senedin ilk cümlesi şöyledin
Kur'an-ıKerim'in Türkçe tercemesinde, mticerret olarak Latin harflerinin
kullanılmasıtecrilbemiz, beklediğimiz hizmetlerin tam ve mutlak manas ıyla
mümkün olamayacağınıgöstermiştir. Bu itibarla surelerhıizahlaruıda ve
yalnızca Türk harfleriyle inh ımümkün olmayan kısımlarda, Arapça metinlerin
ilavesini temin zarureti hand olmuştur.
Noter tasdikli senedin bu ilk paragrafında iki önemli tespit vardır.
Kur'an-ıKerim in Türkçe terciimesinde milcerret olarak Latin harfleriyle iktifa
edilemez.
Kur'an terctimelerinde yalnızca Türk harfleriyle izalu mümkün olmayan
kısımlar vardır.
Bu iki kanaati taşıyan bir .fimin Türkçe ibadet konusunda sayın Kutay ile
aynıdüşiinmesinin mümkün olmadığı ehlince malumdur. Ancak asıl düşündürücü
olan Masi Cirullih'm eserinin yayın hakkım Sayın Kutay'a vermek içinimzaladığı belgeye böyle bir cümle ile başlamış olmasıdır.
Sonuç olarak Tarihçi-Yazar Cemal Kutay, Aksoy Yay ıncılık tarafından basılan
ve Nisan 1992 itibariyle elimizde onuncu bask ısı bulunan Atatürk'ün
Beraberinde Götürdüğü Hasret: Türkçe lbadet Ana Dilimizle Kulluk Hakkıadlı
eserinde pek çok iddialarını, yirminci yüzyılın en büyük Islam alim ve miltefek'
tilt dediği Kazanh Masi C.irullih Bigiyef e isnad etmi ştir. Ayrıca gerek Masi
ın kendi eserlerine ve gerekse hakkında yapılmış ilini çalışmalara
Islamiyat 1(1998), sayı2
maracaat edildiğinde Sayın Kutay'm Müsa Carullah'm hayatı, flick ve düşünce
dünyasıhakkında doğru bilgilere sahip olmadığı anlaşılmaktadır.
Müs Mullah, tabiatm ve bitten varlıx aleminin tercilmesi olarak gördü ğü
Kur'an-ıKerim'in bütün dünya dillerine en güzel bir şekilde tercüme edilmesi
gerektiğini savunanlarm başında gelmiştir. Ama hiçbir eserinde bu tercemeletin
namazlarda okunmasıgerektiğini söylemerniş; ne Türkçe ibadetten ne de ana
dilde kulluk hakkından söz etmiştir. Bilakis pek çok eserinde namazlarda tilavetin
mutlaka Arabi nazm ile olmas ıgerektiğini savunmuşve bunu Şari-i Kerim'in,
Nazm-ıebediyete kadar muhafaza etmek için aldığı en faydalıve en
makul bir tedbir olarak değerlendirmiştir.
Tarihçi-Yazar Cemal Kutay, adıgeçen eserinde Mtısa Carullah'm ilmi hayatı
nın ilk yıllarında yukarıdaki gibi düşündüğünü, ancak hayatının sonlarma doğru
bu fikrinden vazgeçti ğini iddia etmiştir; ancak bu iddias ınıne onun herhangi bir
eserine, ne de ona ait yazılıbir belgeye dayafidırabilmiştir. Kutay'm dayandığı
tek nokta, kendisine verildiğini söylediği mevhum bir vasiyetnamedir; ne var ki,
bu vasiyetnameyi de diğer bir eserinde yayınladığuu iddia ettiği halde söz konu
su eserde böyle bir vasiyetnameye rastlanmam ıştır.
EK
Mesa C.artıllah Bigiyein otuz yıl Türkçe Kur'an Terctimesi üzerinde pliştlpru
ancak bu tercümenin yaymlanmadığım, bilinmeyen sebeplerle kayıplara
kanştığınıaz önce ifade etmişbulunuyoruz. Kayıp plan bu Türkçe Kur'an
Tercilmesinin muhtevasma dair tek bilgi, yazar ın henüz çalışmaya başlamadan
önce, 1912 yılında, Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinde "Tercemede
Benim Esaslanm" başlığı altında yazdıklanndan ibarettir. Müsa Carullah belki
de, &lean% tercüme etmeye başlamadan, terctmede riayet edeceği esas ve
prensipleri kaleme alan ilk yazardır. Biz Kur'an'ıTürkçe'ye tercüme edenlere
veya edecek olanlara ışık tutar ümidiyle onun bu makalesini aynen yay ınlamayı
uygun gördük.
Tercemede Benim Esaslarım
1-Ehl-i Ilim Kalemiyle Yaz ılmış Tefsirler:
KCıMbhanemde her bir tefsir bulunur. Her bir lyet-i kelimeyi terceme eder
ken tefsirlerin her birine milricaat ettim. 0 saatlerde bende müsahele yok idi.
Ağırlığın onda dokuzu tefsirlerin bereketiyle Isan oldu.
2-Kur'an-ıKerim in özil:
Ayet-i kerimeleri tefsir ederken, yahilt tefsirlerin birini di ğerine tercih eder
ken ben tefsir bilkitab (Kur'ân'm Kur'an'la tefsiri) yollanna sülük ettim. Kur'an-ı
Kerim'in biri diğerine milşabih ayetleri, biri diğerini tefsir eder.
3-Tercemede Benim En Mutemed Esas ım Lisanın Deliletidir:
Kelimeterin maddelerini dikkatle teftişettim. Kelime hey'etlerinin (şekil
çekim) delaletlerini sarfianesiyle (yard ımıyla) WM ettim. Kelimelerin basit
rna'nalarma bila kusûr (eksiksiz) ettim. Cümlelerin ma'nalanna terkiplerin
ihtimillerine her şeyden ziyade Mbar ettim.
M2s4 Ceirulla Bigiyeften (01. 1949) Taribçt-Yazar Cowl Kutay'a Cevab
Mesela ,-,1„11,•ıı 41.4;1 j gibi cihnlelerdes mübteda (ve) haberi tayn hususlannda
ihtiyat ettim. 41.04:1 mübteda olursa ma'nisıbir, haber olursa rnanis* ıdiğer
olur. rrabglar `o da bu da muhtemeldie deseler de teFavut (fark) büyüktür.
Nebileribe inad etmişherifler iki naa'nadan elbette yalnız birini kasd etmişlerdir.
Böyle cürnlelerde /Alin, kastın delaletiyle iki rna'riadan birini ta'yln ederim. Her
bid kasd lulmabilirse o vakit birini sebt ederim (belirtirim).
Men ma gibi isimlere cümle sıla olur ise ma'nasıbir, sıfat olursa ma'nası
diğer olur. Mesela: ei.,3 di-at sıla ma'nasıyla sıfat ma'am aralarında
büyük tefavet (farklılık) mülahaza ederim.
4- Kıaat ihtilaflan bulunur ise her birini itibar ederim:
Kul'atler bazen kelimelerin maddelerinde, bazen bünyelerinde bazen
Priblannda ihtilaf ederler. Eger öyle ihtilaf hasebiyle ayetlerin muhtelif
olur Ise, her birini sebt ederim. Tara muhtelif kırl'ader müte'addid ayetler
gibidir.
5. Cümle, Müteaddid Ma'nalar Ihtimil Tutup da 0 Ma'nalarm Her birini Kasd
Kılınabilir Ise, 0 Ma'nalarm Her Birini Beyin Ederim:
Muhtemel ma'n'ilann bazen yalnız biri lcasd kıhrıabilir. Bazen her biri kasd
lulinabilir. Eiger her biri irade lal ınabilir ise, tercemede her birini zikrederim.
Bir cümle Arabi olmak cihedyle miiteaddid rna'nalara vazıh surette delalet
eder ise, Kuein-1 Kefunicie gaflet mümkün değildir. Buna göre o ma'nalann her
biri hide kıhrur. Böyle ayetler Kueln-1 Kerim'de goptıır (çoktur).
6. Nazm-ıMu'ciz'i Isiah Da'valanna Hiçbir Vakit Cesaret Etmedim:
Nahviyyün Kueln-1 Keılm'in ayetlerini hazf hem takdir usulleriyle Isiah ederler.
Bu adet miifessirlerin elc,serinde vardır:
Mesela: I+) 131—ii e..pal 4.,;,.11.1.4; al 1;3JI II yet-i kerimesi gibi [17. Ism 16].
Burada ehi-i tefsir .1.412.114 sözünü takdir edip 21 uai ı:j.1 demişler. Böyle
talcclider Naım-1 Mu'ciz i tamamıyla tahnItir. Bana göre, tıt>.A. qr., emir ederiz
müsrifletini manasuıdadır. Buna „.n sliCtS kerimesi
de [6. En'am 1231 tT luraat-i mütevitiresi'de delllet eder.
7. Kelam Usullerine, Yeni Hem Eski Felsefe' Nazarlanna ayet-i Kerimelerin
Delaletlerini Tatbik Etmek Seyyielerinden Salan ınm.
8. Nazm-ıMu'ciz'in Dellletlerini Taaddl Etmekten Salarımm:
Ehl-i Tefsirin eksen, ya rivayet tesiriyle ya hut tefsir arzusuyla Nazm-ı
Mu'ciz'in delaletlerini taaddi edip, ahylnen (bazen) ayet-i kerimelerin manalannıtahrif
ederler.
mesera: J.u.; ıs ı; -,ALL-ayet-i keıimelerinde [7. A'raf 117;
20. Taha 691 As ipleri çöpleri yuttu demek gibi. Böyle tefsir (ve)ya tercüme
Kuean-ıKerim'i tahrif olur. Hem de ...ukAt 'As' J.12.1.3 34I kerimelerinin
[7. A'raf 1181 açık delaletlerine muhalif olur.
,11,1.; ' h lit; cilmlelerinde asa ipleri dayaldan yuttu maws
• 26. $uara Suresinin 111. ayetirıin bir parçasıolan bu ifade yukarıdaki gibi isim camlesi
ZIJi1JVI 41-N.0 J şeklinde fıil cihnlesidir. Ancak Müsa C.An ıllih bir başka loraatini tercih etmişohnalıdır
96 Islamiyat 1(1998), sayı2
na delalet edebilir bir harf yoktur.
Sahirlerin sihirleri kuvvetiyle iplere, dayaklara yılan suretleri verilmişgibi
olsa hayal gözüne gözükür o sureder as berkesiyle (sayesinde) batıl olduktan,
as o surederi yutmuş gibi olsa as iplerin dayaklann özlerini yuttu demek
Nazm-ıMu'ciz'i tahrif olur.
Böyle misaller tefsirlerde goptur. Tercememde öyle misallerin birini ıslah
edebilir isem birkaç sene zahmederimin ecri hisıl oldu demek. Yüzünü ya daha
ziyadeyi ıslah şerefine nail olur ise tercememi ne şretmek bana farz oldu demek.
Isiah sözünü yalnız dakik hem hafi hatalara nispede söyledim. Yoksa el-
Exfam soresinde t..1.444 ut.,JJ Nazm-ıMu'cizini 16. En'am 91 "ve anı
anlann giydilderiyle seuederdik" söztlyle tefsir etmi şMevakib* gibi lisan bilmez
cahillerin kalemiyle yazılmış tefsirlerde bulunur (bulunan) hesab ıyok fahiş
hatalar hakkında Isiah sözü söylenmez.
Dersaaderte Meclis-i Teftiş-i Masahif-i Şerife mühriiyle tab kılıntruşKuran-ı
Kerim'in harnişinde Coyle tefsideri görürken gönül müteessir olur.
Usul-i Fılah yazmış, filah kitaplarıyaznuş, tabiat, siyaset, ilctisad, hukuk gibi,
fenlerde büyük kitaplar te'lif etmişMahmud Es'ad Efendi Hazrederinin Medhal-i
Tarih-' Islam isimli kitabında (12. Fasıl, 54. Madde, 118. Sahife)de ve kendi
libaslanyla ilbas eder idik tefsirini de görür ise Meclis-i Tefti ş-i Masahif-i Şerife
mühründe bulunur hatalarıda mazur görür. Lakin Islamiyerte edebin,
dinin o kadar sukütuna gönül yanar.
9. Tercemede Hiçbir ayet-i Kerime'de Tefsir ya Tc'yi! Yollarma Sülük Etmedim:
Tefsir, Te'vil nasıl ise de insanın fikri olur. Tercümede ben Kuran-ıKerim'in
yalnız örflerini, lisan-ıArab'ın delaletlerini itibar ettim. Hiçbir harfte hiçbir insanın
nazaruu esas etmedim. Kuran-ıKerim'in büyük mukaddes rnanalann ı
özürnün ufak a& filcirierinde beraber yazmalctan elbette tenzih ederim. Öyle
edecek heriflere Allah'ın, meleklerin, heme (bütün) insanlann lanetleriyle beraber
ben de lanet okurum.
10. Kuran-ıKerim'in Marıalan Nazmi Gibi Sabittir. Buna Göre Tercilmesi
Mümkündür.
Kuran-ıKerim'in her bir kelimesi, harekeleri sükunlanyla nas ıl rnahfuz
kalmış ise, kelimelerin, cOndelerin, rnangan da öyle rnahfuz kalmıştır. Islam
kalendyle telif kılumuşulum-i Islaıniye kitaplarının her biri Kur'an kelimelerinin,
cümlelerinin manalaruu bila tagyir h ıfzetmek için gene idi. Lügat kitaplar ı,
fıkıh kitapları, usul-i filch kitapları, kelimelerin, cümlelerin manalann ıbila
tagyir lufzetmek için olmuşidi.
Masum ümmet-i Islamiye himmedyle, Kuran-ıKerim'in hem nazmıhem
manasıbila tagyir sabit oldu.
Mevildb: Hüseyin el-lCişift b. All D. 903/1497-81 tarafından Farsça olarak kaleme al ınan "Mevahibi
Ledimiyye• adlıtefskin Osmanlıca terctimesidir. Mütercimi Divin-ıMualLi erkinından hiceganIsmail Ferruh Efendi Iö. 18401'clir. 124611830-1 yılıılan bu tercüme 1282/1865-6 yılında
nda yap
Matbaa-i Amirede bas ılmıştır.
Btstyej'terı(0. 1949) Tarthçt:Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Manası da nazmıgibi =lit= ise, Kur'an-1 Kerim'i tercüme bizzarure
mümkün olur. Manasımahfuz olduktan son(ra) da tercüme mümkün değildir
demek Kur'an-ıKerim'in manalan hiçbir vakit anlanmaz demek gibidir.
Bazen bir cürnleden mefhum olur mana, asır ihtilafiyle yahut ümmetlerin
örflerinde ihtilaf hasebiyle muhtelif olur. Bu surette harfiyyen terceme dürüst
olmaz. örften, (ve)ya evvelki manas ından gafil adam terceme ederse hata eder.
Meseta örfiimilzden gafil Arapların birine kuvvetim uçtu sözün
terceme edersek hata etmişoluruz.
Bazen öyle olur ki, cilmlelerin manalan muhtelif olmasa da, o manalara
mütelzim suretler Muhtelif olur. Halleri ya hayalleri metefavit iki insan bir
cürnleyi işitir iken bir mana o iki adamın dirnağlannda muhtelif iki sürede ihata
kıhrur. Birinde belki gayet dehşetli, birinde belki gayet di (normal) sfiret olur.
Buna göre, bir cümle birine tesir eder, diğerine tesir etmez. Buna göre, roman,
şiir gibi edebiyatın tercemeleri bazen asıllan gibi olamaz. Zira kelimelerin manaları
belki dürüst terceme Minim§ olur. Lakin şair'in kuvve-i hayaliyesiyle tasvir
kıhrunış suretleri miltercim efendi tişince (gereğince) tasvir edemez. Buna göre,
terceme ruhsuz çıkar. Yahut hiçbir mümkün olmaz. çünkü lisan kum manalan
nakleder. Amma hayat gölderinde teessür kuvvetiyle uçar suretleri avlanmaktan
bazen adz olur.
Manalann, surederin ihtilaflan hasebiyle terceme bazen mümkün olmaz
dedik. Dürüst (doğrudur). Lakin Kuran-ıKerim kelimelerinin ciimlelerinin
rnanalan ti kıyamet sabittir. Hayal suretleri de ğil belki hakikattir.
Buna göre,
Kur'an-ıKerim'i tercüme Icat'en mümkündür, şer'an farzdır.
Bin lisana tercüme lohns ın ol mahfuz hemin.
Tarihçi-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
MEHMET GÖRMEZ
DR., ANKARA O. ILAHIYAT FAKÜLTESI
yavria, ne son zamanlarda suni gündem oluşturan "Türkçe ibadet', ne de
Bki nin ifadesiyle 'anadilde kulluk hakkı'(!) ele alınacaktır. Kutiu/uştun
ve Cumburiyet'in Manevi Mimarlan adlıeserin yazan Cemal Kutay ve onunkaleme aldığı diğer 170 eserden herhangi birini değerlendirmek de bu yazının
kapsamıiçinde yer almayacalcur. Hatta, yazının yazılınasma vesile olsa da,
"ini
Kutay'm Atatürk'ün Beraberinde Gltardügei Hasret: Türkçe !Wet adlıeserini
bütünüyle ele almak ve değerlendirmek niyetinde de değiliz. Asıl gayernizSayın Kutay'm kısa sürede on baskıyapan bu son eserinde "dünyan ın en büyükIslam düşünürü" olarak tavsif ettiği bir zit' kendi in& fikir ve düşüncelerine
nasıl Met ettiğini gözler önüne sermek ve söz konusu zatın bu konudaki gerçekfikir ve düşüncelerini kendi eserlerinden hareketle kamuoyuna göstermektir.
Ancak asıl konuya geçmeden önce bir iki hususa işaret etmekte fayda mülahaza
ediyoruz.
Sayın Kutay adıgeçen eserine şu cümlelerle başlamıştır:
Ilhiyatçı(Tannbilimci, Teolog) değilim. Bu gerçek içinde elinizdeki kitabın
konusunu belki yadırgayacalcsınız. Fakat sanırım gerçekler sıralandıkca
tarihin genişullcundan yoksun kalmış dinsel varlığın çağın gerisindekimasal olduğunu kavrayacak, doksan yaşının merdivenlerindeki, ülkeninkıdemli tarihçisi ben Cemal Kutay'm bir dünya rekoru sayılan 171 kitabından
sonra bu konuyu neden kucaldadığım
Peşinen ifade edelim ki, hiçbir ilahiyatçı171 esere imza atmış bir tarihçi
yazarın böyle bir konuyu ele almasını asla yadırgamaz. Zira illhiyatglar,
esaslara riayet edildiği müddetçe, mahza hayat olan dini ve din/ meseleleritedkik etmek için ilahiyatçıolmanın şart olmadığınıbilirler. Ancak ilahiyatplann
asıl yadırgayacağı şey, tarihin geniş ufkundan meseleye bakmak değil, bütün
dinlerin en temel esas ıolan ibadetin mübalağa kültürünün temel unsurlanylabireysel, toplumsal ve konjonktürel önyargılarla değerlendirilmesidir. Tarihin
genişufkundan yoksun kalmış illhiyatplann dinsel varlığı çağın gerisindeki bir
masala dönüştürmesi muhtemel bir felaket olabilir. Ancak ilim ve hakikat ölçülerini
bir tarafa bırakarak çağdaş masallardan hareketle dinsel varlığı ele almak
daha büyük bir felaket olsa gerektir. En büyük felaket ise sadece edebiyatta
lslamlyat 1 (1998), say! 2
görülmesi gereken milbilaga sanatının tarih ilmine taşınmasından; gerek tarihi
hadise ve şahsiyederi, gerekse filch; düşünce ve felsefeleri değerlendirirken
medhiye ve hicviyelerden kurtulamamaktan ve dogru bilgiye, fimi, objektif
tenkid kriterlerine başvurmamaktan neşet eder. Bu takdirde ne doksan yaşına
merdiven dayayıp en ludemli tarihçi olmak, ne de ulu çınar olarak tesmiye edilmek
kişiye bir ayncalık kazandıracaktır. Hatta böyle bir tutum ve davran ış geride
kalan ve bir dünya rekoru olarak takdim edilen 171 esere de şüphe ve şaibe
getimıekten başka bir işe yaramayacaktır.
Sayın Kutay Masi Carullilfa ayırdığı satır aralarında haklıolarak Ilihiyat
Fakültelerine ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na, böylesine büyük bir Islam Um ve
mütefeklcirine bigine kaldıklarıiçin serzenişte bulunuyor. Ona göre, gerek
ilihiyitglann, gerekse "Hac ticareti, vakıf rnilyarlan ve ordu varlığınıaşmış din
kadrolarıyla uğıaşmaktan asıl vazifesine göz lcapayan Diyanet'in" Masi Owllih'a
ve eserlerine ilgi göstermemesinin iki temel sebebi vardın Biri, bunları
yorundamak için, felsefe, sosyoloji ve çağşuuru gibi şartlarıhaiz olmamaları;
diğeri ise Masi Cirullih'ın Türkçe ibadet, her milletin anadiliyle kulluk hakkı
özgürlüğünü savunuyor olmasıdır.
Ilihiyityllarımızın felsefe, sosyoloji ve çağşuuru bilgileri tartışılabilir. Ancak
bu sandann yazarının 1988 yılından bu yana, on yıldır Masi Cirullilfa ait en
ufak bilgi lanntısmın peşinde koşturan bir ilihiyitg olduğunu ve bu meyanda
hazırladığı miitevizi bir çalışmasının 1994 yılında Türkiye Diyanet Vakfıtarafından
yayınlandığınıifade etmek isterim.
Sayın Kutay'm gösterdiği ikinci gerekçeye, yani Masi Cirullih' ın Türkçe
ibadetin son yıllarda en büyük müdfıfli olduğu iddiasına gelince, bu, hilaf-i
hakikat olmaktan öte, kırk yıl önce ebedi hayata göçmü şbüyük bir alime açık
bir iftiradır. Zaten bu yazının yazılmasma vesile olan da bu yanlışlıgıtashih vazifesidir.
Bizim Sayın Kutay'dan beklediğimiz, Masi Cirullah'a ayırdıgı25 sayfada,
Mustafa Rahmi Balaban' ın Islam Tetkik/eri Enstitüsü Dergisi'nde [c.l. 19541
yayınlanan makalesini yanhşlada tekrarlamak, yahut pek çoğu kiitilphinelerimizde
bulunan eserlerinin ldişelerini takdim etmek değildir. Ona düşen, kendisine
en büyük mesned ittihaz ettiği Masi C,inıllih'ın Türkçe ibadet yahut kendi
ifadesiyle anadilde kulluk hakkıile ilgili fikir ve düşüncelerini bizzat kendi eserlerindens
bulup çıkarmak ve biz okuyuculanna takdirn etmekti. Oysa kitab ından
edindigintz intiba odur ki, klişelerini verdiği hiçbir eserini okuma zahmetine
dahi katlannıamıştır. Ancak Sayın Kutay'm bu konudaki iddialarına ve Mersa
Carullah'm kendi eserlerinden hareketle bu iddialara verdiği cevaplara geçmeden
önce 171 esere imza atmış bir tarihçi-yazarın 25 sayfaya ne kadar yanlış
bilgiler sıgdırabildigini okuyucularunıza birkaç ömekle göstermek istiyoruz.
Bilfsl Hataları:
S. 86 da, "Masi Carullih 1875 tarihinde Azak Kalesi'nde doğdu" denmektedin
Oysa Azak Kalesi o tarihlerde meskfin bir bölge değildir. Masi arullih'ın
doğduğu yer Azak Kalesi değil, kalenin kuzeyinde bulunan Rostov şehridir.
Aynıparagrafta açocuklugunda çevrenin tanınmış din adamlarından Şeyh
Habibullahlan medrese bilimlerini öğrendi" ifadesi yer alır. Oysa Şeyh Habibullah
Masi Candlah'ın hocasıdeğil, dedesi ve babasının hocasıdır. 0 tahsil hayatı
masd Cdrufrdb Btgiyeften al 1949) Taribp-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
na atıldığında Şeyh Habibullah dünyada yoktur. Ayrıca Mesa Mullah ilk
medrese tahsiline Rostov'da değil, Kazanda Gölboyu Medresesi'nde başlamıştır.
Yine aynıparagrafta: "Istanbul'a geldi. Mühendis Mektebi (Teknik OniversitOnde
okudu" denmektedir. Oysa Masi Carullah'm Istanbul'a gelip Mühendis
Mektebi'ne kaydolduğu doğru ise de, burada okuduğu yanlıştır. Hemşehrisi
Musa Alcyiğitzikle onu bu fikrinden vazgeçinniş, o da bu tavsiyeye uyarak
Islami ilimlerde derinleşmek gayesiyle Kahire'ye gitmeye karar vermiştir..
Aynısayfanm Ikinci pazagrafinda "Mfisa Carullah'm tahsil hayatınıbitirip
Kazarea döndüğünde Abdurreşid Ibrahim ile taruşıp beraberce Arapça Al-
Tilmir gazetesini çıkardığı" ifade edihnektedir. Oysa merhumun Abdurreşid
Ibrahim ile çıkardığı gazete Al-Tilmiz değil, Clfettir. Al-Tilmiz. de yol gösteren
değil öğrenci/talib demektir.
Aynıparagrafta şu malumata yer verilmektedir: "1916 da Kazanda gstayşehrinde, Zilch. Işan Bey'in kızıEsma hanımla evlendi. Eşi Petersburg'da batı
dilleriyle öğrenim yapan koleji bitirmişti. Burada beraberce Emanet isimli
matbaayıkurdular." Masi Canıllah'm 1916'da değil 1915'te Esma Aliye Hanım
ile evlendiği doğrudur. Ancak Esma Hanım'ın batıdilleriyle öğrenim yapankolej bitirdiği yanlıştır. Sayın Kutay'm neden böyle bir ilaveye ihtiyaç duydu ğunu
anlamakta zorluk çektik doğrusu. Zira evrensel ilahi mesajın orijinal ifadelerini
namazda terennam etmeyi Arap emperyalizmi olarak de ğerlendiren bir
yazarın batıdilleriyle Öğrenim yapan kolej okumayıbir fazilet olarak telaldd etti
ğ
ini düşenemezdik elbette... Ayrıca Esma Hanım ile evlendikten sonra C.kullah,
Petersburg'a onunla birlikte yerleşmediği gibi, Emanet Matbaas ı'm da onunla
birlikte değil, Şimal Türklerinin en büyük edibi olarak bilinen Ayaz Ishalci ilebirlikte 1913'te kurmuştur. Aynışekilde s. 27'deki "Ölümünde sayısı56'yıbulan
eserlerinin bir bölümünü cezaevinde tamamladıve eşi yayınladı" ifadesinin de
hiçbir doğru tarafıyoktur.
S. 87'de Sayın Kutay iki farklızamanda ve yanlış tarihlerde Müsa Carullah'm
uzun zamanlar hapislerde yattığınısöylemekte ve her ikisine de, onun rejimin
dinler üzerindeki teorisine karşı gelmesini gerekçe göstermektedir. Milsa
Carullah'ın iki defa hapse atıldığı doğrudur. Fakat birincisi 1918'den önce yıllarca
değil, sadece dört ay, ikincisi de 1918'den sonra iki y ıl değil, sadece üç aystirmilştür. Kaldıki birinci tevkifin sebebi olağanüstü hal dolayısiyle, BrestLitovski şehrinde uyandırdığı yanlış bir şüphe; ikincisinin sebebi ise, Berlin'de
Ayaz Ishald tarafından bastırılan islamiyerin ElifixIst adlıeseridir. (Genişbilgiiçin bkz. Azeri, "Masi' Carullah' ın TevIcifi", Yeni Kafkasya, Yıl 1. Sayı6, Istanbul
1923. Ayrıca, Ictihdd VII. 166, 1st. 1924; Sebilurreşelc4 XXIII. 581, 1st. 1923,
s.128.1
Aynısayfada Sayın Kutay M. Carullah'ın Hindistan'da hapse Wiwi ise şöyleanlatmaktadır: "II. Minya harbinin başlamasıyla Hindistan'a gitti. Bu defa daIngilizler karşısına çıktılar. Afganistan'a geçmek üzereyken tevkif ettiler.
Mahatma Gandhi ve Muhammed Ali Cinnah'm bulundu ğu cezaevine koydular."
MOsa Carullah'ın ikinci cihan harbinin patlak vermesiyle japonya'dan
Hindistan'a geçtiği ve buradan Afganistan'a geçerken Ingilizler tarafından hapse
atıldığı doğrudur. Ancak Mahatma Gandhi, M. Ali Chmah ve MOs Mullah%
aynıgün ve tarihlerde, Peşaver cezaevinde biraraya getirmek için Whin
IslamVat 1(1998), say: 2
hadiseleri sadece mübalağa külta ve muhayyile gacü ile kaleme alan bir tarihçi
olmak gerekir. [Genişbilgi için bkz. Gandhi, Bir özyaşam Öyküsü, çev. Vedat
Günyol, Cem Kültür yayınları, 1st 19971.
25 sayfada yer alan bilgi yanlışlildan elbette bunlardan ibaret değil; ancak
biz bir fikir vermesi bakımından bu kadarıyla iktifa ederek asıl konuya geçmek
istiyoruz.
Bir Türkçe Kur'an TercamesPnin Serencinu
Masi Cirullah'a göre, Kur'an-ı Kerim ile ilgili olarak, Islam ünunetine iki
büyük vazife tevdi edilmiştir
Nazm-ıKeriml fufz vazifesi,
Nazm-ıKerinein manalaruu beyan ve tebliğvazifesi.
Carullih'a göre birinci vazife, bizzat Şiri-i Hakim'in aldığı tedbir ile if edilmiştir:
Her şeyden önce Kuein-ı Kerim henüz Hz. Peygamber (s.a.v) hayatta
iken fedvin edilmişve bu şeref sadece Kur'an-ıKerinfe nasip olmuştur. Ilk iki
halife döneminde ashab-ıkiram'ın icrnaryla dokuz ayrımushaf kaleme alınmış
ve bunlardan sayısız nashalar elde edilerek bütün Islam beldelerine taksim edilmiş,
ilk awn bütün him ve mescideri bu mukaddes mushaflarla tezyin lahnmıştır.
Yine bu dönemde en çok rağbet edilen şey, Kur'an-ıKerimi baştan sona
hıfzetmek olmuştur. Zira bu asırda Kueareın hamil ve War olmak kadar kişiye
şeref ve itibar kazandıran bir mevki olmarruştır. Binaenaleyh, Kur'an-ıKerim'in
harfleri, kelimeleri, vecihleri, nakteleri gayet büyük bir dikkat ile zapt lahnınıştr.
timmetin uhdesine verilen ikinci vazifeye, yani Nazm-ıKerim'in manalannı
beyan ve tebliğvazifesine gelince, Masi Carullih'a göre, bu vazife, iimmetin
kendi himmetine ve hüsn-i ihtiyarma bırakılmış, umuma açık bir müsabalca
meydanıolarak kalmasıtercihe şlyin olmuştur. Zira Şari-i Hakim, Lisa= delaletine
ve tinunetin anlayışına itimad etmiş, hayatın ve fikrin hareketlerini kendi
tabii seyrine bırakmayımurad etmiştir. Binaenaleyh gerek sahabe asnncia ve
gerekse titian döneminde, ehl-i ilim ve edep aras ında pek çok milfessir zuhür
etmiştir. Kur'an-ıMubIn'in tefsiri konusunda taldid edilmesi gereken mezhepler
oluşmamış, ictihad kapısıkapandığı gibi tefsir kapısıda kapanmamış ve kapısına
hacipler dikilmemiştir.
Masi Carullih'a göre bu genişlik ve hürriyet bizim için gayet büyük bir bereket
olmuştur. Zira bir kimse rivayederin tesiriyle veya tabi olduğu kelamın usulü
yahut da mezhebinin kayulanyla lyet-i kerimelerin manalann ıtahrif ederse bir
başkasıonun hata ve kusurlannıortadan kaldırma imkaruna sahip olmuşolur.
Masi Cirullah'a göre Kur'an-ıKerim'in her dile tercüme edilmesi de bu ikinci
vazifenin, yani Nazm-ıCelil'i tebliğve beyan vazifesinin en önemli bir parçasıdır.
0 hemen hemen bütün eserlerinde Kean% öz dilimize dogru ve güzel bir
şekilde tercüme etmenin gerekliliği üzerinde durmuşve bu vazifenin farz olduğunu
ifade etmiştir. Kuean'ıTürkçe'ye tercüme ederek bu vazifeyi hakkıyla
kucaklayan ilimler zümresine katılmak Masi Cirulli'h'ın hayatınıvakfettiği en
büyük emeli olmuştur.
Masti Carulklb Biglyeften (6. 1949) Tartbgt-Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Henüz 1915 yılında Petersburg'da yayınladığı, Tdribul-Kur'ıin vel-Masdhif
adlıeserinde onun uzun vadeli böyle bir çalışmaya girdiğini anlıyoruz. Daha
sonra kaleme aldığı pek çok eser, bir mütercimin yahut bir müfessizin Kufan' ı
tercüme ve tefsir liyakatini haiz olmas ıiçin mikehhez olmasıgereken önemli
bilgileri ihtiva etmektedir. Kur'an' ın tarihi, Kuean'ın dil yapısı, Kuean'm icazı,
farklılaraatler ve bu luraaderin Kuearı'l anlamaya olan etkileri, Kuean'm sure
ve iyetleri arasındaki ilişkiler, Kur'an'da nesh gibi konularda müstakil eserler
kaleme almıştır. 1912 yılında kaleme aldığı Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlı
eserinde ise belki de ilk defa henüz Kur'an-ıKerim'i tercüme etmeye başlamadan
önce terctimeye esas teşkil eden usül ve prensipleri kaleme almıştır. Bu
usal ve prensipleri yazunızın sonunda bir ek olarak aynen yaymhyoruz.
Masi Mullah ve eserleri üzerinde araştırma yapan Wan yazarlar onun bu
uzun ve yorucu mesaiyi iki büyük eserie neticelendirdiğini, birisinin altıciltlik
Arapça Kur'an Teftiti, diğerinin ise Kur'an'tn Türkçe Tercüntesi (Cemal
Kutay'a göre 20.000 sayfadan ibarettir?) oldu ğunu söylerler. Kendi el yazısıyla
verdiği eserler listesinden de bu anlaşılmaktadır. M. Rahmi Balaban'a göre Masi
Cirullih Kur'an üzerinde elli yıl çalışarak ve Hindistanh Şih Veliyullih
Dihlevrnin felsefe sistemini esas eciinerek Arapça Tefsfrul-Kurdnel-Kerrtn adlı
eserini yazrruşve bu eseri Hindistarfda kalmıştır. Şahsi çabalannuzla elde ettiğimiz
bilgi, Pakistan ve Hindistan kiltılphanelerinde böyle bir eserin mevcut
olmadığı şeklindedir. Kanaatimizce Masi' Cinıllih'a ait eserlerin listesinde yer
alan bu tefsir, Masi Cirullih'm değil, meşhur Hindfi ilim Ubeydullih Sincli'nin
Masi Cirullih'a imla ettirdiği ve bugün elimizde rnatbu olarak bulunan
17bamu'r-Rahnıgn ifi Tefseril-Kur'an adlıeseridir. Gerek Masi Cirullih'ın bu
esere yazdığı mukaddimeden, gerekse eserin satır aralarındaki Masi Cinıllah'a
ait olduğu anlaşılan ifadelerden bu anlaşılmaktadır.
Ubeydullih Sincli 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Ingilizleein sürgüntine
uğrayıp Moskova'ya sığınmış, uzun süre Masi Carullih ile birlikte kalmıştır.
Masi Cirullih 1937 yılında Necid ve Yemen'e yapmak istediği bir seyahat dolayısıyla
Mekke'ye uğradığında Ubeydullih Sincfi ile karşılaşmış ve kendi ifadesi
ile, Kuean'a ve Kuean'm felsefesine adanmış bir hayatın birkaç gün de olsa boş
kalmasına gönlü razıolmamış, kendisine Ş.h Veliyyullih Dihlevinin felsefesini
esas alarak Kuean'ın tefsiri üzerinde bir çalışma yapmayıönermiştir. Ubeydulfah
Sin& bu teklifi kabul etmişve sevinçle karşılamıştır. Bundan sonrasmıMasi
Omni.' şöyle anlatır: "Besmeleyi çektik ve Imam Dihlevi' nin felsefesi ve usala
üzerine Kuean-ıKerim'in tefsirine başladık. Her gün sabah namazından sonra
başlıyor öğle namazına, bazen ikindi namazına kadar devam ediyorduk. 0
bana Arapça olarak imla ettiriyor ben de hiçbir kelimeyi, hiçbir harfi kaçırmamaya
çalışıyordum. 151 günde 2400 sayfa yazmışuk. 1352 Hicri yılı18
Cemadiye'l-Ula Pazartesi başladık. 13 Zi1-Kide 1356 yani; 1937 y ılının Temmuz
ayından 1938 yılının Ocak ayına kadar sürmüştü. üstaz Sin& hiç bıkmıyor, ben
de şiddetli hasta olmama ragmen, dinleyip yazdıkça şevkim artıyordu." [Geniş
bilgi için bkz. Ilhamu'r-Rab ıneinfl Tefstril-Kur'dn, Karaçi, 1-221
Türkçe Kur'an Terciimesi'ne gelince, yukanda da ifade edildi ği gibi, çeşitli
eserlerindeki kendi ifadeleri esas alınırsa, Masi Cirullih'ın yıllarca böyle bir
eser üzerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
klamtyat I (1998), sayı2
Münkaat adlıeserinde: "Kur'an-ı Kerim'i side, isin Türk ham ile tercüme
mini. Kabul lahruısa Millet Meclisi şerefine neşrederim" demiştir. 10 Kasım 1948
tarihinde Istanbul AltıncıNoter huzurunda yarım asırhk emeği ihtiva eden bu
tercilmenin Türkiye'de neşir hakkını bila kaydu şart Millet ve Hakka Dogru
sahibi Cemal Kutay'a tevdi ve tube ettiğini Sayın Kutay'm Türkçe ibadet adli
kitabının 96. sayfasında takdim ettiği belgeden anlamış bulunuyoruz. Ancak
Sayın Kutay'ın anlataklanna göre yayın halda noter huzurunda kendisine tevdi
edilen metinler Müsi Cirullih'ın elinde değildir. 0, çeviri ve yorum rnetinlerini
Ezher Kitaphğena emanet etmiştir. Bu emaneti almak üzere Mısır'a gitmiş, ne
var ki, ömrü vefa etmemişve 29 Ekim 1949'da Kihire'de vefat etmiştir.'
Kutay'm Erheee Meracaatı
Müsi Cirullih Türkiye'den ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra, Kahire'de vefat
edince yaymlanmadan şöhreti dünyaya yayılan Türkçe Kur'an Tercümesi
kayıplara lcanşrmş, yayın hakkıkendisine tevdi edilen Cemal Kutay bu şereften
mahrum kalmış ve Millet Gazetesi de okuyucularma yaptığı hannıgereğini yerine
getiremediğinden dolayıonların gözünde mahcub bir duruma düşmüştü.
Bunun üzerine Sayın Kutay elindeki vekiletnime ile Ezher'e miiricaat etmiş,
defalarca tekidine ragmen müsbet cevap alamamıştır. Sayın Kutay'ın aziz dostu
Tevfik Ileri o tarihlerde Milli Eğitim Balcatu'dır.. Onun vasıtasıhe müricaatım
yenileıniş, ne var ki, kendi ifadesi ile "Ezher bin bir bahi'ne ile bu muhteşem
emeğin Türk insanının irfan ve imamm aydınlatmasma izin vermemiştir."
Oysa Masi Cirullih'ın ifadesi ile Türkistan ve Türkiye Medreseleri gibi hazin
bir çölcüştin eşiğinde olan Ezher'in ve Ezher idaresinin bu konu he uzaktan
yakından hiçbir alakasıyoktur. Ortada yanlış bilgilerden hareketle doğru şeyleri
yanlış yerlerde aramak söz konusudur. Bunu şu şekilde izah etmek •mümkündür:
Her şeyden önce, noter huzurunda imzalanan hibe senedinden de anlaşıldığına
göre, Müsi Cirullih Mısır'a, Ezher'e emanet ettiği Türkçe Kur'an Terciimesi
hin metinlerini almak için değil, eserde yer almasıgereken Arapça metinleri
bastırmak için gitmiştir. Sayın Kutay'ın Ezher Dinfl-Fürgin'u dediği yer
bugün dahi bünyesinde bulunan eserlerin tasnifıni gerçekleştiremerniş, elindeki
koca serveti yirmi Mısır liras= çalıştırdığı müstandemlere teslim etmişbir
Oniversitedir. Binaenaleyh Ezheei tanıyanlar Masi Cindlih'ın eserini neden
böyle bir yere emanet ettiğini anlamakta güçlük çekerler.
Müsi Cirullitı, Türkiye'den ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra vefat etmiştir.
Hayatım vakfettiği eserini Ezheee teslim ettiğini vatsaysak bile bu süre zarfında
neden almaya teşebbüs etmişolmasın?
1988-1989 yıllarında Kahire'de köşe bucak Müsi Cirullil'a ait en küçük
bilgi lunntılanrun izini sürmeye çalışan bir ögrenci olarak sözkonusu eserin
muhtemel adresini bulmuştum Zira vefatı esnasında Masi' Cirullih'ın yanında
bulunanlar, onun sandık dolusu kitaplarınıAnkara'da kurulan Milli Kütiiphane'ye
verilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Mire Büyükelçiliği'ne teslim ettiğine
şahid olmuşlardır. 0 tarihlere ait bazıkayıtlarda bu bilgilerin mevcut olduğunu
tesbit etmişbulunuyorum. Ancak elçiliğirnizin bu eserleri sonradan ne
yaptığına dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Binaenaleyh Sayın Kutay'ın
Mara Cdrulldb Bigiyeften (6. 1949) Tarihçi-Yazar Canal Kutay'a Cevab
meracaat edeceği yer Ezber değil Türkiye Cumhuriyeti Kahire Büyükelçiliği ve
Türk Hariciyesi'dir.
MOsa Carullah'm Türkçe ibadet ile ilgili Görüşleri
Tarihçi-yazar Cemal Kutay'a göre "Masi Canal Bigiyef Batıbilim dünyasının
yimlinci yüzyılın en büyük Islam dilşünflit olarak kabul ettiği bir simadır.
Ne onun çağdaşlan, ne öncesi ve sonrasında hiçbir fikir şahAyeti, onun kadar
zengin, genişve şfimullii bilim ufkunu temsil edememiştir. Bunun en büyük
göstergesi de onun ömrünün yirmi senesini verdiği ve yinııi bin sayfayıaşan
Kufan'ın Türkçe metni ile Türk dünyasının ibadetini Türkçe'nin benimsedilderi
lehçeleriyle yerine getirmesini gaye edinmi şolmasıdır. Arapçasmın mükemmeliyetine
ve Mısır'daki Ezher Dinel-Funun'unda iki sene Kufan'ın muasır ilimlerle
mulcayesesi ve Kur'an mantığı tahsil etmesine ragmen milletin kendi öz diliyle
kulluk vazifesini yerine getirmesini istemişolmasıonun şahsi Him ve irfan seviyesini
göstermeye kafi bir delildir."
Masa Carullalem son asnn Islam alim ve mütefekkiderinden biri oldu ğu
doğrudur. Ancak ne Islam bilim dünyasının, ne de Batıbilim dünyasının onu en
büyük Islam daşiirliini olarak görüp kabul etti ği söylenebilir. Sayın Kutayln "ne
öncesinde ne de sonrasında hiçbir fikir şahsiyeti onun kadar zengin, genişve
şümullü bilim ufkunu temsil edemedi" sözleri ise iddiasının mesnedini olduğundan
daha büyük göstermeye matuf bir çaban ın ürünü olsa gerek. Müsa
Canıllah'ın Arapçaserun mükemmel olduğu doğrudur. Ancak iki yıl süreyle
Ezheede Kur'an mantığı tahsil ettiği tamamen kıırgudur.
Şimdi gelelim asıl meseleye, yani Sayın Kutay'a göre Masi Carullah'm şahsi
ilim ve irfan seviyesinin en büyük delili olan onun Tür' Icçe ibadet, yahut anadilde
kulluk vazifesi ile ilgili flickr ve dü şüncelerine. Hemen ifade edelim ki, Sayın
Kutay Mlis'a CarullalfıTürkçe ibadetin en büyük müdafii ve kendi kanaaderinin
en büyük mesnedi olarak takdim ederken onun bugiin elimizde mevcut
Osmanlıca, Ç,ağatayca veya Arapça herhangi bir eserinde mevcut olan herhangi
bir ifadesine dayanarak bunu söylüyor değildir. Yaptığı tek şey eserinin ilgili
bölümünde Mesa Carullah'ın bazıOsmanlıca eserlerinin Idişelerine yer vermek
ve bu Idişelerin altına kendi incll miltalaalannıyazrnalctan ibarettir. Kaldıki, bu
Mişelerden hiçbiri Türkçe ibadet ile ilgili değil, sadece bir tanesi Kuean'm
mesi ile ilgilidir: 0 da Carullah'm Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinin
son bölümünden bir sayfanın başkısmından ibarettir. Söz konusu sayfada önce
KazanlıMir Velioğlu Timur Ali Efendi adlızatın şu beytine yer verilmiştir.
Anlanır, ol da ater, korku gider, şeksiz inan
Bin lisana terceme kılınsın, ol mabfaz beman.
Bu beytin hemen altında da Mesa Carullah' ın şu ifadeleri yer alır: "Tabiatm,
belki bütün alem-i vücüdun tercemesi olan Kuean-ı öz llama=
dürüst, hem güzel üslüb üzerinde terceme etmek elbette liş(gerekli) idi. Şu
güne kadar terceme etmemek günah olmamış ise bundan son(ra) terceme
etmemek hiçbir surette günah olmaz." Görüldü ğü gibi burada Masi Carullah
Türkçe ibadet ile ilgili bir tek kelime sarf etmemektedir.
Ancak bu, aynıeserde, Müsi Carullah'ın Türkçe ibadetten hiç söz etmediği
IslamVat 1 (1998), says 2
anlamına gelmez. Birkaç sayfa sonra Kur'an' ın herhangi bir dilde tercilmesinin
namazda okunup okunamayacağı ile ilgili fikirlerini açıkça serdetmiştir. Ne var
ki Sayın Kutay, ya bu eseri baştan sona okumarnış ya da okuduğu halde bütün
iddialarını ortadan kaldıran bu ifadeleri kasıtlıolarak gizleme yoluna gitmiştir.
Bakın ayrıl eserin 86. sayfasında Masi Crufr.h bu konuda neler söylüyor:
Tilivet yalnız Arabi nazm ile olur. Namiz rek'aderinde, zikirleale, sevib
kasdlyla okuda (okurken), istidlil hususlaru ıda yalnız Arabi nazm mutebet
olabilir. Farz narnazIann aikünleri iyederin tercemeleriyle edi
maz. Zikir yalnız Arabi mum ile olur.
Halciln'kışu glyet büyük tedbiri önünde benim aklım, kalbim secde
eder. Mu'ciz naznun harflerini, kelimelerini, vilcuhlerini o kadar büyük
dikkatle zabtetmişimamların Kur'in-ıKerlin imanilannın milyonda bir
senalaruu söylemekten lisanım iciz kalır.
MOsi. Cirullih'a göre, Şin-i Ketinfin Nazm-ıCann ebediyete kadar muhafaza
etmek için aldığı en faydalı, en makul tedbir tilavettir. Zira Kur'an-ıKerirn'i
Arabi nazm ile tilavet etmek ehl-i Islam' ın en büyük zildrieri, en mukaddes
ibadetleri ve en lezzetli =ailed olarak kabul edilmi ştir. Her gün, beşvakit
namazın her rekatinde Kur'an-ıKerim'in ayet-i kerimelerini Arabi nazm ile
okumak mama= en önemli rüknü olarak görülmüştür.
Bu ifadelerden anlaşıldığına göre, Masi' Cirullil'ın dilşüncesinde
yalnız Arabi nazm ile olur ve dört yerde Arabi nazmdan asla vazgeçilemez:
Namazda tilavet ederken
Zikir (yapılırken)
Sevap kasayla okurken
Istinbatta bulunurken.
Kutay'm Mesa Carullah'a İzafe Ettiği Vasiyet
Tarihçi-yazar Cemal Kutay, Musa C.Arullih' ın bu ifadelerini görmemiş
olamaz. Kendisi onun bu konudaki fikir ve düşüncesini gayet iyi bilmektedir.
Bu sebeple eserinde yeni bir iddia ortaya atm ış ve Masi CinılLih'ın 1912 yıllarında
böyle düşünmüşolabileceğini, ancak hayatının sonlarına doğru bu fıkirlerinden
vazgeçtiğini öne silrmüştilr. Kutay, eserinin 113. sayfasında şöyle der:
Ben kendisinin elini ülkemize geldiği yıl 1948 de öptüm. Milletime en
büyük eserim dediği Kur'aıiın Türkçe metninin neşir hakkınıaynıyıl
bana likfetti. Noter belgesi elinizdeki sayfalardadır. Ömrünün bu son yılında,
bizlere emanet ettiği hakikatin içindeydi. Türk milleti, hayır, sadece
Cumhuriyet Türkleri değil, bildin insanlık, inandığı dine kendi öz diliyleibadet etrneliydi. Bu onun müsbet bilime, mantığa, akla, idrak aydınlığına
valtfedilınişömrünün son ve ölümsüz zamana hilkmeden vasiyetiydi.
Işte bu iddiaya göre, Masi' CirullAh hayat ının son yılında, daha önceki eserlerinde
yazdıldanndan sarf-ı nazar etmiş, sadece Türk milletinin değil, bütün
insanlığın kendi öz dilinde ibadet etmesi gerektiğini savunmaya başlamıştır. Bu
onun ölümsüz, zamana hilkmeden bir vasiyetidir. Ve o bu vasiyetini hayatında
bir kez gördüğü Cemal Kutay'a teslim edip öyle vefat etmiştir.
Müsi Carullih'ın onlarca eseri ve bu eserlerde Kur'an ile ilgili yazd ıklarını
bir tarafa bırakarak mikerred bir iddiaya dayanan mevhum bir vasiyete ne dere
mas4 Clintnab Bigiyeften (1 1949) Tarihçi-Yazar Cemal Kutaya Cevab
ce itibar edilebileceği izahtan varestedir. Maamafih Sayın Kutay'a düşen, iddiasınıisbat
etmek ve böyle bir vasiyetin varlığınıbelgelendirmektir. Elbette Masi
C...irullih'ın elimizdeki batan eserlerinde mevcut olan filch' ve düşıincelerden
sarf-ınazar ettiğini bildiren böyle bir vesika sunduğu takdirde söylenecek birşey kalmayacaktır. Ancak Türkçe ibadet ile ilgili 375 sayfalık eserinde Sayın
Kutay böyle bir vasiyetin varl ığınıortaya koyamarruşve 113. sayfada bir başka
eserine atıfla şöyle demiştin "Onun bu vasiyetini 1971 yılında yaymladığım
Rstat Paşa'nın Abllik Dünyasıadlıkitabımın 126. sayfasında alrmştun."
Heyecanla piyasada baskısıtükenmişIki Rifat Paşa'nın Abldk Dünyasıadlı
eseri ve bu eserin 126. sayfasma yöneldiğimde 171 esere imza atmalda öviinen
bir tarihçi-yazarın koca bir milleti nasıl aldatabileceğine hayretle şahid oldum.
Söz konusu eserin değil 126. sayfasında, hiçbir satmnda ve sayfasında böyle bir
vasiyetin esamesinin olcumnadığuu gördüm. Sayın Kutay bu eserinin 126. sayfasında
yine Masi Cirullih'm Halk Nazarma Bir Nice Mesele adh eserinin aynı
sayfasının ldişelerine yer vermişve Timur Ali Efendi'nin beytini de Masi
Cirullilı'a mal ederek yayınlarruştır. Işin en garip tarafı, Kazan Terkçesi ile yazılrruşOsmanlıca
metnin altında, bir vasiyet siisıl vererek, metin He zerre kadar
ilgisi olmayan Türkçe Ibadet fikrini Masi Cirullih'a mal etmi şolmasıdır.
Son olarak Masi Cirullih'ın Kur'in Tercemesi adlıeserinin yayın hakkım
Cemal Kutay'a tevdi etmek için noter huzurunda imzaladığı senede değinmekle
iktifa etmek istiyorum. Söz konusu belge tek ba şına Masi CirulLih'ın Türkçe
Kur'an konusundaki görüşlerini ifade etmeye ve Sayın Kutay'm iddialarınıortadan
kaldırmaya kifidir. Zamanın Bakırköy Milfalsil Ali Rıza Hayırh'mn da şahid
olduğu noter tasdikli senedin ilk cümlesi şöyledin
Kur'an-ıKerim'in Türkçe tercemesinde, mticerret olarak Latin harflerinin
kullanılmasıtecrilbemiz, beklediğimiz hizmetlerin tam ve mutlak manas ıyla
mümkün olamayacağınıgöstermiştir. Bu itibarla surelerhıizahlaruıda ve
yalnızca Türk harfleriyle inh ımümkün olmayan kısımlarda, Arapça metinlerin
ilavesini temin zarureti hand olmuştur.
Noter tasdikli senedin bu ilk paragrafında iki önemli tespit vardır.
Kur'an-ıKerim in Türkçe terciimesinde milcerret olarak Latin harfleriyle iktifa
edilemez.
Kur'an terctimelerinde yalnızca Türk harfleriyle izalu mümkün olmayan
kısımlar vardır.
Bu iki kanaati taşıyan bir .fimin Türkçe ibadet konusunda sayın Kutay ile
aynıdüşiinmesinin mümkün olmadığı ehlince malumdur. Ancak asıl düşündürücü
olan Masi Cirullih'm eserinin yayın hakkım Sayın Kutay'a vermek içinimzaladığı belgeye böyle bir cümle ile başlamış olmasıdır.
Sonuç olarak Tarihçi-Yazar Cemal Kutay, Aksoy Yay ıncılık tarafından basılan
ve Nisan 1992 itibariyle elimizde onuncu bask ısı bulunan Atatürk'ün
Beraberinde Götürdüğü Hasret: Türkçe lbadet Ana Dilimizle Kulluk Hakkıadlı
eserinde pek çok iddialarını, yirminci yüzyılın en büyük Islam alim ve miltefek'
tilt dediği Kazanh Masi C.irullih Bigiyef e isnad etmi ştir. Ayrıca gerek Masi
ın kendi eserlerine ve gerekse hakkında yapılmış ilini çalışmalara
Islamiyat 1(1998), sayı2
maracaat edildiğinde Sayın Kutay'm Müsa Carullah'm hayatı, flick ve düşünce
dünyasıhakkında doğru bilgilere sahip olmadığı anlaşılmaktadır.
Müs Mullah, tabiatm ve bitten varlıx aleminin tercilmesi olarak gördü ğü
Kur'an-ıKerim'in bütün dünya dillerine en güzel bir şekilde tercüme edilmesi
gerektiğini savunanlarm başında gelmiştir. Ama hiçbir eserinde bu tercemeletin
namazlarda okunmasıgerektiğini söylemerniş; ne Türkçe ibadetten ne de ana
dilde kulluk hakkından söz etmiştir. Bilakis pek çok eserinde namazlarda tilavetin
mutlaka Arabi nazm ile olmas ıgerektiğini savunmuşve bunu Şari-i Kerim'in,
Nazm-ıebediyete kadar muhafaza etmek için aldığı en faydalıve en
makul bir tedbir olarak değerlendirmiştir.
Tarihçi-Yazar Cemal Kutay, adıgeçen eserinde Mtısa Carullah'm ilmi hayatı
nın ilk yıllarında yukarıdaki gibi düşündüğünü, ancak hayatının sonlarma doğru
bu fikrinden vazgeçti ğini iddia etmiştir; ancak bu iddias ınıne onun herhangi bir
eserine, ne de ona ait yazılıbir belgeye dayafidırabilmiştir. Kutay'm dayandığı
tek nokta, kendisine verildiğini söylediği mevhum bir vasiyetnamedir; ne var ki,
bu vasiyetnameyi de diğer bir eserinde yayınladığuu iddia ettiği halde söz konu
su eserde böyle bir vasiyetnameye rastlanmam ıştır.
EK
Mesa C.artıllah Bigiyein otuz yıl Türkçe Kur'an Terctimesi üzerinde pliştlpru
ancak bu tercümenin yaymlanmadığım, bilinmeyen sebeplerle kayıplara
kanştığınıaz önce ifade etmişbulunuyoruz. Kayıp plan bu Türkçe Kur'an
Tercilmesinin muhtevasma dair tek bilgi, yazar ın henüz çalışmaya başlamadan
önce, 1912 yılında, Halk Nazarına Bir Nice Mesele adlıeserinde "Tercemede
Benim Esaslanm" başlığı altında yazdıklanndan ibarettir. Müsa Carullah belki
de, &lean% tercüme etmeye başlamadan, terctmede riayet edeceği esas ve
prensipleri kaleme alan ilk yazardır. Biz Kur'an'ıTürkçe'ye tercüme edenlere
veya edecek olanlara ışık tutar ümidiyle onun bu makalesini aynen yay ınlamayı
uygun gördük.
Tercemede Benim Esaslarım
1-Ehl-i Ilim Kalemiyle Yaz ılmış Tefsirler:
KCıMbhanemde her bir tefsir bulunur. Her bir lyet-i kelimeyi terceme eder
ken tefsirlerin her birine milricaat ettim. 0 saatlerde bende müsahele yok idi.
Ağırlığın onda dokuzu tefsirlerin bereketiyle Isan oldu.
2-Kur'an-ıKerim in özil:
Ayet-i kerimeleri tefsir ederken, yahilt tefsirlerin birini di ğerine tercih eder
ken ben tefsir bilkitab (Kur'ân'm Kur'an'la tefsiri) yollanna sülük ettim. Kur'an-ı
Kerim'in biri diğerine milşabih ayetleri, biri diğerini tefsir eder.
3-Tercemede Benim En Mutemed Esas ım Lisanın Deliletidir:
Kelimeterin maddelerini dikkatle teftişettim. Kelime hey'etlerinin (şekil
çekim) delaletlerini sarfianesiyle (yard ımıyla) WM ettim. Kelimelerin basit
rna'nalarma bila kusûr (eksiksiz) ettim. Cümlelerin ma'nalanna terkiplerin
ihtimillerine her şeyden ziyade Mbar ettim.
M2s4 Ceirulla Bigiyeften (01. 1949) Taribçt-Yazar Cowl Kutay'a Cevab
Mesela ,-,1„11,•ıı 41.4;1 j gibi cihnlelerdes mübteda (ve) haberi tayn hususlannda
ihtiyat ettim. 41.04:1 mübteda olursa ma'nisıbir, haber olursa rnanis* ıdiğer
olur. rrabglar `o da bu da muhtemeldie deseler de teFavut (fark) büyüktür.
Nebileribe inad etmişherifler iki naa'nadan elbette yalnız birini kasd etmişlerdir.
Böyle cürnlelerde /Alin, kastın delaletiyle iki rna'riadan birini ta'yln ederim. Her
bid kasd lulmabilirse o vakit birini sebt ederim (belirtirim).
Men ma gibi isimlere cümle sıla olur ise ma'nasıbir, sıfat olursa ma'nası
diğer olur. Mesela: ei.,3 di-at sıla ma'nasıyla sıfat ma'am aralarında
büyük tefavet (farklılık) mülahaza ederim.
4- Kıaat ihtilaflan bulunur ise her birini itibar ederim:
Kul'atler bazen kelimelerin maddelerinde, bazen bünyelerinde bazen
Priblannda ihtilaf ederler. Eger öyle ihtilaf hasebiyle ayetlerin muhtelif
olur Ise, her birini sebt ederim. Tara muhtelif kırl'ader müte'addid ayetler
gibidir.
5. Cümle, Müteaddid Ma'nalar Ihtimil Tutup da 0 Ma'nalarm Her birini Kasd
Kılınabilir Ise, 0 Ma'nalarm Her Birini Beyin Ederim:
Muhtemel ma'n'ilann bazen yalnız biri lcasd kıhrıabilir. Bazen her biri kasd
lulinabilir. Eiger her biri irade lal ınabilir ise, tercemede her birini zikrederim.
Bir cümle Arabi olmak cihedyle miiteaddid rna'nalara vazıh surette delalet
eder ise, Kuein-1 Kefunicie gaflet mümkün değildir. Buna göre o ma'nalann her
biri hide kıhrur. Böyle ayetler Kueln-1 Kerim'de goptıır (çoktur).
6. Nazm-ıMu'ciz'i Isiah Da'valanna Hiçbir Vakit Cesaret Etmedim:
Nahviyyün Kueln-1 Keılm'in ayetlerini hazf hem takdir usulleriyle Isiah ederler.
Bu adet miifessirlerin elc,serinde vardır:
Mesela: I+) 131—ii e..pal 4.,;,.11.1.4; al 1;3JI II yet-i kerimesi gibi [17. Ism 16].
Burada ehi-i tefsir .1.412.114 sözünü takdir edip 21 uai ı:j.1 demişler. Böyle
talcclider Naım-1 Mu'ciz i tamamıyla tahnItir. Bana göre, tıt>.A. qr., emir ederiz
müsrifletini manasuıdadır. Buna „.n sliCtS kerimesi
de [6. En'am 1231 tT luraat-i mütevitiresi'de delllet eder.
7. Kelam Usullerine, Yeni Hem Eski Felsefe' Nazarlanna ayet-i Kerimelerin
Delaletlerini Tatbik Etmek Seyyielerinden Salan ınm.
8. Nazm-ıMu'ciz'in Dellletlerini Taaddl Etmekten Salarımm:
Ehl-i Tefsirin eksen, ya rivayet tesiriyle ya hut tefsir arzusuyla Nazm-ı
Mu'ciz'in delaletlerini taaddi edip, ahylnen (bazen) ayet-i kerimelerin manalannıtahrif
ederler.
mesera: J.u.; ıs ı; -,ALL-ayet-i keıimelerinde [7. A'raf 117;
20. Taha 691 As ipleri çöpleri yuttu demek gibi. Böyle tefsir (ve)ya tercüme
Kuean-ıKerim'i tahrif olur. Hem de ...ukAt 'As' J.12.1.3 34I kerimelerinin
[7. A'raf 1181 açık delaletlerine muhalif olur.
,11,1.; ' h lit; cilmlelerinde asa ipleri dayaldan yuttu maws
• 26. $uara Suresinin 111. ayetirıin bir parçasıolan bu ifade yukarıdaki gibi isim camlesi
ZIJi1JVI 41-N.0 J şeklinde fıil cihnlesidir. Ancak Müsa C.An ıllih bir başka loraatini tercih etmişohnalıdır
96 Islamiyat 1(1998), sayı2
na delalet edebilir bir harf yoktur.
Sahirlerin sihirleri kuvvetiyle iplere, dayaklara yılan suretleri verilmişgibi
olsa hayal gözüne gözükür o sureder as berkesiyle (sayesinde) batıl olduktan,
as o surederi yutmuş gibi olsa as iplerin dayaklann özlerini yuttu demek
Nazm-ıMu'ciz'i tahrif olur.
Böyle misaller tefsirlerde goptur. Tercememde öyle misallerin birini ıslah
edebilir isem birkaç sene zahmederimin ecri hisıl oldu demek. Yüzünü ya daha
ziyadeyi ıslah şerefine nail olur ise tercememi ne şretmek bana farz oldu demek.
Isiah sözünü yalnız dakik hem hafi hatalara nispede söyledim. Yoksa el-
Exfam soresinde t..1.444 ut.,JJ Nazm-ıMu'cizini 16. En'am 91 "ve anı
anlann giydilderiyle seuederdik" söztlyle tefsir etmi şMevakib* gibi lisan bilmez
cahillerin kalemiyle yazılmış tefsirlerde bulunur (bulunan) hesab ıyok fahiş
hatalar hakkında Isiah sözü söylenmez.
Dersaaderte Meclis-i Teftiş-i Masahif-i Şerife mühriiyle tab kılıntruşKuran-ı
Kerim'in harnişinde Coyle tefsideri görürken gönül müteessir olur.
Usul-i Fılah yazmış, filah kitaplarıyaznuş, tabiat, siyaset, ilctisad, hukuk gibi,
fenlerde büyük kitaplar te'lif etmişMahmud Es'ad Efendi Hazrederinin Medhal-i
Tarih-' Islam isimli kitabında (12. Fasıl, 54. Madde, 118. Sahife)de ve kendi
libaslanyla ilbas eder idik tefsirini de görür ise Meclis-i Tefti ş-i Masahif-i Şerife
mühründe bulunur hatalarıda mazur görür. Lakin Islamiyerte edebin,
dinin o kadar sukütuna gönül yanar.
9. Tercemede Hiçbir ayet-i Kerime'de Tefsir ya Tc'yi! Yollarma Sülük Etmedim:
Tefsir, Te'vil nasıl ise de insanın fikri olur. Tercümede ben Kuran-ıKerim'in
yalnız örflerini, lisan-ıArab'ın delaletlerini itibar ettim. Hiçbir harfte hiçbir insanın
nazaruu esas etmedim. Kuran-ıKerim'in büyük mukaddes rnanalann ı
özürnün ufak a& filcirierinde beraber yazmalctan elbette tenzih ederim. Öyle
edecek heriflere Allah'ın, meleklerin, heme (bütün) insanlann lanetleriyle beraber
ben de lanet okurum.
10. Kuran-ıKerim'in Marıalan Nazmi Gibi Sabittir. Buna Göre Tercilmesi
Mümkündür.
Kuran-ıKerim'in her bir kelimesi, harekeleri sükunlanyla nas ıl rnahfuz
kalmış ise, kelimelerin, cOndelerin, rnangan da öyle rnahfuz kalmıştır. Islam
kalendyle telif kılumuşulum-i Islaıniye kitaplarının her biri Kur'an kelimelerinin,
cümlelerinin manalaruu bila tagyir h ıfzetmek için gene idi. Lügat kitaplar ı,
fıkıh kitapları, usul-i filch kitapları, kelimelerin, cümlelerin manalann ıbila
tagyir lufzetmek için olmuşidi.
Masum ümmet-i Islamiye himmedyle, Kuran-ıKerim'in hem nazmıhem
manasıbila tagyir sabit oldu.
Mevildb: Hüseyin el-lCişift b. All D. 903/1497-81 tarafından Farsça olarak kaleme al ınan "Mevahibi
Ledimiyye• adlıtefskin Osmanlıca terctimesidir. Mütercimi Divin-ıMualLi erkinından hiceganIsmail Ferruh Efendi Iö. 18401'clir. 124611830-1 yılıılan bu tercüme 1282/1865-6 yılında
nda yap
Matbaa-i Amirede bas ılmıştır.
Btstyej'terı(0. 1949) Tarthçt:Yazar Cemal Kutay'a Cevab
Manası da nazmıgibi =lit= ise, Kur'an-1 Kerim'i tercüme bizzarure
mümkün olur. Manasımahfuz olduktan son(ra) da tercüme mümkün değildir
demek Kur'an-ıKerim'in manalan hiçbir vakit anlanmaz demek gibidir.
Bazen bir cürnleden mefhum olur mana, asır ihtilafiyle yahut ümmetlerin
örflerinde ihtilaf hasebiyle muhtelif olur. Bu surette harfiyyen terceme dürüst
olmaz. örften, (ve)ya evvelki manas ından gafil adam terceme ederse hata eder.
Meseta örfiimilzden gafil Arapların birine kuvvetim uçtu sözün
terceme edersek hata etmişoluruz.
Bazen öyle olur ki, cilmlelerin manalan muhtelif olmasa da, o manalara
mütelzim suretler Muhtelif olur. Halleri ya hayalleri metefavit iki insan bir
cürnleyi işitir iken bir mana o iki adamın dirnağlannda muhtelif iki sürede ihata
kıhrur. Birinde belki gayet dehşetli, birinde belki gayet di (normal) sfiret olur.
Buna göre, bir cümle birine tesir eder, diğerine tesir etmez. Buna göre, roman,
şiir gibi edebiyatın tercemeleri bazen asıllan gibi olamaz. Zira kelimelerin manaları
belki dürüst terceme Minim§ olur. Lakin şair'in kuvve-i hayaliyesiyle tasvir
kıhrunış suretleri miltercim efendi tişince (gereğince) tasvir edemez. Buna göre,
terceme ruhsuz çıkar. Yahut hiçbir mümkün olmaz. çünkü lisan kum manalan
nakleder. Amma hayat gölderinde teessür kuvvetiyle uçar suretleri avlanmaktan
bazen adz olur.
Manalann, surederin ihtilaflan hasebiyle terceme bazen mümkün olmaz
dedik. Dürüst (doğrudur). Lakin Kuran-ıKerim kelimelerinin ciimlelerinin
rnanalan ti kıyamet sabittir. Hayal suretleri de ğil belki hakikattir.
Buna göre,
Kur'an-ıKerim'i tercüme Icat'en mümkündür, şer'an farzdır.
Bin lisana tercüme lohns ın ol mahfuz hemin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

